gototopgototop
22 Mayis 2012 Sali - 03:01:47
SÜLEYMAN DOĞAN - DERSİM DÖRT DAĞ İÇİNDE-8 / HAWAR... YETİŞ YA XIZIR ! PDF e-Posta
Cumartesi, 18 Şubat 2012 16:44

DERSİM DÖRT DAĞ İÇİNDE-8-


HAWAR... YETİŞ YA XIZIR !


Daha evvel Xızır’ın Dersim`de ve de Alevilikte ne kadar önemli olduğunun üzerinde durmuştuk. Buna bağlı olarak da, genellikle kışın şubat ayı içinde 3 günlük Xızır orucu tutulur. Fakat bu bazı yörelerde farklılıklar da gösterebilir. Bunun birden çok etkenleri var.

Başta haberleşme, iletişimin o koşullarda ki zorluğu, zaman ve saat, gün hesapları, bir de eski ve yeni takvime göre hesap yapma ve buna benzer şeyler… Kış koşullarının bazı yerlerde çetin geçtiğinden dolayı pir ve rêberlerin oraya gidememeleri yüzünden farklılıklar ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Xızır orucunun sonunda ’niyaz’ dağıtma dolaysıyla cem yapma, piri ve rêberi gerektirdiğinden kaynaklanmaktadır. Bir başka durum ise cemin gizlilik içinde yapılma zorunluluğu beraberinde güçlükleri ve buna bağlı olarak farklı zamanlamaları da beraberinde getirmektedir.

Alevilikte niyaz ve lokma çok önemlidir. Yaptığın niyaz ve lokmanın cinsi veya biçimden ziyade niyet emek ve o amaç doğrultusunda yapmak yeterlidir. Zengin bir donanım ve gösterişsiz olması daha makbul görülür.

Genellikle Kürtçede PARĞAÇ dediğimiz yağlı gömme tercih edilir. Hazırlanması çok basittir. Hamuruna yağ katarak yoğurduktan sonra, özenle yuvarlak bir form verilir. Yuvarlak gömmenin bir yüzüne kaşık, fincan gibi eşyalarla form vermeğe elverişli şeylerle şekiller yapılır. O şekillerin ortalarına parmak sokularak çukurlar oluşturulur, Gömmeye katılan yağın dışında bu çukurlara da yağ konularak sacın altına sürülür pişirilmeye bırakılır. Piştikten sonra eşit bir biçimde kare veya dikdörtgen şeklinde kesilerek dağıtılır. Herkes bunu yemekten ziyade inanç temelinde yer. Hatta lokmaya kelle indirilir, yani lokma öpülür ve yenilir.

Bu geleneğe kiliselerdeki ayinlerde de rastlamak mümkün. Oradaki ayinler sonunda su veya başka benzeri şeylerin herkese dağıtıldığını veya içildiğini görmek mümkün. Bu dinlerin İslamiyet’ten önceye rastladığı ortadadır. Xızır Orucunun önemi çok büyük. Xızır orucunun tutulduğu ay çok hassas bir aydır. İnsanlar biri birini kırmamaya özen gösteriler. Bilhassa fakir, perişan durumda olan insanlara çok önem verilir. Burada çok önemli bir şeyi hatırlatmakta fayda var. Tabi şimdiki zamanı bilmem. Geçmişte Dersim coğrafyasında aslında en akıllı insan olup, toplum tarafından ‘deli’ diye nitelenen İnsanlara en çok önem veren bir coğrafyadır Dersim. Bu da Xızırın hep bu rollerde İnsani imtihan ettiğine inanılır. Zaten bu tür insanların saf ve temizlikleri apaçık ortada olduğu gibi, dünya malı ve mülkünde gözü olmayan insanlar tıpkı Xizir olduğu gibi dünya malına değil insanlığa verdiği önem gibi algılanır. Zaten Dersim Sey Hüssên Heykelini yaparak bunu ispatlamış bir coğrafya. Bu saygı ve önem bu gelenekten geliyor.

Bir gerçeği de hatırlatayım, Elazığ’da böyle perişan ( deli diye nitelendirilen) İnsanlar olduğu zaman araçlara bindirilip Dersime yollandıkları da bir gerçek. Verilen önem bu kadar aşikârdır.

Bir başka oruç Gaxend orucudur, bu da üç gün tutulur. Bir başka oruç 12 gün tutulan hatta buna 12 buçuk da denilebilir. 12. günün sonunda 13. günün sabahı ‘aşure çorbası’ pişirilene dek yemek yenilmezdi. Öğleye doğru pişirilen aşure yenilirdi. ‘Buçuk’ buradan kaynaklıydı. Bu 12 günlük orucun üç günü yine Möti Möti diye söylenen biçimde tutulurdu. Yani iftarda yemek yenilmez. Genellikle bir avuç kuru üzüm veya buna benzer başka şey yenilir. Üç günde böyle tutulurdu.

Sonrada öğrendiğim kadarıyla Ezidilik’te de 12 gün orucun olduğunu, bunlarda da üç günün möti möti tutuğunu öğrendim. Bu oruç islamiyetten çok önce tutulan bir oruçtur. Bu gelenek ve oruç tutma biçimi İslamiyet’ten önceye dayandığını her yerde öğrenmek mümkün artık. Irak Kürdistanı’nda hala böyle möti möti orucu Ezidilikte tutuluyor.

Bunların başında gelen HIZIR’ı tamamlayan bir şey daha var. O da , Gerçek. Bu çok hakikatli ve üzerinde durulması gereken bir anlam. Bir insanın ne olduğundan ziyade, makam , akrabalık , baba , anne olmanın çok önemi yok. Önemli olan birinin ne kadar gerçek olduğuna bakılır. Gerçek olmak, doğru olmak, haklı olmak, adaletli olmak buna benzer ne varsa, pozitif anlamlıdır. Bunların hepsi kabullüdür, bunun tersi reddidir.

Buradan yola çıkarak aklın temel alındığını görebilme çok önemlidir. Biz bu aklı gerçek bir yöne koyduğumuzda ve de aklımıza sorular, nedenler, niçinler üzerinde çalıştırarak yorduğumuzda ortaya gerçek veya halk diliyle denilen ""GIRCEK"" kendiliğinde çıkı veriyor.

Evet bir Ali var . Fakat bizim Ali nerede? Veyahut Nasıl? Niçin Ali veya başkaları? Gelin Gerçeğe bağlı kalalım. O zaman bu Aleviliğin bir kaç şartından biridir. Birinci şart Xizir ise İkinci şarta Gerçek olabilmek. Yani pîr û pak olabilmedir. Pir û pak olamayanın cem ve civatta yeri de olamaz.

Belki bu söyleyeceklerim çok ilginç gelecek, fakat bu konunun sosyal ve psikolojik bir boyutunun olduğunu hatırlatmakta fayda var. Dersim 38 katliama veya soykırıma uğramasına rağmen, bu soy kırımın da kimler tarafından yapıldığı apaçık ortada olması , bir başka gerçeği de beraberinde getirmekte. 38 katliamı veya soykırımının hemen akabinde Dersim coğrafyasında doğan çocuklara konulan isimlere bakalım.


Kemal, Mustafa, İsmet, Celal, Fevzi, Ali Kemal, Kazım, vb. gibi devam eder. Burada bir terslik görülmüyor mu? Nasıl böyle oluyor, neden böyle oluyor? Niçin böyle oluyor? Araştırma konusu olan bu. Bu arada benim de ismim ‘Yahudi’. Burada kimse sakın alınmasın bu bir tespittir.

Buna benzer başka bir durum da Dersim ve Alevilikteki inançsal biçiminde de görebilmek mümkün. Ali, Hasan, Hüseyin, hatta Hasan Hüseyin, Şah İsmail, diye beraber takılan isimler var.


Bir başka isime de rastlamak mümkün bu da çok önemli. Ali Xıdır veya Ali Xızır Ali ile yetinmeyip Xıdır, Xızırı da koymayı ihmal etmiyor. Bu tespitlerin dışında Hıdır - İlyas da var. XÊRDÊLAS denilir Dersim coğrafyasında.

Bu tespitler ve gerçekler insanı hızlı bir biçimde gerçeğe doğru götürüyor.

Alevi geleneğinde dolayısıyla Dersimde, bağlamanın önemi büyük demiştik. Bu beraberinde bir ozanlık, dervişlik, aşık geleneğini de getiriyor. Öbür yanıyla Ölülere yapılan ağıtlar geleneğini de unutmamak gerekir. Çünkü İnanç figürünün önemli bir parçası. Hele bu ölen genç veya sevilen biri ise… Veyahut yapılan bir haksızlık sonucu veya yapılan bir zalimlikle ölmüşse mutlaka bir ağıt yapılır ve bu haksızlığa bir başkaldırı niteliğini taşır. Özü gereği haksızlığa uğrayanın yanında olma. Yani kendisine yapılanın aynısı başkasına yapıldığında onu kendinde bilme anlayışı devreye giriveriyor. Ezilenden yana olma anlayışı hemen karşımıza çıkıyor. Bir başka şey " Gerçek" bunu aramak, bulmak ve gerçeğin yanında durma, kendinden bilme. Akılcı ve doğrucu bir tavır, olması gereken bir tavır. İnsan olabilmenin koşulu böyledir.

Ali`ye bağlılık tam da buradan gelmekte daha sonara çocuklarına yapılan zalimlik bunu daha da pekiştirerek Deyişler, Türküler, Destanlar yapılmıştır.


Hatta Aleviler şuna inanmışlar. HZ. Ali Namaza dururken vurulmuş bundan dolayı Mescide ( camiye) ve Namaza lanet getirilmiştir diye söylenir durulur. Hz. Hüseyin’e dolaysıyla Alinin çocuklarına yapılanlar İslamiyet namına yapılmıştır. Yani Alevilere yapılan zulüm. Zulmün tarafı , aynı zulmü Ali ve çocuklarına da yapmıştır. Öz itibari budur.


Tamd a burada yakın tarihli bir örnek vermek gerekirse. Dersim ve Kürdistan tarihinde yerini almış bir şahsiyet olarak,SEYIT RIZA var. Seyit Rıza`yı çoğu insan Pir veya " seyit" olarak biliyor: Çok az insan Seyit olmadığını bildiği halde müdahale etmeye gerek duymuyor. Bunu bir çok sebepten dolayı. Çünkü Seyit Rıza’ya yapılan zulüm orada dururken. Buna gerek görmüyor.


Fakat gerçek böyle değil. Aslında Seyit Rıza ne pir ne de "seyit" dir. Bizim Aleviliğimiz ve Ali`ligimiz de aynen buna benzeri bir durum olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu da Hz. Aliye ve de çocuklarına yapılan zalimliğe karşı çıkmak felsefesi gereğidir. Bu deyişler Alevilerin cem ve civatlarının içine kadar girmiştir. Yapılan baskılar da buna eklenince, bir nevi bu ipe sarılarak kendilerini yaşatmak istemişlerdir. Bu da zamanla kimileri tarafında bir inanç olarak benimsenmiştir. İslamiyet için Kılıcını Kullanan Şeriat savaşçısı Hz. Ali aniden Alevi oluvermiş! Aslında Alevi olan namaza ve mescit, şimdiki ismi camiye lanet getiren Ali yok ortada. İşin yanlışı da burada yatmakta. Hangi Ali bizim Ali? Bizim boz Atlı Xızır nereye İltica etmiş? Buna bir cevap bulmak gerekmez mi?


Hala hayatta olan Karakoçan’a bağlı Badran köyünde yaşayan İmam Hüseyin amcanın hikâyesini anlatayım. Benim ortaokul yıllarında bu olay yaşandı. İ.Hüseyin Amca hayvancılık yapardı. Bir gün yeğeniyle beraber hayvanlarını Karakoçan’a satmaya getiriyor. Hayvan pazarına geliyor, hayvan tüccarları yok ortada. Bunların nerede olduğunu sorar. Onlar tüccarların cuma namazına gittiğini söylerler.


İ.Hüseyin amca ‘’hım anladım’’ der, Yeğeniyle Xan çeşmesi cephesinden caminin dış bahçe kapışana kadar gidip kapıda bekler. Zaten tüm kısırcıları da ( Tüccarları ) tanıyor. Cami dağılır Kısırcının biri hısımla gelir I.Hüseyin’in yeğeninin yakasına yapışır, bağırmaya baslar.


-Sen utanmıyor musun benim lastiklerimi çalmışsın? Çıkar ayağındaki lastikleri! (Meğer hayvan tüccarının camide ayakkabıları çalınmış.)
İ.Hüseyin’in yeğeni neye uğradığını şaşırır. I.Hüseyin Amca hemen Hayvan tüccarına yakasına yapışır ve çöyle bağırır:
-Ulan Pezevek, namussuz sende biliyorsun ki o kapı
kalu beladan beri tarafımızdan lanetlenmiştir. Olduk olalı biz o kapıya ayak basmıyoruz ki, senin ayakkabılarını çalalım
. Bu yakasına yapıştığın adam benim yeğenim!
Tüccardan jeton düşer . ( Haa doğru ya bunlar alevi ) ve İmam Hüseyin’e şöyle der:

-Yahu İmam Hüseyin kusura bakma senin yeğenin olduğunu bilmiyordum. Vallahi Lastiklerimi daha yeni almıştım canim yandı.
İmam Hüseyin ve Tüccarın arasındaki bu diyalog bunu doğruluyor. İmam Hüseyin Amca hala sağlıklı orada duruyor. İsteyen gidip bu meseleyi canlı canlı konuşabilir.


Bunun dışında tüm büyüklerim de ve pir, rêberler, hatta mürşitlerden hep böyle dinledim ve böyle biliniyor. Ben eminim ki benim akrabalarım ve diğerleri hepsi böyle biliyordur. Gelin Xızırımızın nereye iltica ettiğini bulalı. Dolayısıyla gerçeği de bulmuş oluruz, ne dersiniz?


19. 2. 2012
Süleyman Doğan
 

 

 


rssfeed
Email Drucken Favoriten Twitter Facebook Myspace Stumbleupon Digg MR. Wong Technorati aol blogger google reddit YahooWebSzenario
Son Güncelleme: Cumartesi, 18 Şubat 2012 16:52
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

DEMOKRAT HABER

EN SON EKLENEN HABERLER