|
Sey
Riza
Pile Desimi
Seyit Riza Dersim Lideri
Dogum: 1862 Dersim
- idam: 1937
Elazig
"Seyit Rizayi Meydana
cikardik.
Hava soguktu ve etrafta kimseler yoktu.
Ama Seyit Riza Meydan insan doluymus gibi,
sessizlige ve bosluga hitabetti.
-Evladi Kervelayme, Be gunayime,
Ayvo Zulumo, Cinayeto.
(Evlad-i Kerbelayiz, gunahsiziz,
ayiptir, zulumdur, cinayettir.)
dedi.Benim tuylerim diken diken oldu.
Bu yasli adam rap - rap yurudu.
Cingeneyi itti.
Ipi boynuna gecirdi. Sandalyeye ayagiyla
tekme vurdu. Infazi yapti."
İhsan Sabri Çağlayangil’in Anıları
"Atatürk gelmeden Seyit Rıza idam edilecekti"
Tanju Cılızoğlu
Yıl 1937 Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü emniyet müdürlerinden,
birgün beni çağırdı: "Atatürk Diyarbakırda, Singeç köprüsünü açmaya gidecek
dedi.
O tarihte Seyit Rıza, Dersimin Kürt lideri. Aynı zamanda Peygamber
sülalesinden geliyor kendisi. Seyit Rıza’nın bir de dini vasfı var.
Fırat, Şeytan köprüsü (1) denen mevkide dört metreye kadar daralır.
Derinliği de deniz gibidir. 17 metre olur. Burada bir köprü yapmışlar,
Köprünün başında bir karakol, Karakolda da 33 askerimiz var. Askerlerin
başında İsmail Haki adinda bir yedek tegmen. Yani ihtiyat Mulazim.
Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyor. Baskında karakol yakılıyor ve 33
askerimizde şehit ediliyor. İşte bu olay Dersim isyanının başlamasıdır.
Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor. "bu meseleyi
kökünden hallediniz" diye.
Elazığ’da o dönem Muffetişi Umum-i Abdurahman Doğan paşa var.(2) Malatya
Emniyet müdürlüğünden bir buçuk ay kadar önce Ankara’ya tayin edilmiştim.
Vali İbrahim Etem Akıncı, şovalye çeteci bir adam. Demirci efe ile birlikte
kurtulus savaşında çete kurmuş biri. Vali vekalete şifre çekmiş. "emniyet
müdürüm Ankara’ya tayin edildi, biz Elazığa gidip Dersim harekatını birlikte
görmek istiyoruz" diye. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türlü rivayetler
var.
Uzatmayalım biz Ankara’dan müsaade istihsal, vali Akıncı ile birlikte
Elazığ'a varıyoruz. Müffetişi umumi Abdurrahman paşanın misafiri oluyoruz.
İsteğimizi kendisine anlatıyoruz! Dersim harekatını incelemek istiyoruz.
Paşa bize "iyi ki geldiniz, bende yarin orada bir mevkiye gideceğim. Onbeş
gün once tercüman aracılığıyla aşiretlerle konuştum. Kendilerine aşiretlerin
başı olan kişileri teslim ederseniz harekatı durduracağız, barış yapacağız
dedim. Yarın da son gün. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Ne olacağı belli
olmaz. İsterseniz sizide alabilirim" dedi.
Yemek yedik. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Ben alışkın değildim. Hastalandım.
Ateşim 38. Ama olayı kaçırmak istemiyorum. Hasta hasta önceden belirlenen
harekat sahasına varmak için yola çıktık. Önümüzde ve arkamızda birer
kamyon. Biz ortadayız. Kamyonun birinde askerler var. Diğerinde fırından
yeni çıkmış sıcak ekmekler. Yollar devriye dolu. Devriyeler mevzilenmiş. Bu
arada devriyeler bize ateş açtı. Önlendi.
Gelecegimiz yere geldik. Yüksek bir yerden asağıya indik. İndigimiz yere
silahlı askerler dizildi. Abdurrahman Paşa muhtemel bir pusuya karşı
önlemler aldırmıştı. Benim yanımda fotoğraf makinası var. Bir süre bekledik.
Ortalarda kimseler yok. Bağırıp çağırdık bir tercüman çıktı ortaya.
Abdurrahman Paşa:
-Geldiniz mi, dedi.
-Geldik, dediler.
Ortaya göğsü bağrı açık, uzun boylu levent adamlar çıktı. Abdurrahman paşa
gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. Açtılar. Hemen ekmekleri kırıp yemeğe
başladılar. Kalanları koyunlarina soktular. Paşa onlara sordu:
-Listede yazılı olanları getirecek misiniz?
-Uç kişi hariç on iki kişiyi getireceğiz dediler.
Abdurrahman Paşa: "olmaz" dedi. Onlar da son derece kararlı bir biçimde:
-Paşam ne edek, olmazsa olmaz dediler.
Asiler dağlara sığınmışlar. Bir mavzerle bir alayı durdurur. Paşa onlara
biraz sert: "Devletle baş edemezsiniz"! dedi. Ve ekledi.
-Niçin teslim etmiyorsunuz?
İçlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı:
-Bir kadının tek kocası olur. Şimdi siz hükümetsiniz. Askeriniz var. Bugün
buradasınız. Şunları size veririz, alır gidersiniz... Biz yarin yine onların
eline kalırız. Bunlar, bu ağalar bizim kulumuzu aittirler. Siz Dersim'e
giremiyorsunuz. Jandarmanızı sokamıyorsunuz...
Abdurrahman Paşa durdu. Düşündu. Sonra tercümana şunları söyledi:
-Ben Kastamonuluyum. Kastamonu’nun tarihini bilir misiniz? Şehrin ortasında
bir nehir akar. Etraf birdenbire dağ gibi meyillenir. Vaktiyle bir tarafında
Kastlar, öte tarafında tumanlar varmış. Şehri bunlar kurmuş. Bunun için "KASTUMAN"
demişler. Kelime zamanla Kastamonu olmuş. Sizin aşiretinizde bu gun "DEMENAN".
Siz benim akrabamsınız. Atalarımız bir yerde buluşurlar. Yapmayın. Size
onbeş gün daha izin vereyim. Gidin ve onbeşgün sonra bu listedekileri
getirin" dedi
O listede Seyit Rıza da var. Ve teslim etmeyecekleri üç kisiden biri de
Seyit Rıza. Bende bu olayın resimlerini çektim. Erkan-i Harp, Kurmay Albay
Neşet bey, Çanakkale valisi olduğumda, bu zatı Çanakkale gornizon kumandanı
olarak buldum. Asilerle konuşmaktan döndüğümüzde Neşat Albay bize: "Bu
işleri hep Seyit Rıza yapıyor, Seyit Rıza Peygamber sülalesinden değil.
Kendisine Kuçükken hastalık gelmis. Ailesine demişler ki, bunu kundağıyla
kiliseye götürün bırakın, sabahleyin alın bir şeyi kalmaz. (3) Denileni
yapmışlar. Bırakıp sabahleyin almışlar. Rivayete gore çocuklar değişmiş".
Neşat Paşa iddia ediyorki Seyit Rıza peygamber sülalesinden değil. Seyit
Rıza büyümüş. Şeytan köprüsünu yıkmış. Dini lider olmuş. Kürtlerin başına
geçmiş. Dersim isyanını idare ediyormuş.
Bu olaylardan sonra Ankara’ya döndüm. Onbes günlük ikinci müddet bitmiş,
Abdurrahman Paşaya listedekileri teslim etmemişler. Aradan aylar gecti.
Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İste bu sırada Ataturk
Diyarbakır’daki yeni yapılan Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Elazığ'a da
gelecek karayoluyla Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet genel müdürü Şükrü
Sökmensuer bey bana diyordu ki "Atatürk Singeç Köprüsünü açmaya gidecek.
Dersim harekati bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığa dolmuş.
Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Buna meydan
vermeyelim".
1937 yılında resmi tatil günü cumartesi öğleden sonra, Atatürk pazartesi
günü Elazığ'a gelecek. Bizden istenilen "asılacak asılsın" ve Atatürk'ün
karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde
Elazığ valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi bey, Emniyet Müdürü Serezli
İbrahim bey, Savcı yardımcısı arkadaşım, Şükrü Sökmensuer, "Emniyet Genel
Müdürlüğünün siyasi şubesinden, sivillerden istediğini yanına al. Atatürk’ün
istasyondan halkevine kadar korunması da size ait" dedi. Başta Macar Mustafa
olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığa vardım. Emniyet
Müdürü İbrahim beye gittim. Savcı için "kuraldışı bir şey yapmaz, mümkun
değil " dedi.
Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bana bu konuda hükümetten de
şifre aldığını, ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde sonuç
almanın mümkün olmadığını bildirdi. Ve ekledi. "ben de mahkemeleri
etkileyemem". Oysaki biz Atatürk gelmeden önce mahkemenin kararını vermesini
ve gereğinin yapılmasını, Atatürk geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış
olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya
gönderilmiştim.
Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana "sen valiye söyle, savcı
gitsin, rapor alsın. Ben senin istediğini yaparım" dedi. Biz mahkemenin
tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor
aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.
Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittiğimde hakim mahkemenin aldığı kararı
evinde yazıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle
meşguldu. Devir CHP devri. Herkes çekiniyor. Hakim bana: "Cumartesi mahkeme
toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar kararı veririz. Salı günü
de idam hukümlerini yerine getiririz" dedi.
O zaman dördüncü bölgede temyiz hakkı yoktu. Abdurrahman paşa sıkı yönetim
kumandanı olarak kararı tasdik edecek kişi idi. O da "Yukarıdaki karar
tasdik olunur" demiş basmış boş kağıda imzasını. Yukarıya "Abdurrahman
Paşanın idami" diye yazsanız kendisi idam edilirdi.
Hakime dedi ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasil olmuyor ki.
Hakim "Başkaca bir şey yapılamaz" diyerek kestirdi attı. Bende kendisine
sordum:
-Sizin saat beşten sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?
-Oooo, çok oluyor cevabını verdi.
-Eee sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz da, baştan beş saat ihlal etseniz
olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız.
-Elektrikler kesiliyor dedi, hakim.
Ona çare bulduk. Otomobil farlarıyla hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine
lüksler koyarız.
Hakim bu defa :
Samiin yok , dedi
Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz.
-Kaç kişi asılacak?
-Onu karardan önce soyleyemem dedi. Ama ekledi: "Savcı 27 kişinin idamını
istedi".
-Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?
-Bilmem dedi.
Ceza infazi kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların
birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık.
Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12:00
de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık Mahkemenin 72 sanığı
vardı.
BENİ ASMAYA MI GELDİNİZ?
Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira
istedi "Peki" dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıkladı. Yedi
kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları
da çesitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kararlar okununca sanıklar ilk
anda anlamadılar. İdam "tunne" diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza'yı
aldık. Otomobilde benimle polis müdürü İbrahim'in arasına oturdu. Jeep
jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza Sehpaları görunce
durumu anladı.
-Asacaksınız; dedi ve bana döndü. "Sen Ankara’dan beni asmak için mi
geldin"? Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum.
Bana güldü.
Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
Bu sırada Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum.
Fındık Hafız'ın idami bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve
etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi,
sessizliğe ve boşluğa hitabetti.
-Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeta. (Evlad-ı
Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.) dedi. Benim tüylerim
diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna
geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. zı yaptı.
Kayanak: dersim.biz
SEYYİD
RIZA (1862-1937)
Seyyid Rıza'nın yaşamı hakkında çok fazla birşey bilinmemekle birlikte,
Dersim Ayaklanması hakkındaki tek kitabın yazarı olup kendisiyle uzun yıllar
birlikte yaşamış olan Dr. Nuri Dersimi'nin verdiği bilgilere göre Dersim'de
doğan Seyyid Rıza yörenin "en önemli ve en asil" aşiretlerinden birinin
önderi durumundaki Seyyid İbrahim'in oğludur. Dersim'in Şii Kültlerinde "Seyyid"
kelimesi Türkiye, İran ve Irak Kürtlerinin Şeyh kelimesiyle aynı anlamda
kullanıldığından, aynı zamanda bir şeyh olan Seyyid İbrahim, Deri Ahri
kasabasında hayatını sürdürürken, bölge halkı üzerinde bir "yol gösterici"
olarak büyük nüfuz sahibiydi. Seyyid Rıza ailenin dördüncü ve en küçük
oğluydu. Mehmet Ali Efendi adlı bir ulemadan dersler alarak büyüdü. Mehmet
Ali Efendi hem bir dinî önderdi hem de bölge halkının ulusal bilincinin
gelişmesine hatırı sayılır katkılarda bulunmuştu. Babasının ölümünden sonra
Seyyid Rıza, babasının vasiyetine uygun olarak şeyhliği devraldı ve Tujik
tepesi eteklerindeki Agdad kasabasına yerleşti. Nuri Dersimi'-ye (ayaklanma
sırasında Baytar Nuri diye tanınan şahıs) göre, Seyyid Rıza neşeli, fedakar,
çalışkan ve merhametli birisiydi. Seyyid Rıza'nın kasabası Agdad'a Kürdistan
bayrağını çok daha önceden çekmiş olduğu halde, Hozat aşiretlerine
güvenmediğinden Koçgiri ayaklanmasına aktif olarak katılmadı. Yalnız
hükümetin verdiği sözleri tutmaması üzerine büyük bir silahlı grupla
birlikte persim'e inerek, asilerin taleplerini destekleyen bir telgraf
çekti. Baytar Nuri tutuklandığında da nüfuzunu kullanarak serbest
bırakılmasını sağladı. 1921'den sonra Dersim'de Alişer Efendi ve Baytar
Nuri'yi himayesi altına aldığı gibi, sözkonusu şahısların bütün Dersim
aşiretlerini birleştirme yolundaki çabalarını da destekledi. 1925'deki Şeyh
Sait İsyam'ndan sonra da binlerce mültecinin yardımına koşmuştu.
1926da Koçan aşiretine karşı girişilen operasyon sırasında Seyyid Rıza,
diğer Dersim aşiretlerinin hükümet kuvvetlerinin safında yer almasını
önlemeye çalıştı. Operasyondan sonra Genel Müfettiş İbrahim Tali'nin çağrısı
üzerine Baytar Nuri ile birlikte Diyarbakır'a giden Seyyid Rıza'ya hükümetin
Dersimlilerin silahlarını teslim etmeleri, karakol ve kışla yapımına karşı
çıkmamaları ve Koçgiri ayaklanması sırasına onlara sığınan asileri geri
vermeleri talepleri iletildi. İkinci bir görüşmede de, İbrahim Tali
Dersim'de bir isyan hazırlığı olduğu anlamına gelebilecek hazırlıklar
hakkında bilgiler içeren bir istihbarat raporu okuttu. Butun bunlardan
Kurtlere karsi yeni bir operasyon duzenlenmekte oldugu sonusu cikaran
Seyyid Rıza, Ferhadan aşireti reisi Cemşit ağanın evinde bütün reisler
arasında bir değerlendirme toplantısı düzenledi. Ancak bu tür toplantılara
rağmen aşiretler arasında birlik sağlanamıyordu. Çok geçmeden, daha önce de
devletle işbirliği yapmış, Birinci Meclis'e Dersim mebusu olarak gitmiş Meço
Ağa, Seyyid Rıza'nın damadı, Aşağı Abasan aşiret reislerinden İbrahim Ağayı
öldürttü. Aşiretler arası bu çatışmalar yüzünden Ağrı isyanı sırasında
Dersim'in ayaklanmaya katkısı çok cılız oldu. 1936'da Türk Ordusunun Dersim
yakınlarına yeni garnizonlar kurma kararı, Kürt aşiretlerinin günlerce süren
yoğun toplantılarına neden oldu. Yörede askerî garnizon istemeyen
aşiretlerin temsilcisi olarak, Seyyid Rıza bu kararın geri alınması için bu
kez General Abdullah Alpdoğan'la Kürtlerin temsilcisi olarak görüştü. İlk
görüşmede Alpdoğan'la anlaşamayan Seyyid Rıza, geri dönüp bunları tüm aşiret
liderlerine anlattı. Ancak buna rağmen General Alpdoğan bir genelge
yayınlayarak bütün Kürt aşiretlerinden 200 bin silah toplamalarını
istemişti. Yeni garnizonlar yapımına başlanması üzerine bölge halkı bazı
şantiyeleri basarak nöbetçilerin silahlarına el koydu. Seyyid Rıza, General
Alpdoğan'dan genelgesini iptal etmesini ve halkının ulusal haklarını güvence
altına alan yeni bir bölgesel yönetimin oluşturulmasını istedi. Hükümetin bu
talebe cevabı bölgeye hemen çok sayıda askeri birlik göndermek oldu. Keşif
uçuşu yapan uçakların eşliğinde başlatılan askeri operasyonlar kış
bastırdığından kesildiyse de Dersim kuşatma altında tutulmaya devam etti.
1937 baharında karların erimesiyle yeniden başlayan askeri operasyonlar
sırasında Seyyid Rıza'nın oğullarından Bra İbrahim arabuluculuk için gittiği
Elazığ dönüşünde, İstihbarat şefi Binbaşı Şevket'in adamları tarafından
öldürüldü. Bunun üzerine Türk yetkililere başvuran Seyyid Rıza oğlunu
öldürenlerin kendisine teslim edilmesini istedi. Ancak bu talebi kabul
edilmedi ve çatışmalar yeniden başladı. Eylül 1937'de Kürt kaynaklarına göre
hükümet yetkilileriyle görüşmek üzere Erzincan'a giden Seyyid Rıza
tutuklandı. Yeni Genel Müfettiş İzzettin Paşa kendisine Seyyid Rıza olup
olmadığını sorduğunda "Ben Dersim'li Rızo'yum" dedi, "Dersim'de her meşe
altında ve her dağ başında binlerce Rızo vardır. Şu halde siz hangi Seyyid
Rıza'yı soruyorsunuz?" 14 gün süren mahkeme sonunda ölüme mahkum oldu. 18
Kasım 1937'de, aralarında oğlunun ve kardeşinin de bulunduğu toplam 11 kişi
Elazığ'ın Buğday meydanında idam edildi. İdamdan sonre cenazeleri daragaclarindan indirilerek
Elazig sokaklarinda halka teshir edildiktan sonar yakildi
Kaynak : Sosyalizm Ansiklopedisi Cilt 6 sayfa
1912-13
Seyyid Rıza
Seyyid Rıza, Tunceli’nin Lirtik köyünde doğdu. Doğum tarihi kesin olarak
bilinmemekle beraber 1862 veya 1863 yılında doğduğu varsayılıyor.
Seyyid Rıza'nın hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Dersim Ayaklanması
hakkındaki tek kitabın yazarı olup kendisiyle uzun yıllar birlikte yaşamış
olan Dr. Nuri Dersimi'nin verdiği bilgilere göre Dersim'de doğan Seyyid Rıza
yörenin "önemli" aşiretlerinden birinin önderi durumundaki Seyyid İbrahim'in
oğludur.
Aynı zamanda bir şeyh olan Deri Ahri kasabasında hayatını sürdüren Seyyid
İbrahim, bölge halkı üzerinde bir "yol gösterici" olarak büyük nüfuz
sahibiydi.
Seyyid Rıza ailenin dördüncü ve en küçük oğluydu. Mehmet Ali Efendi adlı bir
ulemadan dersler alarak büyüdü. Babasının ölümünden sonra Seyyid Rıza,
babasının vasiyetine uygun olarak şeyhliği devraldı ve Tujik tepesi
eteklerindeki Agdad kasabasına yerleşti. Nuri Dersimi'ye (ayaklanma
sırasında Baytar Nuri diye tanınan şahıs) göre, Seyyid Rıza neşeli
birisiydi.
Seyyid Rıza, Hozat aşiretlerine güvenmediğinden Koçgiri ayaklanmasına aktif
olarak katılmadı. Yalnız hükümetin verdiği sözleri tutmaması üzerine büyük
bir silahlı grupla birlikte Dersim'e inerek, asilerin taleplerini
destekleyen bir telgraf çekti. Baytar Nuri tutuklandığında da nüfuzunu
kullanarak serbest bırakılmasını sağladı. 1921'den sonra Dersim'de Alişer
Efendi ve Baytar Nuri'yi himayesi altına aldığı gibi, sözkonusu şahısların
bütün Dersim aşiretlerini birleştirme yolundaki çabalarını da destekledi.
1925'deki Şeyh Sait İsyanı'ndan sonra da binlerce mültecinin yardımına
koşmuştu.
1926’da Koçan aşiretine karşı girişilen operasyon sırasında Seyyid Rıza,
diğer Dersim aşiretlerinin hükümet kuvvetlerinin safında yer almasını
önlemeye çalıştı. Operasyondan sonra Genel Müfettiş İbrahim Tali'nin çağrısı
üzerine Baytar Nuri ile birlikte Diyarbakır'a giden Seyyid Rıza'ya hükümetin
Dersimlilerin silahlarını teslim etmeleri, karakol ve kışla yapımına karşı
çıkmamaları ve Koçgiri ayaklanması sırasına onlara sığınan asileri geri
vermeleri talepleri iletildi.
İkinci bir görüşmede de, İbrahim Tali, Dersim'de bir isyan hazırlığı olduğu
anlamına gelebilecek hazırlıklar hakkında bilgiler içeren bir istihbarat
raporu okuttu.
Bunun üzerine Seyyid Rıza, Ferhadan aşireti reisi Cemşit ağanın evinde bütün
reisler arasında bir değerlendirme toplantısı düzenledi. Ancak bu tür
toplantılara rağmen aşiretler arasında birlik sağlanamıyordu. Çok geçmeden,
daha önce de devletle işbirliği yapmış, Birinci Meclis'e Dersim mebusu
olarak gitmiş Meço Ağa, Seyyid Rıza'nın damadı, Aşağı Abasan aşiret
reislerinden İbrahim Ağa’yı öldürttü. Aşiretler arası bu çatışmalar yüzünden
Ağrı isyanı sırasında Dersim'in ayaklanmaya katkısı çok cılız oldu. 1936'da
Türk Ordusunun Dersim yakınlarına yeni garnizonlar kurma kararı, aşiretlerin
günlerce süren yoğun toplantılarına neden oldu.
Yörede askerî garnizon istemeyen aşiretlerin temsilcisi olarak, Seyyid Rıza
bu kararın geri alınması için bu kez General Abdullah Alpdoğan'la Kürtlerin
temsilcisi olarak görüştü. İlk görüşmede Alpdoğan'la anlaşamayan Seyyid
Rıza, geri dönüp bunları tüm aşiret liderlerine anlattı. Ancak buna rağmen
General Alpdoğan bir genelge yayınlayarak bütün aşiretlerden 200 bin silah
toplamalarını istemişti.
Seyyid Rıza, General Alpdoğan'dan genelgesini iptal etmesini istedi.
Hükümetin bu talebe cevabı bölgeye hemen çok sayıda askeri birlik göndermek
oldu. Keşif uçuşu yapan uçakların eşliğinde başlatılan askeri operasyonlar
kış bastırdığından kesildiyse de Dersim kuşatma altında tutulmaya devam
etti. 1937 baharında karların erimesiyle yeniden başlayan askeri
operasyonlar sırasında Seyyid Rıza'nın oğullarından Bra İbrahim arabuluculuk
için gittiği Elazığ dönüşünde, İstihbarat şefi Binbaşı Şevket'in adamları
tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Türk yetkililere başvuran Seyyid Rıza
oğlunu öldürenlerin kendisine teslim edilmesini istedi. Ancak bu talebi
kabul edilmedi ve çatışmalar yeniden başladı. Eylül 1937'de hükümet
yetkilileriyle görüşmek üzere Erzincan'a giden Seyyid Rıza tutuklandı.
Yeni Genel Müfettiş İzzettin Paşa kendisine Seyyid Rıza olup olmadığını
sorduğunda "Ben Dersim'li Rızo'yum" dedi, "Dersim'de her meşe altında ve her
dağ başında binlerce Rızo vardır. Şu halde siz hangi Seyyid Rıza'yı
soruyorsunuz?" 14 gün süren mahkeme sonunda ölüme mahkum oldu. 18 Kasım
1937'de, aralarında oğlunun ve kardeşinin de bulunduğu toplam 11 kişi
Elazığ'ın Buğday Meydanında idam edildi.
KAYNAK: www.biyografi.net
|