Anadolu’da halk arasında “şunu yapma Allah aşkına, “dur Allah aşkına”, “yetti artık Allah aşkına” gibi tepkisel bir sınır vardır. Bu sınır, yapılanların artık Allah aşkıyla bağdaşmadığını göstermek için vurgulanır. Yani Allah aşkına dayanılmazlığın ifadesidir “Allah aşkına!”deyimi.
Tanrıyı ortak bir değer olarak dile getirmenin tepkisidir.
Ben de, aşkı sevelim Anadolu aşkına(!) diyorum. Çünkü aşk kimsesiz ve çaresizdir artık. İnsandan kaçıyor. Kısacası hem insan aşktan kaçıyor hem de aşk günümüzün insanından kaçıyor. Durmalıyız artık Anadolu aşkına.
Tanrı aşkı, insan aşkından sonra gelir. Yani insan aşkına ermeden tanrının yoluna girmek mümkün değildir. İnsan aşkı bizi tanrı aşkına götürür.
Bu yönüyle bakıldığında, insan aşkından yola çıkarak Anadolu’da Tanrı aşkına erişmiş bilge, filozof ve insan sayısı az değildir. Anadolu aşkı tanrı ve insan aşkının bütünlüğüne mekan olmuş gerçekliktir. Anadolu aşıklar yurdudur.
Anadolu, farklı halklara kucak açmış ve onların ortak refahını sağlayan değerler yaratmıştır. Bu yüzden Anadolu değişik toplumlar mozaiğidir.
Anadolu’yu aşk mekânı yapan, toplumların refahı ve huzuruydu. Huzur olmadan aşk oluşmaz, aşk nazlıdır, çünkü mekânını nazına göre seçer. Dikkat edilirse aşık olan çiftler aşklarını sokacak bir mekan ararlar. Bu, aşkın güven içinde yaşama arzusudur.
Aşk güvenlik ister. Ferahlık arzu eder. Sevgililerin yaşantısını idealize eder. Anadolu aşkın bu arzularını karşılamıştır.
Anadolu Yunanca bir sözcüktür, Yunancada ‘doğu’ anlamına gelen Anatolia sözcüğünün ifadesidir. Doğu yani Güneşin doğduğu yer demektir. Güneş nerde doğarsa sevgililer ve Tanrı orayı selamlarlar.
Anadolu aşkı, insan özüne olan tutkudur. Bu yüzden Anadolu da aşk coşkun olmuştur, müzmin kalmamıştır.
Günümüzde Anadolu aşkı kavranılmadığı için yar aşkı da eksilmiştir. Biz yar aşkını Anadolu aşkıyla birlikte işleyeceğiz.
DÜZGÜN GÖKHAN