|
| |
YUSUF
SERHAT FAİK (BUCAK)
serhatbucak46@hotmail.de
(Özgür Politika) |
Seyit Rıza
“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, Bu bana dert oldu.Sız de
bana diz çöktüremediniz Bu da size dert olsun”
Seyit Rıza.
Dersim’in arslanı Seyit Rıza 1863 yılında Lirtik köyünde dünyaya gelir.
Babası şex Hasanan aşiretinin Abbasan kolunun lideri Seyid İbrahimdir. Seyid
İbrahim, Dersim’in kuzeydoğusunda Kalman Sor ve Lirtik bölgesinde Deri Ari
köyünü kendisine merkez olarak kabul etmişti. Küçük oğlu Rıza çok zeki ve
ileri görüşlü olduğundan onu çok severdi ve bu nedenle ölümünden sonra
aşiretinin önderliğini kendisine vasiyet etmişti.
Dersimliler Seyit İbrahim’e baba anlamına gelen ”babo” ünvanını vermişlerdi.
Ona “Babo” olarak hitap ederlerdi. Bu nedenle Seyit Rıza’nın Dersimliler
arasındaki isimlerinden birisi de ”lace babo” babanın oğlu idi.
Seyit İbrahim tahsilini Dr. N.Dersimi’nin atası Colıkzade Mehmet Ali
Efendi’den almıştı. M.Ali Efendi, Seyit İbrahim’e tahsil vermekle
yetinmemiş, onu “Kürtlük” şuur’u ile de donatmıştı. Seyit İbrahim de oğlu
Rıza’yı aynı ideallerle yetiştirmişti.
Babasının ölümünden sonra vasiyeti üzerine babasının yerine geçen oğluna
Dersimliler ”Rızo”, ”Rayber” ve babasının oğlu anlamına gelen “Lace baboyi”
ünvanları ile hitap ederlerdi. Nitekim 1926 yılında Diyarbekir Genel
Müfettişi İzzettin paşanın huzuruna Dr. N.Dersimi ile birlikte milli
kıyafetlerini giymiş halde kabul edildiklerinde İzettin Paşa’nın ”siz baytar
Nuri ve Seyit Rıza’mısınız” sorusuna Dr. N. Dersimi olumlu cevap verirken,
S. Rıza ”Ben Dersim’li Rızo’yum. Dersim’de her meşenin ve her taşın altında
bir Rızo yatar” diye yanıtlamıştır.
Babasının ölümünden sonra Lirtik’ten göç ederek Tujik dağının eteğindeki
Ağdat köyüne yerleşir. Aşiretinin ve milletinin en küçük bir ferdine bile
saygı duyan, onların her derdine koşan alçak gönüllü bir liderdir. Yalnız
milletine karşı değil katliamdan kaçıp Dersim’e sığınan onbinlerce Ermeni’ye
karşı da aynı tavrı göstermiştir. Sorunları milleti ile birlikte
tartışmaktan çekinmez, halkının önerilerine önem veren bir liderdi.
Bir gün Erzincan valisi A.Rıza, Ankara’dan gönderilen Erzincan milletvekili
ve müftü Fevzi efendi ile bir dut ağacının altında konuşurken, konuşmaları
dinleyen ve dut ağacının tepesinde dut yiyen hizmetçisi Kumo’nun kendisine
zazaca ”Raybar Rızo fikirleriniz doğru degildir” eleştirisi ile
karşılaşıyor. S. Rıza başını yukarı kaldırıp genç hizmetçisi ile tartışıyor
ve sonunda onun görüşlerini kabul ediyor. Zazaca ”oğlum senin fikirlerin
doğrudur” deyip heyete Kumo’nun görüşlerini kabul ettirmeye çalışıyor.
Demokrasinin ve halkçılığın bu güzel örneğinin bugünlere taşırılarak Kürtler
arasında uygulanmasını diliyorum.
1935’lere gelindiğinde Kürdistan’da sömürgecilerin istilasına uğramayan tek
bölge Kürdistan’ın gümüş kapısı anlamına gelen Dersim kalmıştır. Aynı yıl
meşhur “Tunceli Kanunu” çıkartılır. Dersim’de sıkıyönetim ilan edilir.
Sıkıyönetim Komutanı ve Tunceli Valisi, Koçgiri katliamını yapan sakallı
Nurettin paşa’nın damadı General Abdullah Alpdoğan’dır. M.Kemal 1936 yılının
meclis açılış konuşmasında “dahili işlerimizde en mühim safha Dersim’dir.
Ezilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır” diyordu. Sadece M.Kemal değil,
onun kanatları altında büyüyen TKP nin G.Sekreteri İ.Bilen de, Rasim Davoz
imzası ile Komünterne gönderdigi raporda Dersim Kürt Milli Mücadelesini
“devrimci(!) kemalist iktidara karşı Kürt feodalizminin başkaldırısı olarak”
rapor ediyordu. Kürtler o günün dünya konjonktüründe yapayalnız,
Kemalistlerin vahşetine ve insafına terk edilmişlerdi. Ne batı dünyası, ne
de Sovyetler, Kürtler’in haklı talep ve isteklerine kulak vermiyordu.1937’de
savaş başladı.
Dersim bugün olduğu gibi sömürgecilerin önünde diz çökmedi. Savaşta
yenilmeyen Kürtler iç ihanet ve entrikalarla yenilmiş oldular. Şahin bey ve
Alişer gibi kurmaylarını kaybeden S. Rıza daha fazla kan dökülmemesi için
TC’nin görüşme talebini kabul ederek Erzincan’a gitti. Ancak kendisinin
deyimi ile”Hukumato beserref û zureker” kendisini tutukladı. 5 Eylül 1937
günü tutuklanan S. Rıza ve arkadaşlarının duruşması 17 Kasım 1937 gününe
kadar devam etti. 65 yaşından büyüklerin idamı infaz edilemeyeceginden
yaşının küçültülmesi için dava açılır. Oğlunun yaşındaki Muhudanlı S.
Hüsen’in tanıklıgıyla yaşı küçültülür. Oğlu Resik Hüsen’in yaşı ise iki yaş
büyütülür. Tatil günlerinde mahkeme yapılmaması evrensel bir kaide olmasına
rağmen Pazar günü araba ve lüks lambaları ışığında duruşma yapılır ve
verilen idam kararları Pazartesi günü Elazığ buğday pazarında infaz edilir.
Temyiz hakkı Tunceli yasasında yoktur. Mahkemenin kararları vali ve
sıkıyönetim komutan A. Alpdoğan’ın onayı ile infaz edilir. Zaten Alpdoğan
boş bir kağıda imza atarak mahkeme kararının onanmasını, mahkeme kararının
açıklanmasından önce sağlamıştır.
Seyit Rıza idam sehpasına giderken dimdiktir. Yağlı ipi kendisi boynuna
geçirmiş ve altındaki sehpayı kendisi tekmelemiştir. S. Rıza’nın cesedi
yakılarak küllleri devlet tarafından bilinen bir yere gömülmüştür. Kızı
babasının mezarının gösterilmesi için yasal başvuruda bulunmuştur. TC
devletinin ne kadar adil bir devlet olduğunu yaşayarak görecegiz.
Dersim teslim olmadı. Kırk yıl sonra Dersimli torunları onun dediği gibi
sömürgecilerin önünde diz çökmedi. Selam olsun direnenlere, diz
çökmeyenlere.
serhatbucak46@hotmail.de22 Kasim 2006
|
|