Ünsal Öztürk
Yanlış Bir Slogan:
"Türkiye
Laiktir, Laik kalacak!"
“Türkiye Laiktir, Laik
Kalacak!” sloganını en çok Aleviler atmaktadır. 14 Nisan 2007’de Ankara
Tandoğan’da ve 29 Nisan 2007’de İstanbul Çağlayan’da yapılan mitinglere
Aleviler yoğun olarak destek verdiler. Alevi örgütleri katılmadılar ancak
Aleviler, dedeleri, talipleri mitinglerde hazır bulundular. Mitinglere sivil
giyimli askerler, eşleri, çocukları; çeşitli partilerden insanlar;
şeriatçıların devleti ele geçirme çabalarından çekinen kesimler vs. katıldı.
Mitinge katılan Aleviler tek vücut olarak hareket etmediler, bilinçli
sloganlar attıkları da söylenemez.
Başkalarının aktörü olmamak için tek tek Alevilerin yerini belirlemesi,
oyunun kurallarını kendilerinin koyması; başkalarının kural koyduğu
mitinglere gittikleri takdirde ise kendi farklılıklarını ortaya koyabilmesi
gerekiyor. Yani Alevilerin Kırmızı Çizgileri’nin olması gerekiyor.
Karşılıklı konuşmalarda mitinge gidenleri eleştirdiğimizde şunları
söylüyorlar: “Haklısınız ama bugünü de arar duruma geleceğiz. Şeriat
Çankaya’ya çıkacak! Şeriatçılar soykırım yapacak, önce tebliğ edecekler,
sonra hepimizi öldürecekler.”
Alevilerin kitlesel katliamdan korktukları, şeriatçı oluşuma karşı devlet
güçlerine sığınmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Tercih ettikleri kurumlar
ise askeri ve sivil bürokrasidir.
Aleviler gittikleri mitinglerde kendilerine “Ulusalcı” diyen kişi ve
gruplarla karşılaşmışlardır. Bu grupların başlarında genellikle emekli
generaller var. Bu gruplar Avrupa Birliği karşıtlığı, AB kurum ve
kuruluşları karşıtlığı yapmaktadırlar. Kürsülerden, Avrupa kurumları ile
değil doğu kurumları ve devletleri ile işbirliği yapmak gerektiği Alevilerin
yüzlerine söylenmiştir. Çok şaşırtıcı bir durumla karşı karşıya kalınmıştır.
Dinci parti AKP Avrupa ile ilişki geliştirilmesini isterken, “Türkiye
Laiktir, Laik Kalacak!” sloganının atılmasını söyleyen Ulusalcılar Avrupa
karşıtlığı yapmakta, İran ile Hindistan ile ilişki geliştirilmesini
istemektedirler. Çağdaşlıktan, medeniyetten, bilimden söz eden emekli
generaller, halkın İran’a sempati duymasını sağlamaya çalışarak kafaları
karıştırmaktadırlar. İran Şiiliğinin içinde bulunduğu durum, Cumhurbaşkanı
Ahmedi Nejad’ın yaşlı öğretmeninin elini öpmesi sonrası şeriatçıların
gösterdiği tepkiler ortadadır. (3 Mayıs 2007 günlü gazetelere bakınız.)
Bu durumda kavramların tekrar değerlendirilmesi, dikkatle değerlendirilmesi
önem arz ediyor. Yani “Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin niteliğini,
“laiklik” kavramının Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni anlatıp anlatmadığını
düşünüp karara varmak gerekiyor.
Dinci bir parti olan AKP’nin hükümet olması birkaç yıllık bir meseledir.
Oysa laik sistemi savunduklarını söyleyen partiler devlet kurulduğundan beri
hükümet ettiler. Bu partilerin Alevilere ne verdiğini, küçücük bir şey verip
vermediğini özellikle Alevi gençlerinin değerlendirmesi gerekiyor. Dinci
partiler küçük marjinal partilerken, kısa sürede nasıl geliştikleri, yüzde
otuzların üzerinde nasıl oy aldıkları ve büyük paralara nasıl hükmettikleri
konusunu da irdelemekte yarar vardır.
Kaldı ki sorun, devletin Alevilere vereceği “taviz” de değildir. Laik devlet
sistemi hiçbir dini, inancı tarif edemez, sınırlayamaz, örgütleyemez,
destekleyemez.
Laik Bir Devlet Din ve Dinci Üretir mi?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti laik bir devlet değildir. Laiklik kısaca
“Din-devlet ayrılığı” olarak açıklanmaktadır. Peki, Türkiye’de din ile
devlet ayrı mıdır? Camilerin devlet kurumu, hocaların, müezzinlerin devlet
memuru olduğu bir devlet nasıl laik oluyor? Başbakanlığa bağlı Diyanet
İşleri Başkanlığı bulunan bir devlet nasıl laik bir devlet oluyor?
Genel Kurmay Başkanlığı 27 Nisan 2007 tarihinde verdiği muhtırada “laiklik”
sözcüğüne sık sık vurgu yapmıştır. Ancak devlete bağlı Kuran kursları,
camiler, müftülükler, İmam Hatip Okulları, İlahiyat Fakülteleri sürekli din
ve dinci üretirken laiklikten söz etmenin anlamı nedir? Laik bir sistem
nasıl oluyor da yoğun bir şekilde dini ve dinciyi üretiyor? Bu çarpıcı
durumun özellikle lise ve üniversite okuyan, bitirmiş Alevi gençliği
tarafından değerlendirilmesi ve bilinci çıkarılması önemlidir. Şöyle
düşünülebilir: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önünde birkaç saat otursak,
içeriye girip çıkanları izlesek acaba ne görebiliriz? Ordu evlerine başı
kapalı hiç kimse giremezken, Diyanet İşleri Başkanlığı’na başı açık kadın
girmekte midir? Acaba Diyanet İşleri Başkanlığı’nda başı açık kadınlar da
çalışmakta mıdır? Çalışıyorlarsa oranları nedir? Her iki devlet kurumundan,
ordu çağdaş dış görünümü savunurken, diğer devlet kurumu neden farklı bir
görünümü sergilemektedir. Bunlar çok büyük ve derin çelişkilerdir.
Diğer taraftan nasıl oluyor da laik bir devlet sistemi Ramazan Bayramı,
Kurban Bayramı gibi dini bayramları resmi tatil ilan edebiliyor? Bu tatiller
İslam ülkelerinde var mı? Nasıl oluyor da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde,
Cumhurbaşkanlığı köşkünde görkemli camiler bulunuyor? Devlet kurumlarında
cami varsa, devlet memurları bu camileri dolduruyorlarsa, bu devlet nasıl
laik bir devlet oluyor?
Bu anlatımlardan cami olmasın anlamını çıkarmak da yanlıştır. Anlatımlar,
laik devlet sisteminin bütün din ve inançlara eşit uzaklıkta bulunmasını
amaçlamaktadır.
Şöyle bir endişe dile getiriliyor: Eğer devlet, kurumlarıyla dini denetim
altına almaz, cemaatlere bırakırsa, siyasal İslam gelişir.
Hiçbir şey olmaz! Devletin güvenlik güçleri aydınların, gazetecilerin,
yazarların peşine düşeceklerine, düşüncelerinden dolayı insanları
cezaevlerine dolduracaklarına, işçileri, emekçileri izleyeceklerine bu tür
organizasyonları izlerlerse, dini ve inancı siyasallaştırmaya çalışan,
şeriatçı devlet sistemini kurmak için faaliyet gösterenleri takip ederlerse
hiçbir şey olmaz!
Laiklik Kavramı Nasıl Anlaşılmalı?
“Türkiye toplumu laik bir toplumdur” demek yanlış bir saptamadır.
“Mitinglere laik kesimler katıldı”, “Türk toplumunu laik, anti laik olarak
kamplara bölmeyelim” demek de yanlıştır. Bir kişi kendisini “Ben laik,
demokratik bir kişiyim” şeklinde tarif ederse bu da yanlıştır. Çünkü laiklik
kişilerle veya toplumla ilgili bir kavram değildir. Laiklik devletle,
egemenlikle, sistemle ilgili bir kavramdır. Toplumda her dinden ve inançtan
insanlar bulunduğu gibi, inançsızlar da bulunabilir. Bu insanlar laik bir
devlet sisteminde yaşarlar. Laik devlet sisteminin dini yoktur. Camisi, cem
evi, kilisesi vb. yoktur. Devlet cami de cem evi de kuramaz. Vatandaşlarının
bazılarını diğerlerinden üstün göremez. Herhangi bir dini veya inancı
örgütleyemez, finanse edemez, yönetemez. Devlet yöneticilerinin dini ve
inancı olabilir, inançsız da olabilir. Ancak laik devlet sisteminde hiç
kimse din ve inancını devlet yönetim sistemi ile karıştıramaz. Çünkü devlet
bütün din ve inançlara eşit uzaklıkta olmalıdır.
Anlatmaya çalıştığım Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik devlet sistemine
uymadığıdır.
Şeriat, Kuran’ın anayasa ve yasa olduğunu emreder. Laik devlet sistemi ise
çağdaş anayasa ve yasalarla yönetilir. Kuran ise bu sistemde yaşayan
Müslümanların dini kitabı olarak kabul edilir. Bir Müslüman, hem Müslüman
olabilir, hem de laik bir devlet sistemini savunabilir. Doğrusu budur, böyle
olmalıdır. Türkiye’de her ikisinin de bulunduğu söylenemez. Yargının Kuran
ile değil, yasalarla karar vermesi tek başına laik bir devlet sistemini
anlatamaz. Zira Sünni İslam’ı üreten, cami ve mescitleri yöneten devlet
memurlarının bulunması, diğer taraftan TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın
“Cumhurbaşkanlığı makamına dindar bir kişi çıkacak” açıklamaları Alevilerin
bu sistemi sorgulamalarını gerektirecek bütün verileri sunmaktadır.
Ciddi Sorular
Canlarının ve mallarının tehlikede olduğunu düşünen Aleviler meydanları
dolduruyorlar. “Türkiye Laiktir, Laik Kalacak!” diye slogan atıyorlar.
Alevilerin şu sorulara cevap vermeleri gerekiyor:
Türkiye laik mi?
Laikse devletin neden dini var?
Neden Diyanet İşleri Başkanlığı var?
Türkiye’de din devlet ayrılığı var mı?
Varsa neden Diyanet İşleri Başkanlığı Başbakanlığa bağlı bir devlet
kurumudur?
Neden cami hocaları devlet memurudur?
Okullarda çocuklara neden din dersi verilmektedir?
Her gün camilerden ezanlar herkesi neden namaza çağırmaktadır?
Halktan kesilen vergilerle hocaların, diyanet görevlilerinin maaşları neden
ödenmektedir?
Bu durumda “Türkiye Laiktir, Laik Kalacak!” sloganının değeri nedir?
Devlet memuru hocalara, müezzinlere, diyanet çalışanlarına dönük bir anket
yapılsa, bu insanların yaşantılarına, giyim kuşamlarına, eğilimlerine
bakılsa nasıl bir tablo ortaya çıkar acaba? Örneğin bu insanlardan
Cumhuriyet mitinglerine katılan var mıdır? Var ise oranı nedir? Onlar da
“Türkiye Laiktir, Laik Kalacak!” sloganını atıyorlar mı?
Yöneticilerin Tavırları
Çankaya Köşkü’nde Ahmet Necdet Sezer var, görevi bitmek üzere. Aleviler
arasında bir kamuoyu yoklaması yapılsa kuşkusuz Ahmet Necdet Sezer birinci
sırada sevilen kişi olarak çıkar. Ciddi olarak düşünelim: Ahmet Necdet Sezer
Aleviler için ne yaptı? Nasıl adımlar attı, nasıl açılımlar yaptı?
Demokratlık kırmızı ışıkta durmak, marketten elde poşet, eşle birlikte alış
veriş yapmak mıdır? Aleviler milyonlarca imza topladı, taleplerini sıraladı,
devlete verdi. Hukukçu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ne yaptı? Hiçbir
şey!
Genelkurmay Başkanları bugüne kadar Aleviler için ne dediler? Siyasal
İslamcılar Türkiye’de bu kadar güçlü değildi. Nasıl güçlendiler? Bu
güçlenmede 12 Eylül’ün, askerin rolü var mıydı? Acaba generaller bu konuda
bir özeleştiri yapmayı düşünmekte midirler?
Derneklerimiz, örgütlerimiz taleplerimizi ilan etmişlerdir. Bu talepler son
derece insancıl, barışçıl, demokratik, laik bir devlet sistemine uygun
taleplerdir. Taleplerimize ne hükümetten, ne ordudan, ne de
cumhurbaşkanlığından hiçbir şekilde cevap verilmemiştir.
Arada Kalan Alevi İslamcıları
Ülkenin gelecekte şeriatla yönetilmesi çabasında olanlar sadece şeriatçılar
değildir. Laik devlet sistemi anlayışına uygun davranmayan, dine ve
dinciliğe yol veren, üç-beş kuruş için, mevki için, hırs uğruna bir taraftan
Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte, diğer taraftan tehlikeli şeriatçı
dincilerle birlikte plan, program yapan “Aleviler” de vardır. İlişkilerini
din temelinde kurmakta, ikili oynamaktadırlar. Planları, programları “Ehli
Sünnet kardeşleriyle İslam Alevisi”ni birleştirmektir. Bu birleşmenin İslami
temellerde olacağı aşikârdır. İnsanlar arasındaki ilişkileri din ve inanç
temelinde oluşturmaya çalışmak laik devlet sistemine aykırı bir tutum değil
midir? Vatandaşları din ve inançlarına göre ayırmak ve bölmek değil midir?
Kendisine bağlı cem evlerini sorgu-sualden uzaklaştıran, sadece tapınma
yerine çeviren Cem Vakfı ismindeki vakıf iki arada bir derede kalmıştır. Bir
eli Cumhuriyet Mitinglerindedir, televizyonundan canlı yayımlıyor, diğer eli
Fetullah Gülen’dedir ve onun çevresi ile birlikte Abant toplantıları
düzenleyip Alevileri tarif etmeye çalışıyor, “Kutlu Doğum” kutluyor.
Şeriatçılarla birlikte yeni bir konsepti uygulamaya koymuşlardır: Aleviler,
Bektaşiler, Mevleviler bir de Ehli Sünnet kardeşleri aynı yerde çalgı çalıp,
semah dönüp, sema yapıp, Kuran okurlarsa mesele halledilmiş olacak! Dikkat
edilirse ilk elde Mevlevi semaları ile Alevi semahları aynı yerde icra
edilmektedir.
“Kutlu Doğum”u cem evlerinde de kutladılar. Kutlamalara yine Cumhuriyetçi
Eğitim Vakfı (CEM) önderlik etti. Alevilerin çağdaş vatandaşlar olma
arzusunu dile getirmediler, kul olduklarını, Muhammed’in ümmeti olduklarını
söylediler. Doğum günü kutlaması yapan “Kulların” ellerine birer mum
vermişlerdi. İslam büyüklerinin “güzel ahlak”ından da söz ettiler.
Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı önderleri, İslam’da doğum günü kutlamaları var mı,
varsa hangi ülkelerde var; Alevi geleneğinde doğum günü kutlaması var mı,
varsa ne zamandan beri var, bunları sorgulamadılar. Diğer taraftan Ramazan
olsun, Kurban Bayramı olsun neden her yıl aynı günlere gelmiyor da farklı
günlere geliyor; ama neden “Kutlu Doğum” her yıl 23 Nisan’ın denk geldiği
haftada kutlanıyor da farklı bir haftada kutlanmıyor, bunu da
sorgulamadılar. Resmi olarak “Kutlu Doğum”u kutlayanlar, buna önderlik
edenler bilindiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Diyanet İşleri
Başkanlığı, bu devlet kurumu, her yıl özellikle 23 Nisan’a bu haftayı denk
getirerek Cumhuriyet’e de meydan okumaktadır aynı zamanda. Bu meydan okumaya
Cem Vakfı’nı da ortak etmiştir! Bilindiği gibi 23 Nisan 1920 Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin açıldığı ve egemenliğin ilan edildiği tarihtir. Ve her
yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Diğer taraftan İslam Peygamberi Muhammed’in hangi yılda doğduğunu Cem Vakfı
nereden biliyordu ki bu kutlamalara katıldı? Bu konu tartışmalıdır. Şu
tarihte doğmuştur, şu yılda doğmuştur saptaması yoktur ortada. Yılı belli
değildir ki haftası, günü belli olsun!
“Elimizdeki güvenilmez kaynaklar, Peygamberin doğum yılını kat’iyetle tespit
için, kafi gelmemektedir.” (İslam Ansiklopedisi, MEB, 8. cilt, s. 453)
“İslam tarihçileri, vahiy geldiği vakit, kendisinin 40, bazıları ise, 43
yaşında olduğunu söylerler…” (age., s. 453)
“580 veya bunu takip eden yıllar, hakikate uygun olarak, Peygamberin doğum
senesi olarak kabul edilebilir…” (age., s. 453)
Görüldüğü gibi bazılarına göre doğum tarihi 3 yıllık bir periyotta
tartışılan, bazılarına göre ise daha geniş bir periyotta tartışılan İslam
Peygamberi Muhammed, nasıl oluyor da tam da her yıl 23 Nisan’ın haftasında
doğuyor?
Bunun tek bir açıklaması vardır: Siyasal İslamcılar 23 Nisan’ı özel olarak
seçmişlerdir.
Son Söz
Laik bir devlet sisteminde yaşamak gerekiyor. Hangi dinden ve inançtan veya
inançsızdan olursa olsun insanlar kardeştir. İnsanların aralarına din ve
mezheplerin girmesini, onların ekonomik faaliyetlerinde, komşuluk
faaliyetlerinde yapay bölünmelere uğratılmasını kabul edemeyiz.
Din kitapları ile devlet yönetilmesini, yani şeriatı kabul etmiyoruz. Diğer
taraftan din ile devlet işleri kesin olarak ayrılmalıdır. Türkiye laik bir
devlet sistemi ile yönetilmelidir. Din devlet hayatından tamamen
çıkartılmalıdır. Alevilerin ikircikli davranma, bir elinin devlette, diğer
elinin şeriatçılarda olma lüksü yoktur. Çok çabuk toparlanmalı, görüşler
netleştirilmelidir. Cem Vakfı gibi ne olduğu, nasıl davranacağı belli
olmayan dernek ve vakıflardan uzaklaşılmalı, diğer derneklere ve örgütlere
güçlü bir içerik kazandırılmalıdır. Aleviler modern örgütlerde,
sendikalarda, derneklerde, ilerici partilerde acilen örgütlenmelidir.
İşçilerle, emekçilerle bir an önce birleşmeli, karışmalıdır.
Atılacak slogan “Türkiye Laiktir, Laik Kalacak!” sloganı değildir.
“Türkiye Laik Olmalı, Laik Kalmalı!” sloganı doğru bir slogandır.
Alevilerin laik demokratik bir devletten başka şansları yoktur. Din ve dinci
üreten, korku ve gerginlik üreten sistemi eleştirmek Alevilerin görevidir.
Ünsal Öztürk
Kaynak: www.gelawej.org/ |