|
Alevilerde Kafa Karışıklığı
Bir Alevi’ye “Neden namaz kılmıyorsun,
neden oruç tutmuyorsun, neden Hacca gitmiyorsun?” şeklinde sorular
sorduğumuzda, “Biz Alevi’yiz, bizim inancımızda, bizim geleneğimizde
namaz, hac, oruç vs. yok” diyor. “Alevi isen o zaman dördüncü
halife Ali’ye bağlılık nedendir, ‘Hüseyin çileleri’ nedendir, on iki imama
bağlılık nedendir?” diye sorulduğu zaman ise Alevi epeyce şaşırıyor.
Dördüncü halife Ali’ye bağlılığın Müslümanlık olduğu, ‘Hüseyin çileleri’
çekmenin, on iki imama bağlılığın Müslümanlık olduğu, Şiilik olduğu,
Müslümanlığın da namaz, oruç, hacca gitmek vs. gibi şartları olduğu
anlatılıyor. Aynı Alevi’ye “Sen hem dördüncü halife Ali’ye, on iki imama
bağlı olduğunu söylüyorsun ‘Hüseyin çileleri’ çekiyorsun hem de Müslüman
olmadığını Alevi olduğunu, Alevilikte namaz, oruç, haç olmadığını
söylüyorsun bu bir çelişki değil midir?” şeklinde yeni bir soru
soruyorsun... Alevi olduğunu söyleyen buna vurgu yapan kişinin kafası iyice
karışıyor, ne diyeceğini bilemez oluyor. Ama yine de, Alevilik’ten de,
dördüncü halife Ali’den de, on iki imamdan da vazgeçmiyor.
Kafa karışıklığı, düşüncelerde duygularda bir
berraklık olmaması günümüz Alevilerinde çok sık rastlanan bir durum oluyor.
Bazı gazetelerin son yıllarda Alevilerle, Alevi gençlerle ilgili röportajlar
yayımladıkları, anket sonuçları yayımladıkları görülüyor. Bu röportajlarda,
anketlerde Alevilerin, özellikle Alevi gençlerin çok karışık düşünceler ve
duygular aksettirdikleri görülmektedir. Alevilere kendilerini nasıl
algıladıkları, kimlikleri hakkında sorular sorulduğu zaman, dinleri,
inançları sorulduğu zaman “Müslüman bir Alevi’yim” veya “Alevi bir
Müslüman’ım” gibi cevaplar verdikleri görülüyor. İçten çelişkili olan bu
kavramları, bu ibareleri Aleviler gayet rahat bir şekilde
kullanabilmektedirler.
Halbuki Alevi ise Müslüman değildir, Müslüman ise
Alevi değildir. Alevilik, Yahudilik gibi, Hıristiyanlık gibi, Müslümanlık
gibi, Budizm gibi farklı bir dindir, farklı bir inançtır. Yahudilik nasıl
Müslümanlık değilse, Hıristiyanlık nasıl Müslümanlık değilse Alevilik de
Müslümanlık değildir. “Yahudi bir Müslüman’ım”, “Müslüman bir Yahudi’yim”,
“Hıristiyan bir Müslüman’ım”, “Müslüman bir Hıristiyan’ım” birbirleriyle
çelişen ibarelerse, içten çelişkili kavramlarsa “Alevi bir Müslüman’ım”,
“Müslüman bir Alevi’yim” kavramları da içten çelişkili kavramlardır.
Aleviliğin bir mezhep olmadığını, ayrı bir inanç, ayrı bir din olduğunu
belirtmeye çalışıyorum.
Alevilerin büyük kısmı “Ali’yi sevmek, on iki imama
bağlılık Aleviliktir. Ali sevgisini on iki imam sevgisini yüreğimizden
hiçbir güç çekip çıkaramaz...” diyorlar. Müslümanlar da, örneğin Selamet
Partisi veya Fazilet Partisi de “Ali’yi sevmek Alevilikse biz Ali’yi
herkesten daha çok severiz. On iki imamı da...” diyordu. “Öyleyse biz de,
Aleviyiz” diyordu. Alevinin kafası bu sözlerle bir defa daha karışıyordu.
Alevi bu akıl yürütmeler karşısında bocalayıp duruyordu.
Ahmet Şık ve Hatice Yaşar, 7-13 Nisan 2002
tarihleri arasında Radikal gazetesinde bir röportaj yayımladılar. Röportaj,
“Alevi Gençler Konuşuyor” başlığı altında yayımlandı. “Kendinizi nasıl
tanımlıyorsunuz? Sizce etnik kimlik mi daha önde yoksa dinsel kimlik mi?”
“Alevi olduğunuzu gizleme ihtiyacınızı hissettiniz mi? Alevi olduğunuz için
baskı ya da farklı muamele ile karşılaştınız mı?”, “Kendinizi Alevi
olduğunuz için farklı görüyor musunuz?” gibi sorulara gençlerin verdiği
cevapların bazıları şöyle:
“Alevi’yim, demokratım. Elbette İslami inanış
içindeyim. Kürdüm ama kendimi tanıtırken bu ön planda tutmam. Mezhep
kimliğim ön planda gelir.”
“Alevi’yim Müslüman’ım.”
“Alevi’yiz Müslüman’ız. Biri soracak olursa Türküm
ve Alevi’yim. Aleviliğimi gizleme ihtiyacı içinde olmadım.”
“Alevi’yim. Aleviliği seviyorum. Hoş görü, sevgi
gibi birçok şeyi Alevilikte öğrendim. Müslüman’ım ama yobaz değilim.”
“Kendimi Alevi olarak düşünüyorum. Dinsiz insan
düşünemem. Alevilik Müslümanlıktan ve Anadolu’dan çıkma... Bazı ortamlarda
Aleviliğimi gizledim.”
“Müslüman’ım ama herkesle barışık biriyim. Ayrımcı
değilim. Aleviliğimi gizleme ihtiyacı duymadım. Baskı da görmedim.”
“Alevi’yim, Alevilik Müslümanlık içinde bir
mezhep.”
“Alevi’yim, Erzincanlıyım, bunu hemen söylerim.
Kur’anı Kerim’de belirlenen İslamın şartları var. Yardımlaşma, dayanışma
içinde yaşıyorum. Bence bunlar namazın yerine geçer. Kız lisesinde din
hocamla tartışmaya girdim. ‘Aleviler Ali’ye inanır Muhammed’i tanımaz’dedi.
‘Cem’de Allah, Muhammet, Ali diye başlarız’ dedim... Sünnilik Alevilik
ayrımı yapmak doğru değil... Yanlış bir şey söylenirse sessiz kalmam. Ama
Alevi’yim diyorsam bunu iyi bilmek zorundayım.”
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Kendimi İslam
içinde tanımlarım ama Taliban da Müslüman diyorlar, Recep Tayyip Erdoğan
da... Allah, Muhammet, Ali üçlemesi içinde Ehlibeyt içinde görüyoruz
kendimizi. Özetle Türküm Alevi’yim. Beş yıl öncesine kadar Aleviliğimi
gizledim.”
“Alevi’yiz, Müslümanım.”
“Ailemden gördüğüm kadarıyla Alevi’yiz, Müslümanız,
Aleviliğimi asla gizlemedim.”
“Dinle çok fazla alakam yok ama uzak da değilim ama
Alevi’yim.”
“Köken olarak Alevi’yim. Alevi kültürü ile
yetiştirildim. Bunun içinde Kur’an da var. Sünnilik ve Aleviliğin zamanla
ayrıldığı düşünülüyor. Ama ikisi de Müslümanlığa girer.”
“Kendimi Alevi olarak tanımlıyorum. Müslümanlık?
Derine inersek çok karışır...”
“Alevi’yim, mezhep ya da dini anlamda demiyorum.
Bir kültür, bir felsefedir bana göre. Peygamberimiz Hz. Muhammet. Biz de
Allah, Muhammet, Ali üçlüsüne inandığımız için, ben de kesinlikle Müslümanım.
Etnik kimlik geri planda kalmalı bence. Aleviliğimi gizlemem.”
"Alevi’yim, tabii ki Müslüman’ım.”
“Ehlibeyti bilen Müslüman’dır. Alevilik de onun bir
parçası. Benim için ne etnik kimlik, ne dinsel kimlik önemli. Alevi olan
artık bu niteliklerini gizlemiyorlar.”
Ahmet Şık ve Hatice Yaşar yüz gençle konuştuklarını
söylüyorlar. Bunlardan yirmi dördü ile yaptıkları konuşmaları yayımlamışlar.
Bu gençlerin yaşı 18-29 arasında değişiyor. Gençler arasında lise öğrencisi
olanlar da var, üniversite öğrencisi olanlar da var. İşçi, müzisyen, özel
şirket elemanı, muhasebeci, terzi, elektrik kaynakçısı, makine mühendisi,
eczacı kalfası, turizmci olan gençler de var. Bu gençler arasında semah
hocaları olanlar da var. Gençlerin bir kısmı erkek, bir kısmı kadın. Bu
küçük bir soruşturma bile Alevi gençlerin duygularında ve düşüncelerinde ne
kadar büyük bir karışıklık olduğunu gösteriyor. Bu durumda kafa
karışıklığının Alevi gençleri belirleyen temel bir niteleme olduğu
söylenebilir. Konuşmaları yukarıda belirtilen on yedi kişiden sadece
ikisinde kuşku var. Bu kuşku Aleviliği, Müslümanlığı sorgulamaktan
kaynaklanıyor olabilir.
Şiilik şüphesiz Müslümanlıktır. Bu çok açıktır ama
Alevilik de Şiilik değildir. Bu da çok açıktır. Türkiye’nin toplumsal
yapısını ve sorunlarını izleyenlerin ve gözleyenlerin bir kısmının çok
basmakalıp bazı ibareler ortaya koydukları görülmektedir. “Türk-Kürt
çelişkisi”, “Alevi-Sünni çelişkisi” gibi bazı çelişkilerden söz edilir.
Buradaki “Alevi-Sünni çelişkisi” çok yanlış kurulmuş bir kavram çiftidir.
Doğru kurulmuş kavram çifti “Alevi-Müslüman çelişkisi” olmalıdır. “Şii-Sünni
çelişkisi” yine doğru kurulmuş bir kavram çiftidir. Şiiliğin Müslümanlıkla
ilgili bir olgu olduğunu söyledik. 7. Yüzyılın ortalarında İslamiyet’teki
iktidar mücadelelerinin Şiiliği ortaya çıkardığını görüyoruz. Şiilik her
şeyden önce bir Araplık olayıdır. Araplardaki iktidar mücadelesinde daha
doğrusu peygamberin ölümünden sonra yerine geçecek halifenin tayini
konusunda gerçekleşen mücadelede muhalefeti temsil edenlerdir. Ama Şiiliğin
iktidar biçiminde kurumlaşması, devlet dini olarak kurumlaşması, İran’da
Farslarda gerçekleşmiştir. Şiiliğin dinsel ibadetlerinde, dinsel
inançlarında Kur’an, cami, namaz, hac vs. elbette vardır.
Ama Alevilikte cami, namaz, hac vs. yoktur. Kur’an
da yoktur. Örneğin Alevi inancından olan, Aleviliği yaşayan köylerde camiye
rastlanmaz. Aleviliğin en önemli özelliklerinden biri de Alevilikte sazın,
sözün olmasıdır. Sazın, sözün olmadığı bir cem düşünülemez. Müslümanlıkta
ise müzik yoktur. Örneğin Müslümanlıkta saz/bağlama hiç yoktur.
Müslümanlıkta Alevi semahlarını andıran hiçbir figür yoktur. Ama bazen
ilahiler def, davul gibi bazı vurmalı çalgılar eşliğinde okunmaktadır. Alevi
cemlerinde de vurmalı çalgılar yoktur. Ünsal Öztürk Alevi cemlerinde vurmalı
çalgılar olmadığını söylemektedir. Gerek dördüncü halife Ali, gerek on iki
imamlar İslamiyet’i yaymak için çok büyük çaba içinde olmuşlardır. Örneğin
Halife Ali’nin bölgenin yerli halklarına İslamiyet’i kabul ettirmek için çok
yoğun baskıların uyguladığı bilinir. Alevi inancında olanların,
Kızılbaşların ise böyle bir sorunu yoktur. Yani İslamiyet’i yaygınlaştırarak
bütün halkları İslamiyet’e katmak gibi bir sorunu yoktur. Alevilerde
Aleviliğin propagandasını yapmak, herkesi Alevi yapmak gibi bir uğraşta
yoktur, böyle bir inançta Alevi geleneklerine aykırıdır.
Alevilik İslamiyet’ten önce Mezopotamya’da yaşayan
bir inançtır. Zerdüşt kökenli bir inançtır. Örneğin Ezidilik ile Alevilik
arasında çok sıkı bir bağ vardır. Her iki inancın da Zerdüşt kökenli olduğu
söylenebilir. İkinci halife Ömer, üçüncü halife Osman ve dördüncü halife Ali
döneminde İslamiyet’in çevredeki halklara kabul ettirilebilmesi için çok
yoğun bir baskı uygulandı. Bu baskı Mezopotamya’da da gerçekleşti. Örneğin
Kürtlere İslamiyet’in kabul ettirilmesinde çok ağır bir şiddet kullanıldı.
İşte bu ağır baskı karşısında bazı yerli halklar İslamiyet’i kabul ediyor
göründüler. Dağların zirvelerine, gözden ırak yerlere çekilerek, içten,
kendi inançlarını yaşamayı sürdürdüler. Ama dağların arkalarında,
zirvelerinde hiç bir zaman İslam’ın gereklerini yerine getirmek gibi bir
çaba içinde olmadılar. Kendi inançlarını, geleneklerini yaşamayı
sürdürdüler.
Alevilik Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir
inançtır. Ezidilik ile çok yakın bir benzerliği vardır. Fakat Alevilik
sanıldığının tersine Orta Asya kökenli, Şamanizm kökenli bir inanç değildir.
Alevi semahının, figürlerinin incelenmesi Orta Asya’nın, örneğin
Türkmenistan’ın folkloruyla karşılaştırılması bunu açıkça ortaya koyar. 2002
yılı başlarında Kanal 7’de “Ekonomi Vizyon” isimli bir program
yayınlanıyordu. Bu programda Türkmenistan’daki ekonomik gelişmeler, ekonomik
atılımlar dile getiriliyordu. 6 Ocak 2002 tarihinde öğleden sonra yayınlanan
programda, Türkmenistan Devlet Başkanı’nın “Büyük Safar Murat
Türkmenbaşı”nın “Ruhname” ismiyle hazırladığı ve yayınladığı kitaptan söz
ediliyordu. Devlet başkanı Türkmenbaşı’ndan “Büyük Safar Murat Türkmenbaşı”
diye iltifat içeren ibarelerle söz ediliyordu. Ruhname isimli kitabın
içeriğinde Selçuklular, Oğuzlar, Alparslan, Tuğrul Bey, Dede Korkut, Köroğlu
gibi konular vardı. Seyfullah Türksoy isimli muhabirin hazırladığı ve
sunduğu bir programdı bu. Ruhname isimli kitabın yazılması, basılması,
dağıtılması kutlanıyordu. Sık sık Tükmen-Türk kaynaşmasından söz ediliyordu.
Devlet kurmak-millet kurmak sık sık dile getirilen kavramlardı. Programa
Türkiye’den Kutlu Aktaş, Yalım Eralp, Saffet Arıkan Bedük gibi emekli
bürokratlar, TRT Genel Müdürü Yücel Yener de katılmıştı. Tekstil fabrikaları
sahibi Ahmet Çalık da oradaydı.
Bir saate yakın süren programda sık sık folklor
ekipleri de ekrana geldi. Erkekler ayrı, kadınlar ayrı oynuyorlardı.
Oyunlarda daha çok Hint etkisi, Çin etkisi göze çarpıyordu. Çok yumuşak
dönüşler, çok yumuşak eğilişler, yumuşak hareketlerle sağa sola
savrulmalar,süzülerek, sekerek elips çizmeler, göze çarpan hareketlerdi.
Folklor ekipleri sık sık ekrana getirildi. Her defasında kadınların ve
erkeklerin ayrı ayrı oynadıkları görülüyor. Bu oyunlarda Alevi semahını
andıran hiçbir figür olmadığı gibi gerek kadınların, gerek erkeklerin giyim
kuşamlarında da Alevi giyim kuşamını andıran, hiçbir şekil, hiçbir figür
yoktur. Alevilerde kadınlar-erkekler karışık bir şekilde semah yürürler.
Kadınların ve erkeklerin karışık oynamaları Alevi semahlarının önemli bir
özelliğidir. Yaşlı kadın ve erkeklerin de semah yürümeleri Alevi
semahlarının diğer önemli bir özelliğidir. Çocuklar da semah yürüyebilir.
“Büyük Safer Murat Türkmenbaşı”nın Ruhname’sinin kutlandığı eğlencelere ise
folklor gösterilerine, oyunlara ise hep gençlerin katıldığı gözlenmektedir.
Alevi semahları Alevi cemleriyle çok yakından
ilgilidir. Cem her şeyden önce bir araya geliş demektir. Dinsel ve
inançsal bir tapınma durumudur. Ama cem sadece bu değildir. Cem toplumsal
belleği nesilden nesile taşıyan bir kurumdur. Paylaşımın, konuşulduğu,
gerçekleştiği, direnişin planlandığı, tartışıldığı bir alandır.
Alevi cemleri suçlardan ve kötülüklerden arınmayı, kendi kendini yönetmeyi
hedefleyen bir mekanizmadır.Alevi cemleri yaşamla organik olarak bağlantılı
bir kurumdur. Örneğin Mevlevi ayinleri gibi hayattan kopuk değildir
Mevlelikteki sema sadece kendinden geçme ve Tanrı’yla buluşma, Tanrı’nın
varlığı içinde erime vardır. Nakşibendi ayinlerinin de böyle olduğu
söylenebilir. Alevi cemlerindeyse doğa vardır, ırmak, kurt-kuş, çiçek,ağaç,
toprak vardır. Alevi cemleri tarımsal ve hayvansal üretimle organik olarak
bağlantılı bir kurumdur.Alevi cemleri genel olarak kış aylarında düzenlenir.
Herkes işinde olduğu için genel olarak yaz aylarında cem düzenlenmez. Öte
yandan cem için özel bir mekan, özel bir ev yoktur, Cem için müsait olan her
evde cem gerçekleştirilebilir. Semah yürümek cemlerin sonunda gerçekleşen
bir oyundur. Semahın ağır semah, orta semah, hızlı semah olmak üzere
bölümleri vardır. Cemlerde söylenen nefesin ritmine göre semah yürümenin
hızı da ağırdan hızlıya doğru değişir. Türkmenbaşı’nın Ruhname’sinin
kutlandığı gösterilerde sergilenen oyunlar ise orta kararlılıkta bir hızda
sürüp gidiyordu. Semahlarda semah yürüyenlerle, semaha katılan öbür Aleviler
arasında yoğun bir iletişim vardır. Duygu, düşünce ve ruh olarak semah
yürüyenlerle, ceme katılan öbürleri arasında yoğun bir bütünlük vardır. Ceme
katılan herkes semah yürüyenlerin bir parçasıdır. Türkmenistan’da yukarıda
anlatmaya çalıştığımız gösterilerde ise oyuncuların dışındakiler sadece
onların seyircisidir. Burada sadece bir eğlence söz konusudur. Alevi
semahlarında ise duygu, düşünce, kutsal bir varlığa sevgi sunma ön
plandadır. Büyük Safer Murat Türkmenbaşı’nın 62. yaş yıldönümü de 2002
yılına rastlıyordu. 62. yaş yıldönümünde de büyük kutlamalar yapıldı, aynı
oyunlar bu kutlamalarda da sergilendi.
2001 yılında TRT’de “İpek Yolu” belgeseliyle ilgili
bazı gösterimler olmuştu. Bu TRT’nin de katkılarıyla çekilen bir belgeseldi.
Bu çekimi yapanlar Çin’den başka, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan,
Özbekistan gibi ülkelerde de çekimler yapmışlardı. Bu çekimler sırasında da
bu ülkelerin folklor zenginlikleriyle ilgili programlar ekrana getirilmişti,
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi ülkelerdeki halk oyunları da
Türkmenistan’daki halk oyunlarına benziyordu. Bu oyunlarda da, örneğin
Turnalar Semahı’nı, Kırklar Semahı’nı andıran hiçbir figür yoktu. Bu
semahlarda keskin dönüşler, kırık adımlar, örneğin sağa dönüyormuş gibi
yaparken sola sıçramalar kutsal bir varlığa saygı sunma hali önemli figürler
olarak görülüyor. Yeldirme, Alevi semahlarının çok önemli bir figürü oluyor.
Türkmenistan’daki “İpek Yolu” adlı belgeseli izlediğimde, hep Alevi
semahları aklıma geliyordu. “Alevilik Orta Asya kökenlidir, Şamanizm
kökenlidir, Türklerin Orta Asya’dan getirdiği bir inançtır, gelenektir”
diyenler acaba bu programları izlemişler midir? İzleyenler acaba neler
düşünüyor? Alevi semahlarının köklerini bu oyunlara, bu gösterilere bakarak
bulabiliyorlar mı? Orta Asya’ya bakarak Alevi semahlarının kökenleri
hakkında hiçbir şey öğrenilemez, ama Ezidilerin ibadetlerine bakıldığında
Ezidilerin güneşe yüzlerini çevirip dua etmeleri izlendiğinde, kutsal
günlerde gerçekleştirdikleri rakslara bakıldığında Alevi semahının kökenleri
hakkında çok sağlıklı bilgiler elde edilebilir. İpek Yolu programı
yapımcılarından Atila ErdenS’e bu izlenimlerini anlatmıştım.
“Türkmenistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da öyle olabilir ama
Azerbaycan’da öyle değil demişti.” Aslında, örneğin üç fotoğraf bu
düşünceleri açık bir şekilde ortaya koyabilir. Türkmenistan folklorunu
gösteren bir fotoğraf, herhangi bir Alevi semahını gösteren bir fotoğraf ve
Ezidilerin güneşe durup dua etmelerini gösteren bir fotoğraf.
Orta Asya’dan Horasan’a, Mezopotamya’ya, Anadolu’ya
gelen Oğuzların önemli bir kesiminin Alevi inancını benimsemeleri çok doğal.
Çünkü göçebe olup at sırtında dolaşanlar için, yerleşik olmayanlar için
Alevi inancı çok elverişlidir. Günde 5 vakit namaz buyuran, oruç, hac
buyuran İslamiyet’in ise göçebe yaşamı karşısında benimsenmesi çok zordur
Dr. İsmail Beşikçi
|