| DERSİM DERSİM
Bir zamanlar;
kurşunlanan, bombalanan, gaz dökülüp yakılan, mağaraya sığınanları
zehirleyen, on binlerce insanımızı kutsal ziyaretlerimizin önünde katleden
sistem, bugün silahla, camiyle, türbanla, yatılı okullarıyla, rant kapısı
açarak düşürmek, kimliksizleştirip kendisine bağlamakla, dezenformasyonla,
ve barajlarla Demoklesin kılıcı gibi üzerimizde sallanmaktadır.
17.07.06
Festival yaklaşırken
Bir
zamanlar; kurşunlanan, bombalanan, gaz dökülüp yakılan, mağaraya sığınanları
zehirleyen, on binlerce insanımızı kutsal ziyaretlerimizin önünde katleden
sistem, bugün silahla, camiyle, türbanla, yatılı okullarıyla, rant kapısı
açarak düşürmek, kimliksizleştirip kendisine bağlamakla, dezenformasyonla,
ve barajlarla Demoklesin kılıcı gibi üzerimizde sallanmaktadır. Bu durum
karşısında sağduyu sahibi herkes sessizce 1937/38 Dersim soykırımının
kesintisiz sürüp gittiğini düşünür. Dersimliyle, "Sefer yapılır ama zafer
kazanılmaz." diyen Osmanlının tecrübesini modernize ederek çok oynadılar.
Pek çok insanımızı zayıf düşürüp kendilerine kul-köle yaptılar. Bugün bile
hala bazı Dersimlilerin evinde halkını katledenlerin posterleri asılı
duruyor. Hatta dedeleri katledilenlerin bile bu katliamcı postere
sarılmaları nekadar acı, nekadar paradoks değil mi? Öbür yandan Aleviliği
yasaklayan şahsın posteri altında oturup cem tutmak, Alevi insanına yakışır
mı? Böyle bir mekana cem evi denir mi? “Bıza dırvetine verg dıma sona.”
(Yaralı keçi kurdun ardına takılır.) Böyle derdi yaşlılar. Gerçekten de
bunların yaralı keçiden farkları olmasa gerek.
Ayrıca pek çok
gencimiz solculuk yaftası altında halkından uzaklaştırıldı, kültürüne ters
düşürüldü, bunlar ziyaretlerimize hakaret edecek kadar ileri gittiler ve bu
durum az da olsa bugün bile sürüyor. Köyler boşaltıldı, ormanlar yakıldı,
uzun yıllar gıda ambargosu kondu, insanlar katledildi, katlediliyor. Yöre
halkı Alevi olduğu halde ırkçılığın temel alındığı camiler yapıldı. Dersim
katliamından sonra kışlalar yatılı okullar haline getirildiler ve diğer
devlet okullarıyla asimilasyon fabrikaları olarak oldukça başarılı görevler
yaptılar. Buralardan kendisine ve halkına yabancı insanlar yetiştirildi.
Kürt olmasın da ne
olursa olsun, prensibiyle hareket eden sistemi oturtmaya çalıştılar. Bu da
yetmeyince, Dersim; Ulusal Park yapıldı, şimdilerde ise barajlar yaparak
suyla doldurmak istiyorlar. Dersim’in demografisini tamamen değiştirmek
istiyorlar. Sosyolojik ve psikolojik yanları iyi analiz edilen Dersimlilerin
bir araya gelmemeleri için her türlü propaganda medya yoluyla yapılıyor.
Cesar'ın(Sezar) hakkını Sezar’a vermek gerekirse, hem de çok iyi yapılıyor.
Genelde Kürtlerde,
özelde ise Dersimlilerde ki bireycilik, had safhadadır. Bakarsın
Dersimli kendi yanlışına taparcasına sarılmış, üstünde hiç bir otorite
tanımak istemiyor. Varsa yoksa onun doğru sandığı yanlışıdır. Bu nedenle
koalisyona yatkın değiller. Birbirlerine destek yerine köstek olurken, aynı
hızlılıkta karşıdaki güçlüye şapka çıkarıyorlar. Bu düşürülmüşlük, bu tek
başına kurtulma, köşeyi dönme, sisteme a dan z ye uyum, çeteleşme,
rantçılık, ağam paşam deme toplumun kılcal damarlarına kadar götürülmüş
durumdadır.
Tüm olumsuzluklara rağmen, Seyid
Rıza'nın torunları onun yüce ruhuna yaraşır hareket etmek zorundadırlar.
Egemenlerin deyimiyle, her meşenin altından onurunu bayrak yapan bir beyaz
donlu çıkıyor. Son kırk yılın bilinçli tanığı, hem de sanığı olarak, öbür
Dersimlilerin yiğit direnişine de hayran kaldığımı söyleyebilirim. Seyid
Rıza asılırken Elazığ a sokulmayan "Beyaz Donlular" şimdi geleneklerine
sahip çıkmaya çalışıyor, kutsal ziyaretlerine, diline ve külürüne sahip
çıkıyor, Belediye seçimlerini kazanıyor ve Dersim Festivalinde 'Simsime'
oynayarak Kürtçe türküler söylüyor.
Acaba hiç düşündünüz mü, bu 'beyaz
donluları' harekete geçiren gücü? Onlara onur kazandırıp ayağa kaldıranı?
Acaba düşündünüz mü, onlar olmasaydı beyaz donlular Simsime oynayabilirler
miydi? Onlar olmasaydı on yıllarca yasak cem evleri açılabilir miydi? 1937
de Seyid Rıza’yı ve arkadaşlarını idama götüren Savcı: Sayın Başkan,
vereceğiniz kararla Dersim’i ilelebet tarihe gömecek, Tunceli’yi
yaşatacaksınız, demişti. Ama bugün onlar, Tunceli adının kanlı ve kirli
yüzünü tarihin çöplüğüne gömmeye çalışırken, Dersim adını tarih sahnesine
çıkardılar. Her Dersimli bu onurlu ve şerefli ismi taşımalıdır. Artık
Tunceli, kutsal ziyaretlerimize hakaret, dilimize, kimliğimize vurulan
zincir görülmelidir. 'Birlik gücümüzdür!' şiarıyla Dersim kervanına
katılmalıyız.
Eskiden annelerimiz ilk lokmayı
çocuklarından önce muhtaç komşulara verirdi. Bugün Avrupa'da rahat
koşullarda yaşayan on binlerle Dersimli olduğu halde, nedense, ne suyla
doldurulup boşaltılmak istenen Dersim’le, ne de halkıyla tutarlı örgütlü
dayanışmada bulunuyorlar. Yapılanlar ise marjinal kaldığından fazla ses
vermiyor. Diaspora Dersimlileri, halkıyla maddi manevi dayanışmayı
yükseltmeli, Dersim’de yapılacak projeleri koordine etmeli ve
desteklemeliler.
Yetmişli yıllarda Ulusal Park ilan
edilen ve UNESCO’nun desteğine sunulan Munzur Vadisinde barajlar yaparak
Kutsal ziyaretlerimizden insanımızı ayırmak isteyen düzene karşı birlikte
hareket etmek zorundayız. DUZGIN ile Munzur Babaları ayrı düşürenlere razı
olmak Tunceliliktir, ihanettir. Ama Duzgın ile kızkardeşi Jel’i, Duzgın ile
Munzur’u ayırmak isteyen haksızlığa karşı durmak ise erdemlilik, Dersimlilik
ve gerçek Aleviliktir. Vicdan sahibi her Dersimli barajların yapımına karşı
durmalıdır.
Halkımız dilinden koparılmak
isteniyor. Dersimliler, koşullar yaratarak Kürtçe’yi hayatın her dalına
yerleştirme çabası içinde olmalılar. Bugün çoğu Dersimli anadilini
konuşamıyor. Oysa anadiliyle konuşmak, yazmak, düşünmek, anneye saygıdır.
Bilinmeli ki, anadil insanın en temel insani hakkıdır. Ayrıca sistem,
Dersim’deki tüm coğrafi isimleri Türkçeleştirdi. Bu Türkçeleştirilip
değiştirilen coğrafi isimlerin yerine eski Kürtçe isimlerin tekrardan
getirilmesi için çalışma yürütmek Dersimlilerin boynunun borcu olmalıdır.
Bir örnek vermek istiyorum. DDR tarafından adı Karl Marx Stadt yapılan
Kemmnitz, halkın istemiyle eski adı Kemmnitz’i aldı. Bunun gibi pek çok
örnek var. Dersimliler iradelerini hukuk çerçevesinde imza kampanyası açarak
veya çeşitli etkinliklerle gösterebilirler. AB’ye girmek isteyen bir devlet,
halkının kararına saygılı olmak zorundadır. |
|
HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON
SIĞINMA
Dersim
soykırımını anlatan romanlarıyla ün yapan Haydar Işık, şimdi de yine Dersim’de
başlayan bir öyküyle okuyucularının karşısına çıktı.
Bilindiği gibi Haydar Işık, “DERSİMLİ MEMİK AĞA” “DERSİM TERTELESİ”
romanlarıyla Dersim soykırımını edebi olarak anlatmıştı. Almanca’ya çevrilen bu
kitapları, Alman edebiyat eleştirmenleri tarafından çok sayıda rezensiyonlarla
beğenilmiş, hatta Bavyera Kültür Bakanlığı Dersimli Memik Ağa’yı (DER
AGHA aus DERSIM) kitabını liselerinin, Ortaokullarının,
öğretmenlerine ve kitaplıklarına tavsiye etmiştir.
Yazar IŞIK’ın gerilla anılarından derlediği “Şafağı
Beklemeyeceğiz” romanı yüzünden yıllarca polis baskısına uğraması, ona geri
adım attırmamış, taviz vermemiş çalışmalarını daha da güçlendirmiştir. Işık, iki
sene kadar önce “ŞERKOY’DAN SULTAN SELAHADDİN EYYUBİYE” adlı tarihi
romanının ardından bu ay başında Mezopotamya Yayınlarının çıkardığı SON
SIĞINMA adlı romanıyla okuyucularıyla buluştu. Bunun yanında pek çok kitaba
imzasını atan Haydar Işık; bu romanında Kürt olmanın, yurtsever olmanın Türkiye
ve Almanya’da ki bedelini fevkalade güzel bir dille anlatıyor. Betimlemelerde
Dersim’in doğa güzelliklerini ve roman kahramanı Memli’yi canlı bir şekilde
görme olanağı var. Kürtlerin Dersim’de kaybedişlerini günümüzle ilişkilendiren
romanda yiğitlik-korkaklık, direniş-teslimiyet, ser verip sır vermeyen ile
anında dökülen, güzellik ve devletin türettiği tüm çirkinlikler yan yana iç içe
bir halının motifleri gibi işlenmiştir. Her Kürdistanlı yurtsever politik
sığınmacı kendisini bu kitapta bulabilir kanısındayım.
Dersim’in bir kasabasında ortaokul öğretmenliği yapan Memli (nüfusta
Mehmet) suya sabuna dokunmayan yaşamını kıtkanaat sürdüren biridir. Evli ve iki
çocuk babası olduğu halde, Özel Tim subayı Hakan’ın nişanlısı öğretmen arkadaşı
Neşe ile aralarında bir yakınlık başlar. Bu ilişki tüm kasabada konuşulurken,
Kürtler; köylerini yakan birine Memli’nin yaptıkları nedeniyle, övünç duyarlar.
İtirafçıların, ispiyoncuların çok olduğu kasaba, bir gece gerilla baskınına
uğrar. Ertesi gün Memli ve pek çok Kürt kışlada işkenceye alınır. Zor kurtulan
Memli, öğretmenlikten de atılınca, çareyi dağlara sığınmakta bulur. Gerilla
lideri onu İstanbul’a gönderir. İstanbul da Memli yeniden tutuklanıp işkenceden
geçirilir. Sonunda arkadaşları Almanya’ya çıkmasına yardım ederler.
Memli, burada da politik çalışmalara katılınca, bir kaç kez geri
gönderilmekten güçlükle kurtulur. Sığınması kabul görmeyen Memli, karısı ve iki
küçük çocuğuyla kiliseye sığınır. Burada da rahat yüzü göremez. Sonunda Alman
dostları tarafından Hollanda’ya kaçırılır. Yeni ve güvenlikli bir hayata
başlamak üzereyken, gerilla kardeşi Helin’in şehit olduğunu öğrenir. Artık sözün
bittiğine kanaat getirdiğinden, hep gitmek için uğraştığı Kürdistan dağlarına
sığınmayı yaşamının gereği görür.
Bir nefeste okuyacağınız bu Türkçe kaleme alınan Son Sığınma
kitabında pek çok politik sığınmacı Kürt yurtseverin acı dramını Memli’de
göreceksiniz. Hatta belki de kendinizi romanın kahramanı görenleriniz bile
olacaktır. Güzel, sürükleyici ve heyecanlı bir dille kaleme alınan kitap
okuyucusunu beklemektedir. Dersim’in Munzur Dağlarından bir görüntünün kapağı
süslediği kitap 239 sayfadır. Fiatı: 7,-€
İsteme
adresi:
Mezopotamien Verlag, Stolberger Str.200, D- 50933 Köln
http://www.pirtuk.com
,
info@pirtuk.com
Tel:
(0049/ 221 499 59 43
Erdal
Han,
Özgür
Politika
ŞAFAĞI
BEKLEMEYECEĞİZ - Anı Roman
Haydar Işık
Fiatı: 6,- €
ISBN-3-931885-05-4
Mezopotamya Yayınları, Mezopotamien Verlag,
Stolberger Str. 200, 50933 Köln
Kürt halkının sevgi ve onur kaynağı, dağ
yürekli dört gerillanın anılarından derlenmiş, Kürdistan dağlarında en kötü
doğa koşullarında soğuğa, açlığa ve düşmanın en modern silahlarına karşı
yiğitliği bayrak yapan bayan erkek gerillaların mücadele öyküsünü
anlatmaktadır. Kürt halkının özgürlüğü için yola çıkan bu insanların
olağanüstü fedakarlıklarını ve atbaşı giden ihaneti içeren kitap dağlardaki
reel yaşamı anlatmaktadır. Bu kitapta PKK mücadelesini övdüğü gerekçesiyle
yargılanan yazar, sonunda beraat etti. Severek okuyacağınız bir kitaptır.
|