| Dersim dört dağ içinde Hasan KAYA
Çocukluğumu masallar süsledi. Önce annemden sonra komşu kadınlardan dinlediğim
masallar süsledi çocukluğumun oyun bahçelerini. Kadınlar, evin tüm kadınları ve
komşu kadınlar, ekmek pişirildiği günün akşamında ayaklarını sarkıtıp tandıra
halka olur otururlardı.
Kışsa dışarıda diz boyunu aşan kar olur, rüzgâr deli deli eserdi. Kurt ulumaları
çakal çığlıklarına karışır en ince yerinden geceyi yırtardı. Ben aralarında,
daha çok anneme sokularak anlatılan masalları dinlerdim
Bildiğimiz masalları anlatırlardı kadınlar sırayla. Her
dilin tadı başka olurdu. Kimi yürek burkar, kimi Anka kuşunun sırtında alıp Kaf
dağının ardına götürürdü bizi. Munzur’a yakılmış türküler bölerdi bazen geceyi,
Fırat’a anlatılan dertler kederler ezgileşirdi…
En çok dinlediğim masal Şahım, Şah İsmail ile
Gülüzar’ın aşkıydı.
Sonra bildik masalların bittiği yerde, yaşanmış
olaylar, kurulan düşler masallaştırılıp anlatılmaya başlardı. Çoğu o an
uydurulmuş masallar böyle oluşurdu. Bu coğrafyada sözdür her şeyin başı sonu.
Halkın yazdığı sözlü destanlar, masallar yaşadığımız doğayı katlanılır ve güzel
kılmaya yeterdi. Özlemler umut çiçeği açar beklenmesini kolay ederdi.
Gaz lambasının loş aydınlığına sığınıp konuşmak,
anlatmak kolaydır. Kadın elinin değdiği patiska bezin nakışlı yüzü olurdu gece.
Her elin hüneri başka başkadır. Her dilin tadı başka başka. Bildiğimiz, tanık
olduğumuz olayların, yaşanmışlıkların masal edilip anlatılmasını bile yeni
duymuş gibi hiç sormadan sessiz usul dinlerdik.
Sonra yollar, yıllar girdi araya göçler başladı. Bir
biri ardına çıkılan yollar bütün geçmişi erişilmez bir masal etti. Memleket,
ister inanın ister inanmayın bazen bir dağdır, bazen bir masal, akan su, uçan
kuştur. Dere yatağında iki elinizde bir birine vurduğunuz yankılanan sesine
vurulduğunuz çakıl taşıdır. Munzur’a vurgunluğumuz, Dersim’e sevdamız tam da
böyledir…
Bir sebep olsa koşar geliriz. Bir bahanedir düğünler,
bayramlar, festivaller. Yüreğimiz, özlemin kör hançeriyle dürttüğü kanamaya
hazır bir güldür. Hemen kokusunu bırakır yollara.
Ağıtlarla gidenler türküleriyle dönerler. Temmuz ayazında “Gümüş Kapımı” kapatan
bilmez, aklı ermez onun; fermanlarla salınmış yasaklar yetmez sevdaları
susturmaya.
Munzur hep inadına başı dumanlı, başı karlı bir
özgürlük türküsüdür. Ve bakar öylece sessiz dinler hep beraber söylediğimiz
türkümüzü…
Dersim dört dağ içinde / Bir gülüm, Songül’üm var
içinde…
Birgün Gazetsi, 1 Ağustost 2005
|