|
Evet başbakan'ın kindar olduğuna şüphe yok.
Dindarlığına gelince; eğer dinde bir başka halkı yok saymak, dilini kültürünü yasaklamak varsa, evet Başbakan aynı zamanda Dindardır!
Bu konuda kendisiyle hemfikiriz!
Zaten öyle olmazssa başkalarına bunu öğütlemezdi!
Şimdi Başbakan'ın son zamanlarda yaptığı konuşmalara geçmeden önce, Kürtçe hikaye anlatıcılarının yaptığı gibi, biz de Başbakan'ı burada bırakalım, tutuklu iki BDP Milletvekilinin başlattığı ve gittikçe yayılan açlık grevlerinin olası sonuçlarına bir göz atalım...
BDP'li iki Milletvekilinin başlattığı süresiz açlık grevi AKP Hükümetinin ya uçurumdan önceki son virajı, ya da Türkiye'yi refaha ve barışa götürmenin son virajı olacak gtibi gözüküyor...
Açlık grevlerine kitlesel katılımların olmasıyla birlikte, gerek Türkiye de gerekse de dünyadaki yankısı büyük olacaktır.
AKP hükümeti eğer bunun sonuçlarının 1999 ve 2000 yıllarında Cezaevlerinde DHKC'li tutukluların başlattığı ölüm oruçları gibi olacağını düşünüyorsa, baştan söyleyelim, yanılıyorlar...
Bu açlık grevleri eğer ölüm orucuna dönüşürse ki, bu ihtimal de var, yer yerinden oynar. Baharla birlikte savaş şiddetlenir, her iki taraftan sayısız insan ölür!
Devlet veya hükümet, artık bu soruna acil olarak bir an önce bir çözüm bulmak zorunda!
Bu iş öyle Başbakan yardımcısı Arınç'ın "Kürtlerin her türlü haklarını vereceğiz" oyalamasıyla geçiştirilemeyecek kadar ciddidir.
İnkar ve imha siyaseti bütün dünyada artık miyadını doldurmuştur.
Hatta,Türkiye devleti ve hükümeti bununla bir yere varılamayacağını biliyor...
Peki biliyor da, neden ısrar ediyor?
Buradaki ısrarın toplum psikolijisine enjekte edilen resmi ideolojinin, tekçi, ırkçı anlayışın henüz kırılmadığının bir göstergesidir.
Aslında bu kırılmanın önüne geçildiğini söylemek daha doğru.
Kırılmayan oligarşik devlet yapılanmasının tepe nöbetçilerinin "düşman içimizde" hayaliyle verdiği yanlış alarımdan başka bir şey değildir.
Bu da aslında bir anlamıyla bir kırılma halidir. Ancak bu kırılma hastalıklı bir bünyedeki histeri nöbetlerine dönüştüğü için, bütün çevresini rahatsız eden bir hal almıştır.
Türkiye toplumunun Kürt sorununun çözümü konusundaki görüşmeleri nasıl bir olgunlukla karşıladığına hepimiz tanık olduk.
Bu olgunluğu hazmdemeyenler ne yazık ki, AKP ile iktidarı paylaşan güç odaklarıdır. Ve bu aynı zamanda AKP'nin tepe noktasındaki ırkçı-dinci, inkarcı anlayışın kırılmadığının bir göstergesidir. Hatta sadece bu güç odakları da değil, en başta Türkiye'nin sosyal demokrat maskeli ana muhalefet partisi CHP'de de durum farklı değil.
CHP'nin Kürt sorunu konusunda AKP'nin çok gerisinde olduğunu söylemek de mümkün!
Başbakan'ın AKP gençlik kurultayında tele video ile yaptığı konuşma bunun en bariz örneğidir.
Eğer bir ülkenin başbakanı kalkıp, bilişim çağındaki gençliğe "Dindarlık ve Kindarlığı" öğütlüyorsa, buna artık söylenecek bir şey kalmıyor!
Hadi dindarlığı anladık. Bu yabancısı olmadığımız ve kulağımıza aşina gelen cemaatçi, Tayibist-panislamist bir söylem!
Ya kindarlık?
Bunu nasıl açıklayacağız?
Daha doğrusu başbakan ve AKP iktidarı bunu nasıl açıklayacak?
Neyin kini?
Kime kin?
Bunu düşünmek bile ürkütücü...
Şimdi eğer birileri kalkıp da Kürt taleplerinin Türkiye toplumda olgunlaşmadığını iddia ediyorsa, bu açıkça bir takiyedir, ikiyüzlülüktür.
Sorun Türkiye toplumundan kaynaklanmıyor. Sorun'un kaynağı bizzat devlet ve AKP hükümetidir...
Rodi BAZ
|