|
Tarihsel miadını doldurmuş, asalaklaşmış, üretici güçlerin ayağında pranga, beyninde tümör haline gelmiş, doğa katliamcısı ve insanlık düşmanı kapitalizmin temel dayanaklarından birisi olan DİN; günümüzde, toplumsal bir değer durumundadır.
Din olarak algılandığı yerde, Alevilikte aynı kategoridedir.
Türkiye devrimci hareketinin en büyük eksiği veya hatası, karşı oldukları DİN gerçeği hakkında yeterli bilgiye sahip olmayışları, “Din uyuşturucu afyondur” deyip onu hafife almalarıdır.
Günümüzde köklü, toplumsal ve geleneksel bir değer olan DİN hakkında devrimciler, ayrıntılı ve yeterli bilgiye sahip olmak, Kuran’ın içerdiği hükümleri en ince ayrıntısına kadar bilmek zorundalar.
Toplumu uyuşturmakla görevli bunca ilahiyatçı, din görevlisi, zorunlu din dersi, kuran kursları ve devasa bütçesiyle Diyanet karşısında “din afyondur” deyip kestirip atmak, bireyi olduğu toplumu tanımamak değilse, devrimcilik oynamaktır.
Salt ML klasikleri noktasına virgülüne kadar bilmek, onların içerdiği sosyo-hümanist değerleri topluma taşımak elbette devrimci bir görev.
Ancak, bu değerlerin girmesi gereken kafalar, dinsel değerlerle dolu. Bu kafalardaki eski değerlerin işgal alanını ve etkisini azaltmadan yeni değerlere orada yer bulunmaz.
1 Mayıs alanlarına, mitinglere giden ayaklara komut veren zihinlerde; uhrevi inancın zayıfladığı, dünyevi inancın geliştiği gerçeğini kim yadsıyabilir?
Her devrimci etkilemek istediği insanla başlattığı sohbetini din ve geçim üzerinden açmalı, önce onu saygıyla dinlemeli, anlatılanlar arasındaki çelişkileri yakalayıp, uygun bir dille sarsıcı açıklamalar yapmalıdır.
Dindar insan kadere inandığını sözde söylediği halde, yaşam koşullarını iyileştirmek için çektiği zahmet, kaderini değiştirme uğraşı olduğu; dolaysıyla, gerçekte kadere inanmadığının, imanın altı şartından birini ret ederek dinden çıktığı yüzüne söylenmelidir.
Bu ve benzer örnekler bire bir sohbetlerde oldukça önemlidir. Kişinin yaşamsal uğraşıyla inancı arasındaki çelişkileri göz önüne sermek, zihnini karıştırıp onu düşünmeye sevk etmek, yaptığıyla düşündüğünün uyumlu olmasının “dürüstlük” olduğunu vurgulamak yerinde bir davranıştır.
Bu konuda yetkinleşmek için Kuran’ı değil, (her ikisini de saygıyla anıyorum) Prof Dr İlhan Arsel ve Turan Dursun’ un yapıtlarının en ince ayrıntısını, en az ML eserler kadar bilmek gerekir.
Emperyalist işbirlikçilerin toplumun edilgen ve uysal olmasını sağlamak için kullandığı din silahını; devrimciler, ters etki yapacak şekilde kullanmasını bilmeleri, emeklerinin boşa gitmemesini sağlayacaktır.
2. Dünya savaşından sonra sosyalizmin kısmen benimsendiği Poloya da din anlayışının yoğunluğu, kapitalizmin uşağı sendikacı Leh Walesa’yı Cumhurbaşkanlığına getirdi.
Kapitalist dünyada olası devrimin güvencelerinden birisi de, toplumda uhrevi inancın zayıf olmasıdır. Bir toplumda zihinlerdeki eski sübjektif öğe zayıflamadan; yani zihinler örgütlenmeden devrim gerçekleşmez; gerçekleşse de Nikaragua gibi ömrü az olur.
12 Eylül faşizminin asli görevi, gelişen sosyalist düşüncenin yerine din inancını koyup yaygınlaştırmaktı. Yani, var olan iki toplusal değere yer değiştirmekti başardı da.
Devrimcilerin görevi de; bu iki değere, faşist cuntanın tersine yer değiştirmek. Din konusu “din uyuşturucu afyondur” diyerek geçiştirilemez.
Kabul etsek de etmesek de bugün DİN toplumsal bir değerdir; ama gereksiz bir değerdir. Gerekli olan sosyalist değeri dinin yerine koyabilmek için dinin zihinlerden sökülüp atılması şart.
Karanlıkla aydınlık bir arada olamayacağına göre, din karanlığını yıkmanın bir yolunu, yöntemini bulmak zorunluluğu var.
Bugün yaygın olarak kutsallığı tartışılan dinin üstüne üstüne giderek kutsal olmadığını, zihinleri karıştırıcı üslupla toplumsal tartışmayı zorlamak gerekiyor.
Devrim, toplumsal değerlere yer değiştirme eylemiyse ki bence öyle, devrimcilerin asli görevinin zihinleri örgütlemektir, kalanını halk tamamlar.
06. Tem. 2010. Bekir Özgür.
06.07.2010 / Gomanweb
|