|
MİT- Emniyet Çatışması AKP’yi Çatlatıyor
Tayfun İşçi
Rahmetli dedem karışık ortamlarda“Başkalarının ne olduğu değil, senin ne olduğun önemlidir” der ve başkalarına göre değil,kendi doğrularınla hareket et” diye nasihatinde bulunurdu. Şu son devlet ve AKP içi MİT-Emniyet çelişkilerinde ortaya saçılan gizli bilgileri görüp duydukça bu nasihati hemen hatırladım. Bilmediğim konularda başkalarının önerilerine büyük önem veren ben, şimdi süreci kendimce anlamaya çalışıyorum.
Mit -Emniyet çatışmasının odağında güç ve iktidar paylaşımı olduğunu düşünüyorum. Kendi dışındaki muhalefeti halleden AKP’nin şimdi iç muhalefetine yöneldiğini anlıyorum. AKP’nin milliyetçi, muhafazakâr ve mukaddesatçı bileşenlerden oluştuğu bir sır değildi. Bu bileşenler arasındaki çelişkinin ne zaman ve nasıl derinleşeceği de aslında açıktı. Zira, iktidar hiçbir zaman ortakçı kaldırmazdı. Eninde sonun da en güçlü olan tek başına iktidarı kapmak isterdi. Nitekim olan oldu. AKP’li muhafazakârlar öncelikle kendisini destekleyen liberallere yöneldi. “Değme yazarlar” bir bir yıpratıldı. Sonra sıra mukaddesatçılara geldi.AKP’nin yeni hükümetinde Fetullahçı tek bakanın kalması Mukaddesatçı çevreyi rahatsız etmeliydi ve etti. İsmail ağa cemaatinden Cübbeli Ahmet hocanın tutuklanıp bırakılması, Cumhur Başkanlığı süresinin uzatılması ve Tayip Erdoğan’ın Cumhur Başkanlığına hazırlanması da cemaat üyelerinin itirazlarına tuz biber ekti.Cemaat üyeleri AKP içi bu tasfiyeye baş kaldırmanın anını ve zamanını kollamaya başlamıştı. Bu anı ve zamanı belirleyen ise dış dünyadaki gelişmeler oldu.
Türkiye’nin kaderini belirleyen ve AKP ‘yi oluşturup iktidarlaştıran ABD Amerikancı İslam anlayışında şekillendirdiği Türkiye’yi Ortadoğu’ya sürerken Büyük Ortadoğu ve kuzey Afrika projesi gereği birçok dengeyi sarsacağını iyi hesaplamıştı. Ortadoğu da kartlar yeniden karılacaktı. Bu durumun, başta İsrail olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin de tepkisini çekeceği açıktı. Ortadoğu da ABD kadar olmasa da Almanya- Fransa’da belirli bir güce sahipti.Ortadoğu’daki değişim arayışı ABD tarafından yönlendirilen Türkiye öne çıkarıldıkça İsrail ve bazı Avrupa ülkeleri gardını almaya başladı.
Türkiye Arap dünyasında etkili olabilmek adına İslami motiflerini kullanmaya başladı. Bu gelişmeler İsrail –Türkiye stratejik ittifakının sarsılmasına yol açıyordu. Her ne kadar Türkiye bu ittifakı sarsacak ciddi bir uygulama içerisinde olmasa da Arap dünyasında etkili olmak için yaptığı göstermelik ataklar İsrail tarafından hoş karşılanmadı. Özellikle İran’ın nükleer bomba soruşturmalarında Türkiye adına Hakan Fidan’ın görevlendirilmesi ve bu konuda Türkiye’ningerekeni yapmaması sonrası İsrail’in Hakan fidan’a ilişkin eleştirileri gelişti.Yine , İran’a karşı ambargodaki Türkiye tutumu, Dawos’taki (Wan Münit) olayı, Hamas ile ilişkilerin geliştirilmesi, Mavi Marmara olayı İsrail-Türkiye ilişkilerini sarsmaya başladı. Özellikle kuruluşundan beri CİA ve MOSAT ile birlikte çalışan MİT içinde MOSAT ‘ın güçten düşürülmesi İsrail tarafından kabul edilemezdi. Çelişkiler her gün biraz daha derinleşti. Her ne kadar Türkiye İran’a karşı Füze kalkanı projesini onayladıysa da İsrail’i memnun edemedi. Memnun olmayan sadece İsrail de değildi. Özellikle Fransa Türkiye’nin Ortadoğu da ABD lehine de olsa rolünü arttırmasını kendi çıkarlarına aykırı buluyordu. Giderek Fransa ile de ilişkiler sertleşmeye başladı. Bu temelde Fransa Ermeni soykırım yasasını Türkiye’yi yıpratma temelinde gündemleştirip yasallaştırdı.
Ortadoğu’daki gelişmeler giderek İran ve Suriye’yi hedefine almaya başladı İsrail, Türkiye’nin Suriye‘de bir tampon bölge oluşturmasını ve savaş açmasını istiyordu. Aslında Türkiye buna hazırdı ve gereğini yapıyordu. Ancak Rusya faktörü Türkiye için bir tehditti. Ayrıca Gerek Türkiye de gerekse ırakta Kürt faktörü bu işi zorlaştırıyordu. Bu nedenle de Kürt sorununu bir an önce bitirmek için şiddet politikalarını ve toplu tutuklamaları hızlandırdı. ABD isebütün bu süreç boyunca İsrail Türkiye arasında uzlaşmacı bir rol oynuyor Türkiye’ye de bir an önce gerek şiddet yolu ile gerekse uzlaşma yoluyla kürt sorununu çözmesini ve Irak Kürtleri ile anlaşmasını ve Suriye’ye bir an önce müdahale etmesini istiyor bir tampon bölge oluşturması için sıkıştırıyordu.
ABD’nin Türkiye’ye biçtiği rol amerikancı İslam anlayışında Arap dünyasında rol almasıydı. Türkiye buna uygun olarak İslam’ın hamiliğinde Ortadoğu’ya açılmaya başladı. Filistin, Hamas, İhvan-ı Müslimin örgütü ile ilişkilerini sıklaştırdı. İsrail’in Ortadoğu politikalarına istemeye istemeye itirazlarını yükseltti. Bu yaklaşım İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini daha fazla gerdi. Yaşanan bu gelişmeler boyunca AKP içindeki Fetullahçı kanat gerek Mavi Marmara olayı gerek Hikmet Fidan olayı, gerekse Kürt politikaları Hükümetin politikalarına karşı itirazlarını sürdürdü.
Bütün bu süreç boyunca ABD AKP’yi bütünlüklü tutmaya İsrail ile ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Özelikle Kürt sorununun bir an önce gerek şiddetle, gerekse uzlaşıyla çözümü konusunda ısrarcı oldu.Irak’tan ayrılmadan bu sorunun çözülmesini istiyordu. AKP Kürt sorununun uzlaşıyla çözümü için diyalog ve görüşmelere başlamıştı. Ancak bu görüşmelerin seçime kadar zaman kazanmaktan başka bir anlamı olmadığı kısa zamanda açığa çıktı. AKP seçim yaklaştıkça savaşçı bir pozisyon aldı ve geniş çaplı tutuklamalara girişti. Şiddete dayalı politikalarla da bir çözüme ulaşamadı. Bu şiddet politikalarında AKP’yi oluşturan tüm bileşenler birlikte hareket etti. Zira AKP ‘yi oluşturan başta Fetullahçılar olmak üzere tüm kesimler şiddet politikasında hem fikirdi. Ancak Roboski katliamı konusunda Emniyet ve MİTiçinde çelişkiler gizlenemez oldu. Anlaşılan o ki Emniyet içindeki mukaddesatçı kesim AKP’nin Kürdü PKK’ye karşı kullanma stratejisi yerine Tüm Kürtleri katletme eğilimindeydi ve bunu Roboski de uyguladı. Fetullahçı yazar Baransu” katliam emrini MİT verd”i şeklinde açıklamada bulundu. Hükümet bunu yanlış istihbarat olarak kabullenip üzerini örtmeye çalıştı.
Bu olay sonrası cemaatçiler bu iç çatışmayı Kürt sorunu üzerinden sürdürmeyi kendileri açısından daha yararlı buldu ve çatışmayı MİT-PKK görüşmeleri üzerinden sürdürmeye başladı. PKK İle görüşmeler yapanMİT yönetimini ve Hakan Fidan’ı hedefe aldı. Savcılık üzerinden Hakan Fidan, Emre Taner, Afet Güneş hakkında KCK soruşturması başlatıp yakalama kararı verdi. Hükümet ise İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan ve Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atagün’ü ve Bu kararı veren savcıyı görevden aldı ve Mit hakkında soruşturma açılmasını Başbakanın iznine bağlayan bir yasa çıkarmak için girişimde bulundu. Görülen o ki AKP kendi içinde bir iktidar savaşını yaşıyor ve yaşamaya devam edecek.
Ancak Emniyet ve MİT çatışma süreci boyunca Kürt sorununu yakından ilgilendiren bazı gizli bilgi ve belgeler açığa çıkmaya başladı. Özellikle Kürt hareketi içindeki MİT elemanları hakkındaki bilgiler yabana atılır şeyler değildi. Hükümet yetkilileri kürtler içindeki MİT elemanlarının deşifrasyonunun devlete büyük zarar verdiği yönlü açıklamalarda bulunup Emniyeti suçlamaya başladılar. MİT elemanlarının Kürt kadrolar arasına sızmış olması Kürtler arasında morali bozan ve güveni sarsan bilgilerdi. Hiç kuşku yok ki AKP içi Bu çatışma sadece AKP’yi etkilemekle kalmadı Aynı zamanda Kürt hareketinin kendi kadro yapısını gözden geçirmesini de getirmektedir.Kürt hareketinde bazı kadroların yaptıkları yanlışlara dönük eleştirilerin MİT bağlantılı kadrolardan kaynaklı olup olmadığı yönlü tartışmalar dikkate alındığında Kürt hareketinin de kendi kadrolarına dönük değerlendirmeler yapacağı anlaşılmaktadır. Bütün bu gelişmeler bize AKP içindeki iç çatışmaların Kürt hareketinde de bir iç sorgulamaya yol açtığını göstermektedir. Umudumuz o dur ki Kürt demokrasi hareketi bu zorlukları da aşmayı bilecektir.
|