gototopgototop
17 Mayis 2012 Persembe - 11:34:47
Süleyman Doğan - GÊMO ile OLOŞ PDF e-Posta
Cuma, 10 Şubat 2012 22:28

KÖYÜMDEN ESİNTİLER-11-

GÊMO ile OLOŞ

 

Süleyman Doğan

Köyümüzde renkli insanlar olduğu gibi renkli hayvanlar da vardı. İnanın ki bazı İnsanlardan daha da akıllı hayvanlardı. Dikkat edilirse hayvanlarla arkadaş olan veya hayvan besleyen insanlar bir bambaşka oluyor. Onlar o hayvanları bir arkadaş, bir çocuğu gibi veya evin içindeki bir birey olarak algılar ve kendisini evin içindeki insanlardan ayırmaz hiç bir zaman. Bu duygular onlarda doğa ve insan sevgisinin, vicdanın gelişmesine de vesile olabilir.

Tabi hayvanları istismar edenler konumuzun dışında tutsak da, bence böyle canlı varlık düşmanları oldukça fazladırlar. Kurban Bayramlarında milyonlarca genç hayvan nasıl boğazlandığı herkesçe malum. Geleneklerin mahalle baskısından dolaylı korkaklığının karanlık köşesinde saklanan sahte hayvan severler o sıralarda hiç yok ortalıklarda!

Yani anlayacağınız Alevi, Kürt, İnsan hakları ve diğer sorunlarda yaşanan ikiyüzlülük, sahtekârlık, canilik burada da alabildiğine boy göstermektedir. Toplumda insanların yaşamı ve sair haklarına karşı saygı bilinci yerleşmediği gibi diğer canlılara karşı da bir bilinç yerleşmemiş. Bu durum Ortadoğu coğrafyasında kanıksanmış olup bir yaşam biçimi olmuştur.

Bu gelenek Tevrat’ta hayvanları tanrının en aziz kulları olan Yahudilere kurban edilmesi dinsel geleneğiyle başlamıştır. Hayvan katliamına neden olan bu geleneği başlatan Yahudiler, şimdi dünya tarafından korunmasalar Müslümanlar tarafından kurbanlık koyun gibi kesilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar!

Ben şimdi sizlere bizim köydeki hayvanlardan bir, ikisinden bahsetmek istiyorum. Bu iki Hayvan aynı eve ait. Teman´da Amoja Fadime ( FADA MALA ELÎ ). Amoja Fadime geçirdiği bir kaza sonucu bir kalça problemi olmuş. Tabi, Tabibin bulunmadığı bir dönemde bahsediyoruz. Bundan dolayı Amoja Fadime sakat kala kalmıştı. Kendisine Topal lakabı takılmıştı. Amoja Fadime hem kocasını hem de kaynını genç yaşta yetirmişti. Amoja Fadime bu bağlamda kendi çocuklarının dışında, kaynının yükünü de alarak onun çocuklarına da bakarak, tek başına hayata tutunmaya çalışan yiğit ve yürekli bir kadındı.

Bu iki Hayvan da Amoja Fadime´nin hanesinin üyelerinden. Biri evin Eşeği OLOŞ diğeri evin köpeği GIMO. Gerçi OLOŞ eşeğin bir kaç ismi daha vardı ama daha ziyade OLOŞ diye çağrılıyordu

GIMO´ nun acı bir hikayesi var. Tüfekle vurulmuş bir gözü kör olmuş, diğer gözünün üzerine pus atmış, zar zor göre biliyordu. GIMO vurulduğunda uzun bir zaman köyü terk edip ŞİKEFT te ( mağarada) yaşamaya başlamış. GIMO hem köyüne bu köyde yaşayanlardan´da küsmüş. Aylarca köyün dışında yaşamını sürdürmüş bir hayvan.

Bundan dolayı insanlara karşı duyduğu yoldaşlık duygusu zedelenmiş ve onlara karşı güveni yitirmiş. GIMO burada ne kadar asil olduğu ve ne kadar haklı olduğu ortada. GIMO, insanların cinayet sopası olan silahından çıkan mermi ile vurulduğundan, daha sonra ona gösterilen ilgiyi ikiyüzlük kabul ederek bir daha insanlarla barışık olmamış. İnsanla olan yoldaşlık duygusuna terki diyar eylemiş bizim GIMO.

Her ne kadar bizim Temanlalar GIMO’nın gönlünü almak için kendisine takılıp şakalaşsalar da, GIMO müthiş bir tepkiyle karşılık verirdi.

GIMO nun yakınında geçerken ona doğru bakıp elini uzatarak " GIMO FISSS" dendiğinde,GNMO hem sinirlenir hem de saldırganlaşır ve olduğu yeri terk ederek insana küfür edercesine alır başını köyün dışına giderdi.

Kendisine yapılan zalimliği ve insanın caniliğini, insanın elinde alabileceği ekmeğe rağmen tavrını kesin ve net bir biçimde koymuştu GIMO. Bu tavrını ‘’sizle yoldaşlık olmaz!’’ dercesine koyuyordu.

Karnını doyurmak veya bir parça ekmek için hiç küçülmeden, yapılan zalimlik ve o haksızlığa alabildiğine onurluca bir tavır koymuştu bizim GIMO.

OLOŞ, Gewr ( Kır ile toprak rengi karışımı ) bir rengi olan kulakları çarpık, kürtçe`de Pêl denilen bir şekil almıştı. Bu da OLOŞ Eşeğe atılan dayak sonucu kulakları kırıldığından bu hali almıştı. Fakat OLOŞ bu yediği dayaklara inat özgür yaşamasını hiç bir zaman elden bırakmıyordu.

Her fırsatta kayıplara karışır bir, iki hafta ortalıklarda kaybolurdu. Dağ, taş, köy köy dolaşmaya çıkardı. Anırarak dörtnala koşturur dururdu. Özgür olmanın tadını doyasıya çıkarırdı.

Bildiğiniz gibi köylerde biri buğdayını değirmene öğütmeye yani un haline getirmek için değirmenden gün aldığında, köydeki hayvanları ( At, Katır, Eşek) o gün için ayarlanır komşularından. Omoja Fadime´ye eşek istemeye gidince biri, genelikle OLOŞ eşek evde olmazdı. Fadime teyzeden OLOŞ’u istediklerinde, Fadime Teyze şöyle derdi:

-‘’Eşegimiz hala seyahatten dönmedi, şayet gece seyahatten dönerse sabaha alırsınız’’ yanıtını alırlardı.

İşin aksi ya! OLOŞ gittiği köylerde yakayı ele verince, köylüler OLOŞ’u bir kaç gün çalıştırır, işleri bittiğinde yine salıverirlerdi. Çünkü tüm çevre köyler OLOŞ’la tanış oluvermişti. Eh her özgürlüğün mutlaka bir bedeli olmalı! Bedelsiz özgürlük hiç olur mu?

Bizim çevrede OLOŞ’U tanımayan kalmamıştı. Bir de OLOŞ ağzının tadını iyi bilirdi, kendine özgü keşif yöntemiyle nerede ne varsa hepsini tespit etmişti. Bir anlamda gurme .

Armut mevsiminde damların üzerine kax´lar serilirdi. Bizim Evin damının üst tarafı yerle aynı hizada olduğundan, akşam karanlık çöktüğünde OLOŞ Eşek doğru bizim evin arka tarafından gizlice kax yemeye gelirdi. Nenem aniden fırlardı yerinden ve bağırırdı :

 -Aha !OLOŞ Eşek yine geldi!

Biz dışarı fırlardık, gerçekten OLOŞ Eşek damda kax yemekteydi.

Ben neneme sorardım :

-Nene sen Eşeğin geldiğini nereden anlıyorsun, hatta bunun OLOŞ Eşek olduğunu nerden biliyorsun?

Nenem Gülerek şöyle derdi:

-Oğul oğul OLOŞ’u ayak seslerinden anlıyorum, Onun ayaklarında İSKARPİN olduğundan kıpır, kıpır ses çıkarıyor.

OLOŞ hem özgürlüğüne düşkün olduğu kadar, ağzının tadını da iyi bilirdi. Bir o kadarda hovardaydı.

Bizim Köyde en güzel Eşek Apê Temo’nun eşeğiydi. Temır Amcanın eşeği bembeyaz bir eşekti. Hep bağlıydı. Hiç salı vermezdi. Her zaman gözünün önünde bağlardı. Her hangi bir erkek eşeğin tacizine uğramasın diye üstünde titrer dururdu. Ne de olsa namus meselesi! Temır amca kışın dahi eşeğinden dolayı davarını herkesle sulamaya götürmezdi. Tüm köylüler davarını aynı anda sulamaya götürürdü; fakat Apê Temo en son akşama doğru sulamaya götürürdü. Bu konuda oldukça kararlıydı.

Hatta Temır amcanın bir eşek hikayesi var. Temır Amcalar buğdayı damda kuruturlarmış. Kuruttukları buğdayı rüzgara karşı savurup içindeki saman çöpleri ve diğer karışımları ayıklamak için damda çalışırken ikide bir oğlu Zeki abiye:

-Bıko Zeki’yê mın! Ew kera me ta jı wî deng dernakeve, eceba çı dike?( Oğul bizim eşekten bir ses çıkmıyor, acaba ne yapıyor?) diye sorar.

 Temir amca bu şekilde defalarca söyleyince Zeki Abi şöyle der:

- Baba baba! Ker şerqiyan, kılaman, tırkiyan nızane kı tıştekî bêje! Çı deng jê derkeve? Kere û xwera dıçêre! ( Baba baba, eşek şarkı, türkü söylemesini bilmez ki ne sesi çıkaracak, Eşek otluyor işte.)

 Eşeğine bu kadar önem veren bir Amcamız. Lakin OLOŞ Eşek, Apê Temo’nun bu hassasiyetini hiç mi hiç takmaz, her fırsat bulduğunda aşık olduğu beyaz eşeğin yanına kaçıp izdivaç eyler. Her seferinde Temır amcaya yakalanır ve bu gizli aşkın bedelini yediği dayakla öder. Aşktır bu, uğrunda Ferhat olunmuş dağlar delinmiş, Mecnun olunmuş çöllere düşülmüş! ALOŞ dayağı göze alıp dağ taş demeden yol kat etmez mi?

 Apê Temo’nun taşları, sopaları, küfürleri hiç kar etmez OLOŞ`A. Fakat Apê Temo’da beyaz Eşeği’nin tacize uğramaması için hep planlar yapmakta.

En son bir çare bulur kendince. Eskiden köylere gelen Çercilerde üç adet mantar patlatan tabanca satın alır.Yanında bir paket de mantar alır. Üç oğlunu da kuşatır. her birini bir köşeye yerleştirir, başlarlar beklemeye. Aradan çok zaman geçmeden bizim hovarda OLOŞ sessizliği görünce sallana, sallana sevgilisinin yanına doğru yol alır. Derin sessizliğin ne anlama geldiğinin farkında değil OLOŞ. Kendisine pusu atıldığını nereden bilebilir ki? OLOŞ aşkına kavuşmaktan başka bir şey düşünemez! Ne pahasına olursa olsun gitmeyi göze almış. Bu aşktır, ferman dinlemez. Bembeyaz gelinlik içinde durur gibi göz kamaştıran beyazlıkta ve güzel gözlü sevgilisini düşünür hep.

Tam sevgilisine kavuşur kavuşmaz, Temır amca ateş emrini verir! Her biri bir yerden OLOŞ`a ateş ederler. OLOŞ neye uğradığını şaşırır . Mantar tabancaların patırtıları Ve OLOŞ`UN anırma sesleri biri birine karışır. Teman deresi savaş alnına döner! İki aşığın aşkları kıskanılır cinsten, öyle hafife alınacak değil.


Aslında Kulakları pel olduğundan ve rengi gewr olduğundan dolayı hakir görülen, rengi beyaz olduğundan dolayı asil olduğuna karar veren egemenler beyaz renkli eşeği oldukça derinden üzmüşlerdi. Onun namına verdikleri karar beyaz eşeği kahretmişti! Çünkü hakim olanlar başkaların namına karar verme hastalığından hiç vazgeçmezler. Oysa aynı dili konuşanlar ancak birbirilerini anlar, aşklarını da bildikleri dilden en güzel ifade edebilirler. Bundan dolayı beyaz eşek oluşuna çok içi yanmıştı.

OLUŞ dayağa alışkın fakat hayatında ilk defa ateşli bir pusuya düşmüş bunun şaşkınlığını ve korkusunu yaşarken kısa bir süre sonra kendini toparlar ve ateş çemberini aşarak kurtulur. Fakat bu seferki pusu OLOŞ`u korkutmuş! Yine de pes etmiyor bizim OLOŞ.

OLOŞ yaşadığı sürece ne özgürlüğünden, ne
gurmeliğinden
, ne de büyük aşkından taviz verir. Ona, dayaklar, sırtına vurulan ağır yükler, kendisine atılan pusular hiç mi hiç kar etmedi. Yaşamına aynı radikallikle devam etti. Keşke insanlar da GIMO kadar gururlu, OLOŞ kadar aşklara bağlı olabilselerdi.



Bir daha ki ‘Köyümden Esintiler’de buluşmak dileğiyle.


11. 2. 2012 - Mainz

 

Süleyman Doğan 

 

 


rssfeed
Email Drucken Favoriten Twitter Facebook Myspace Stumbleupon Digg MR. Wong Technorati aol blogger google reddit YahooWebSzenario
Son Güncelleme: Salı, 06 Mart 2012 22:47
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

DEMOKRAT HABER

EN SON EKLENEN HABERLER