gototopgototop
17 Mayis 2012 Persembe - 11:26:48
Can KASAPOĞLU - ‘Dersim Soykırımı’ tazminat tartışmaları PDF e-Posta
Salı, 21 Şubat 2012 20:45

 Dersim soykırımının planlanması ve alt yapısının başlangıcı1930′lu yıllarda tamamlanmış ve 32-33′lerde soykırım için harekete geçilmesinin planlanmış olduğu ve ‘pahalı’ olacağı gerekçesi ile ertelendiği, soykırımdan 74 yıl sonra ortaya çıkmış durumda.

 

Dersim’de 37-38′de uygulanan ‘Soykırım’ ise aslında hiç bir belgeye ve şahide vs gerek olmaksızın gün gibi ortadadır fakat her nedense‘Soykırım belgeleri‘ adeta bir yılan hikasesine dönmüştür…

Türkiye cumhuriyeti devleti, Atatürk-İnönü başta olmak üzere bizzat CHP tarafından koordinesi yapılan Dersim 37-38 Soykırımı’nda belge yada‚kim yaptı acaba?‘ diye sormak deyim yerindeyse her şeyden önce Dersimlilerle ve insanlıkla alay etmekten başka bir şey ifade etmeyecektir.

Bütün bulguların ve pratik-objektif uygulamaların merkezi, adresi ve komutu Ankara, Atatürk ve CHP iken hala bu konuda adım atılmaması ise oldukça trajikomik bir durum ortaya çıkarıyor..

Bir bakıyorsunuz başbakanlık, genelkurmaydan belge istiyor, birde bakıyorsunuz genelkurmay başbakandan bir başka belge vs istiyor ve 100 bine yakın Dersimlinin yaşamını yitirdiği, kalanların zorla göçe zorlandığı,asimile edildiği ve her türlü çile, zulüm ve insanlık dışı muamele ile karşıkarşıya bırakıldığı koca bir soykırım için hala somut bir adım atılıp, ‘evet, soykırım yaptık‘ denilmiyor.

Aslında son yıllarda kamuoyunda yıllardır tartışılan ve Dersimliler tarafındanda giderek netleşen “Dersim soykırımının sorumlusu devlettir, CHP’dir Atatürk’tür” tanımlaması yönündeki çalışmalar ve aktiviteler 37-38′de yaşananları ilk kez gündeme getirdi.

Bunun üzerine önceleri soykırımı inkar eden devlet, bunda başarılı olamayınca bu kez ‘evet, katliamdırvb‘ söylemleri ağzına alarak bir takım lafları etmek zorunda kalmıştır ancak bu noktada çok kıvrak ve bilinen osmanlı-köylü kurnazlığı yaparak esasen bu çıkışıyla salt CHP’yi köşeye sıkıştırmak için bu cümleyi sarf ettiği görülmektedir.

’37-38 Dersim Soykırımı‘ bizzat devlet ve onun işbirlikçileri tarafından sulandırılmaya başlnamış ve iş ‘Tazminat‘ istemine kadar indirgenmiştir..

Hiç bir maddi değerin insan hayatını karşılamayacağı gibi‘Soykırım’ların ise para ile satın alımayacağı bilinmektedir.

Öldür, katlet, soykırımdan geçir ve ‘kann parası‘ öde kurtul anlayışı olsa olsa ancak Türk devletine mahsus bir durumdur..

Dikkat edilirse Uludere-Roboski katliamından sonra devlet yetkilileri bizzat kann parasından bahsetmiş ve ‘katlettik ama bakın işte kann parası veriyoruz‘ diyerek adeta bir halkla ve insanlıkla alay etmektedirler..

Dolayısıyla Dersim soykırımı tartışmalarında bir yandan devlet kurumları kendi aralarında paslaşıyor ve sözde birbirlerinden belge vs istiyorlar iken bir yandanda yaşanan vahşetin mağdurlarına ‘hadi gelin bize başvuru yapın ve size üç-beş kuruş (hemde ytl) verelim ve bu iş bitsin‘demektedir..

Bu yolla hem kafalar karıştırılıyor ve hemde ‘bakın, biz hem özür diledik ve hemde tazminat ödüyoruz‘ diyerek işin içinden sıyrılmak isteniyor. Oysa orta yerde herhangi bir trafik kazası sonucu sigortalar tarafından taraflara ödenecek bir ödenektene falan bahsetmiyoruz. Burada 100 bine yakın insanın hayatına mal olmuş bir soykırımdan bahsedi,yoruz..

Fakat gerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında yaşanan Dersim polemiği olsun ve gerekse kamuoyunda tartışılmaya başlanan ‘Dersim 37-38 Soykırımı‘ tartışmaları olsun , olaylarda mağdur olan Dersimlilerin TBMM Dilekçe Komisyonu’nu dilekçe yağmuruna tuttuğu belirtiliyor.

Gelen haberlere bakılırsa kısa sürede 150’nin üzerinde başvuru alan TBMM Dilekçe Komisyonu, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’yla temasa geçerek ellerindeki tüm bilgi ve belgeleri istemiş bulunuyor..

Sizce gerçekten bu ‘Dersim Soykırımı‘ belgeleri sadece genelkurmayın elindemidir?

Yada eğer başbakan veya bakanlık bu belgeleri aldığında ne yapacak dersiniz ?

Hemen belirtelim;

Önce bir gözden geçirecektir ve günümüz şartlarına göre yeniden düzenleyip kamuoyuna ve bazı işbirlikçilerine sunacaktır, verecektir ve süreç ise bundan böyle bu çarptırılmış belgeler üzerinden yürütütülecektir..

Elbette TBMM, Dersim’de yaşanan kanlı olaylar için 74 yıl sonra harekete geçerek komisyon kurmasıve bu konuda arştırma yapması önemlidir ancak bu komisyonun olaylara bakışı ve değerlendirişi ne derece objektiftir buda ayrı bir tartışma konusudur.

Her şeyden önce böyle bir komisyonda CHP’nin yer almasıakıllara kuşku ve endişe taşımaktadır.. Çünkü bizzat CHP’nin kendisi bu soykırımın sahibidir..

Üstelik CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün bu komisyonda üyedir ve yine bu zat-ı muhteremin ‘CHP ve Atatürk soykırımı yapmıştır‘ demesi vardır.

Şimdi bu durumda ne olacaktır ?

Aday olup seçildiğiniz bu partiden bu soykırımın hesabınınasıl soracaksınız?

Yada adayı olduğunuz CHP’nin, (sizinde deyiminizle) Dersim soykırımının bizzat uygulayıcısı olduğunu bilmiyormuydunuz ?

Bu konuda kamuoyunu detaylı olarak aydınlatmanız gerekmiyormu ?

‘CHP ve Atatürk yaptı‘ dediğiniz bir kurumdan nasıl hesap soracaksınız ve şu ana değin nasıl bir hesap sordunuz ?

Eğer hesap sormayı ‘salt tazminak almak‘ mantığı ile yaklaşıyorsanız kusura bakmayın ama bu durum, Dersim coğrafyasında yer altındaki atalarımızın, pirlerimizin ve bilhassa bu soykırımdan maddi bir beklenti olanların yakınlarının kemiklerini sızlatacaktır bilesiniz..

Her şeyden evvel bunca zamandır tartışılan ve netleşen ‚37-38 Dersim Soykırımı’nı yapanların siyasi sorumluluğu mahkum edilmelidir..

Bu anlamda başta CHP olmak üzere devlet, cumhurbaşkanlığı ve başbakan bunun gereğini yerine getirmeli ve özür dahil her türlü vicdan muhasebesi yaparak Dersim toplumunu buna ikna etmelidir.

Dersim’de yaşananların bir soykırım olduğunu kabul etmeli ve tarihi ile yüzleşmelidir devlet..

Bütün bu özür vb yaklaşımlar Dersim’de Pir Seyid Rıza’nın heykeli önünde ‘diz çökülerek‘ yapılmalıdır.

Seyid Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri derhal ortaya çıkarılmalıdır.

Devlet ve devlet kurumları kendi aralarındaki paslaşmadan vaz geçerek Dersim ve Dersimliler ile daha fazla alay etmemelidir..

Yaşanan soykırımı ve onca talan, inkar ve imha ile asimilasyonları, sürgünleri ve acıları henüz yavaş yavaş ortaya çıkan bu vahşetin ‘Tazminat, para vs ile sıkıştırıp işin için içinden çıkmak‘ vebal taşımaktan öteye geçmeyecektir.

Toplumda elbette bu konuda haklı olarak beklentiler vardır ancak daha bir-kaç önce devlet başta Dersim olmak üzere bir çok bölgeye ‘Özel, eğitilmiş ve paralı komandolar’yollayarak tekrardan kulak kesme, göz çıkarma vb insanlık dışı uygulamalara dönmek istemiştir..

Devlet bununla bir yandan bir-kaç yüz insana üç-beş kuruş vererek 100 bine yakın can’ın hayatına mal olan soykırımı unutturmak isterken bir yandanda sürece yayılmış, sistematik soykırımını devam ettirerek son darbeyi vurmak istiyor..

Dersim ve Dersim eksenli gelişmeler, tartışmalar ve pratikte daha bir çok şeye gebedir.

Ortalık toz ve dumandır, işbirlikçiler ve işi sulandırmak için her türlü kirli işlere girip-çıkanlar vardır, olacaktırda..

Ancak Dersim uyanık olmaya devam edecektir..

Yıllardır, iğne ucuyla kazılarak ve bin-bir emek ve ça ile ortaya çıkarılan değerler ‘tazminat’esprisine kurban edilmemelidir..

Devlet buna dünden razıdır..

Soykırımdan geçirdiği ‘Bir-Buçuk Milyon Ermeni’ içinde aynı rüyayı görmektedir devlet.. Eğer mesele ‘salt tazminat’ ise buna çoktan razıdır.

Bu durum, Rumlar-Pontus içinde geçerlidir, İstanbul (Kostantinopol) ve Fener Rum Patrikhanesi, taşınmaz mallar vb her şey için geçerlidir..

Yani devlet,soykırımdan geçirdiği, katlettiği, talan ederek imha ve inkar ettiği, mallarına el koyduğu her toplum ve inan grupları için aslında içten içe ‘üç-beş kuruş verip işin içinden sıyrılmak’ mantığına yatmıştır bile..

Bunu en son Uludere-Roboski katliamında bizzat kendi kendini deşifre ederek ortaya koymuştur.

Şimdide Dersim soykırımını satın almak istecesine ‘tazminat’ vs girişimlerinin önünü açarak olayı kapatmak istemektedir..

Yukarıda belirtildiği üzere tazminat olayı işin en son aşamasıdır..

Ondan evvel yapılması gerekli çok daha önemli ve ivedi işiler, görevler vardır..

O halde Pir Seyid Rıza’nın “Evladı Kerbelayime, bê gunayime, Ayıvo zulimo, Cinayeto” (EvladıKerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir) sözlerini salt devlete, CHP’ye ve Atatürk’e söylenmiş gibi algılamamak lazımdır..

Bu sözler nasılki Pir Sultan’ın darağacına giderken kendine taş yerine gül atanlar için söylediği‘İlla dostun bir tek gülü yaralar beni’ dediğine nasılda benziyor değilmi?

 

http://alevinet.com/?p=1252 

 


rssfeed
Email Drucken Favoriten Twitter Facebook Myspace Stumbleupon Digg MR. Wong Technorati aol blogger google reddit YahooWebSzenario
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

DEMOKRAT HABER

EN SON EKLENEN HABERLER