gototopgototop
17 Mayis 2012 Persembe - 10:35:10
Sevê Evin Çiçek - Kasaplar Deresi, Tanıklar Ve Tanıklığım PDF e-Posta
Cuma, 01 Nisan 2011 19:44

seva_evin_cicek_2Siirt şehri ve çevresi bir çiçek bahçesiydi. Kürdü, Arabı, Asuri-Keldani-Süryanisi, Ermenisi, Arabı....İnançsal olarak da Êzdisi, Zerdüştü, Yahudisi, Hristiyanı, Müslümanı...Bu zenginlik kasaplar deresini mezarlığa dönüştürenleri rahatsız ediyordu. Öldürmeye, sürmeye, göçertmeye, dönüştürmeye, izbırakmamaya devam ediyorlardı. Dönmeler, dönmeyenleri, uygulamalarına karşı çıkanları doğrudan tehditlerle, şiddetin değişik versiyonlarıyla susturmaya, etkisiz kılmaya çalışıyorlardı.

 

Jandarma yetkilileri tarafından düzenlenen listede öldürülenlerin, çöplüge atılanların tümünün isimleri yer almıyor. O dönemde bugün Şırnak, Mardin, Batman, Hakkari sınırları içinde yer alan yerleşim birimlerinin çoğu Siirt iline bağlıydılar. Yapılan baskınlar, operasyonlar, çatışmalar bu şehirdeki T.C. görevlileri tarafından yönetilmekteydiler. Gözaltına alınanlar, işkencelerde öldürülenler, çatışmalarda öldürülenler şehir merkezine getiriliyor ve korku oluşturmak için teşhir ediliyorlardı. Ölü bedenler teşhirlerden sonra belediyeye verilirlerdi. Ölüler, Siirt belediyesi görevlileri tarafından Kasaplar deresindeki çöplüge atılırlardı.

 

Ölülerin çöplüğe atılmaması konusunda uyarılan arap asıllı belediye başkanı istemleri duymamazlıktan gelmişti. Bir gece evine yapılan baskınla öldürüldü. Öldürülme nedeni, Kürdlerin ölülerini bu çöplüğe attırmaya devam etmesiydi. Ruken isimli bir bayan gerila kendisini hedef almış ve öldürmüştü. Bu öldürme nedeni ve bayan gerilanın eylemi neden-sonuç olarak anlatılmaya başlandığında şehir sınırları içinde ve dışında konuşulur olmuştu.

 

Ben kasaplar deresi haberiyle gazeteciliğe başladım. Biraraya getirdiğim bilgileri Van’dan konuyu araştırmaya gelen 2000’e Doğru muhabiri Günay Aslan’la paylaştım. İlk haber G.Aslan adına 2000’e Doğru da çıktı. Bu haber benim gazetecilikte ilk haberimdir. İlk haberden sonra 2000’e Doğru da gazeteci olarak görev yapmaya başladım. Konuyla ilgili olarak bilgi toplamaya devam ettim.

 

O zaman Siirt İl Alay komutanı olan Temel Cingöz ve diğer sorumlular durumdan rahatsız oldular. Temel Cingöz bana haber göndererek “ O Sivaslı Kızılbaşa söyleyin, Kasaplar deresinde kendisine de yer ayırdım. Ayağını denk alsın.” Bu mesajı bana ulaştıran siirt yerlisi bir araptı. Ben cümleleri duyduğumda sadece güldüm. Daha ne kadar süre gözaltı, öldürme, yakma, sürme emirleri verilecek düşüncesine daldım.

 

Temel Cingöz, Siirt’den sonra Adana’da görevlendirildi. İçinde yer aldığı geçmişin Teşkilat- Mahsusa’ı bugünün Ergenekon’u olan yapının kadroları, kendisinin çalışma arkadaşları  tarafından Adana’da çapraz ateşe tutularak susturuldu, öldürüldü. Yargılayan, yargılanmıştı. Rejimin işleyiş tarzı buydu. Kullan, sessizliğe göm... Kamuoyuna da “teröristler tarafından öldürüldü” açıklaması yapıldı.

Eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın işleyişi, kullanılan kişilerin öldürülüşlerini kendisiyle yapılan röpörtajlarda tarif ediyor. Ayrıca benim kendisiyle röpörtaj yaptığım Şırnak’da görev yapan pilot Bay X in anlatımları http://www.gelawej.net/pdf/Evin-Cicek-2.pdf    okunduğunda suç işletilenlerin susturulma yöntemleri isimlerle açıklanıyor. 

 

Evim, bürom araçlarını önlerine park eden sivil giyimli kişiler tarafından sürekli kontrol altında tutuluyorlardı. Polisler, beni telefonlarda tehdit ederek, dışarı çıktığımda adım adım izleyerek, arkamdan kürfederek teslim almaya, bu ve diğer konularla ilgilenmekten caydırmaya çalışıyorlardı.

 

Kasaplar deresi G.Aslan imzasıyla 2000’e Doğru dergisinde haber olunca Olaganüstü Hal Bölge Valisi olan Hayri Kozakçıoğlu tedbir alınmasını içeren emirler vermeye başladı. Konu gizlenmeliydi. Cesetler örtülmeliydi.

 

Haberin basında yer alması ve savcılığa yapılan başvuru sonrası mecburen çöplükte kazı yapmak zorunda kaldılar. Topladıkları bazı kemikleri çuvallara koyarak şehir mezarlığına gömdüler. Çöplüğün üstü ise belediye ekipleri tarafından yakılmış kömür artıklarıyla kapatılmaya çalışıldı.

 

22.4.1989 günü sabah 7’de 2 otobüs dolusu polis ve askerle kazılacak yerin çevresi sarılıyor. Kimse yaklaştırılmıyor. Basına haber verilmiyor. Çöplükte kazı yapılırken gizlilik esas alındı. Bildiğim kadarıyla sadece Arap halkından olan ve şehirde gazetecilik yapan Necati Mumay’a orada bulunma izni verilmişti.  O, kabul gören bir gazeteciydi.

 

Resmi Belge

 

“HZ.1989/52                          DEFİN RUHSATI

                

                22.4.1989 günü kasaplar deresi mevkiinde yapılan kazı sonucu çıkarılan ve güvenlik kuvvetleri ile girdiği silahlı çatışmada öldükleri belirlenen PKK militanlarında ait 4 ayrı ceset ile yine 2 cesete  ait bir kısım kemiklerin Belediye görevlilerine teslim edildikten sonra yapacak başka işlem kalmadığından ve bir sakınca da görülmediğinden CMUK.152/2 maddesi geregince DEFİN RUHSATI VERİLDİ. 22.4.1989

 

Siirt C.Savcısı                Veteriner hekim                Hekim Bilirkişi

    27985                          Enver Toklu                      Reşit Yalınalp

                                        Hekim Bilirkişi                  Ortopedi Müt.”

 

 

Kendisiyle görüştüğümde Belediye başkanı Ekrem Bilek; “Değişik zamanlarda gömüldükleri için sağlıklı bir sayıya ulaşamıyoruz. Çıkarılan cesetlerden birinin başında sargı bandı vardı.”dedi.

 

 

“T.C.

SİİRT BELEDİYE BAŞKANLIĞI

Fen İşleri Müdürlüğü

 

                                                                                                         24.4.1989

 

Sayı  : 2/191

Konu: Tutanak Hk.

 

C.SAVCILIĞINA

SİİRT

 

 

22.4.1989 günü kasaplar deresi mevkiinde yapılan kazı sonucu çıkarılan 4 ayrı ceset ile yine 2 cesete ait bir kısım kemiklerin Şehir Zeyve mezarlığına gömüldüğüne dair tutanak ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

 

Eki: 1 Adet Tutanak                                                Ekrem Bilek

                                                                                Belediye Başkanı”

 

Belediye başkanının, zabıta memurunun anlatımlarından sonra cumhuriyet savcısını ziyaret etmek istedim. Savcı beni odasına kabul etti. Savcıya soruları yöneltikçe O gerilmeye başladı. Çöplüğe gitmeden önce ve çöplükte kazı yapılırken askeri yetkililerle aralarında geçen konuşmalar sonucu kızgındı, gerilim içindeydi. Dereye “Bir veteriner ve 1 ortopedist götürdük. Zoraki bir araç elde ettik. Delil olursa tekrar açarım. Cesetlerde yanık vardı. Ondan dolayı kefenlenmesini istedim.”dedi.

Kendisine Siirt Belediyesi ve askeri birimler arasındaki yazışmaları içeren dosyalarda delilleri bulabilirsiniz, cevabını verdim. Topladığım bilgilere göre soru soruyordum. Sargı bandını sorduğumda “Öyle bir durum yok” cevabını verdi. Tepki göstermeye başladı. Diğer sorulara cevap vermedi. İnkar etti ve kovuldum.

 

23.4.1989’da savcıyla yaptığım telefon görüşmesinde  ise savcının aldığı tutum ve içinde bulunduğu ruh hali, durum... üst makamların baskısı altındaydı. Tahminim, savcıdan cesetlerin olmadığı bir yerin açılması istenmişti. Savcının dürüst davranması, çöplüğün küçük bir yerine kürek vurdurması, cesetlerin çıkması, kendisinin bazılarının hışmına uğramasına neden olmuştu. Savcı neyi bekliyordu? Jandarma birimleri, Olaganüstü Hal Bölge valiliği..... O, harekete geçemezdi. Belediye de mevcut olan evraklardan kimin ne zaman, nereye atıldığı belliydi. Sadece o evrakları okuması çöplüğe atılanların sayısını, kimlik bilgilerini öğrenmesi için yeterliydi. Savcının bilgilerine başvurulabileceği kişilerden bazıları ise; Pervari doğumlu Yol-Su-Elektirik dozer operatörü Mahir Etiz ve Eruh Seyfi köyü doğumlu Abdullah Ay’lardı.

 

22.2.1989’da Siirt Cumhuriyet Savcılığı’nca ifadesi alınan tanıklardan Ali Demir’in anlatımları;

“T.C.

SİİRT

CUMHURİYET SAVCILIĞI

SAYI

Hz.1989/52

TANIK. ALİ DEMİR, Hasan oğlu. Ayşeden olma. 1956 D.lu Siirt Merkez Koçpınar köyü nüfusuna kayıtlı olup, Siirt Köy Hizmetleri il müdürlüğünde Tompresör operatoru olarak çalışır. Tanıklığa engel hali yok, tanıklık yapacağı konu anlatıldı.usulen yemini yaptırıldı soruldu.

                   Geçen sene bu aylarda çalışmakta olduğu köy hizmetlerinden belediyenin dözer talep etmesi üzerine bir ay süre ile Siirt Belediyesi hizmetinde dözer yağcısı olarak çalıştım. Dözer operatoru Mahir Etiz idi. Kendisi Pervari ilçesi nüfusuna kayıtlıdır. Belediyeye çocuk parkı yaptığımız bir gün Belediyeden telefon geldi. Kasaplar deresine gitmemiz istenildi. Belediye ait jeep gelip bizi çalıştığımız yerden alarak kasaplar deresine götürdü. Oraya vardığımızda 3 tane askeri jeep ve 10 kadar asker vardı. Başlarında da 1 yüzbaşı ile 1 Astsubay Başçavuş vardı. Bu şahısları tanımıyorum.İsimlerini bilmiyorum. Belediye Fen İşleri Müdürü de orda idi. Bize dözerle bir çukur açmamızı söylediler. Orada üç tane ceset vardı. Kimliklerini ve nasıl öldüklerini bilmediğim kişilerdi. Çukuru açtık cesetleri dini merasim yapmadan elbiseleri ile gömdük. Daha sonra oradan ayrılıp çalışmakta olduğumuz çocuk parkına geldik. Cesetleri gömdüğümüz yere şu anda gösterebilirim. Ancak üzerine çöp kokulup ködülmediğini bilmiyorum. O meviye bir daha gitmedim. Cesetleri gömdüğümüz yer mezarlık olarak kullanılan bir yer değildir. Kooperatif mahallesine yakındır.dedi Cesetleri gömdüğümüz yerde dözerle birlikte en son biz ayrıldık dedi beyanı okundu imzası ile tasdik etti. 22.2.989

                   

            Siirt C.Savcısı             Z.Katibi   304                    Tanık

                  27985

 

 

10.7.1987’de Eruh’da öldürülen ve çöplüğe atılan Mehmed Oktay’ın(Mele Mihemed) cenazesi ailesine teslim edilmiştir şeklinde 11.7.1987’de evrak düzenleniyor.

 

“Teslim Tesellüm Tutanağı           EK-A

10 Temmuz 1987 günü saat 02.05’de Eruh Dağyeli köyü bölgesinde güvenlik kuvvetleriyle giriştikleri silahlı müsademe neticesi ölü olarak ele geçirilen teröristin Siirt C.Savcılığınca teröristin annesi ve karısı celb edilerek yaptırılan teşhisinde söz konusu teröristin Eruh-Bağğöze köyünden Abdullah oğlu 1954 doğumlu Mehmet Oktay olduğu anlaşılarak cesedin teröristin annesi Halim Oktay’a teslim edilerek iş bu teslim tesellüm tutanağı imza altına alındı. 11.Temmuz.1987

 

Teslim eden                       Hazır bulunan        Teslim alan

Yurdakul Yağcı                 Atila Can                 Halim Oktay(SEN)

J.Astsb.Kd.Üçvş.              J.Astsb.kd.Çvş.       Annesi”

Kriminel Tim K.                Narkotik Tim K.

 

 

1988 Kozluk çatışmasında 5 ceset gömülüyor. Kasım Kocaman’ın abisi öldürülüşünden üç gün sonra cenazeyi almak için girişimde bulunuyor. Şeyh Cevad ve M.Ali Kocaman çatışmadan 3 gün sonra Siirt merkeze geldikleri halde cesetler kendilerine teslim edilmiyor, verilmiyor. Belediye-savcılık-askeriye ve valilik arasında mekik dokuyorlar. Şeyh Cevad; “ Ben oğlumun çöplüge atılmasına nasıl razı olurum.”diyor.

 

“T.C.

SİİRT

CUMHURİYET SAVCILIĞI

SAYI

6469                                                VALİLİK MAKAMINA

                                                                                                        SİİRT

     

 M.Ali Kocaman isimli şahıs tarafından Savcılığımıza gönderdiği tel yazı aynen yukarıya çıkarılmıştır.

        Geregi arz ve rica olunur. 18.7.1988

 

24524      18/7/1988                                 Selahattin Karagöz

                                                                      C.Savcı Yrd.                                                                                      

                                                                       15629   

                                                     7-2/581”

 

Çocukları öldürülen anneler ve babaların anlatımları;

Anne Merese Sarık; “Hangi baba oğlunun cesedinin çöplüğe atılmasına razı olabilir? Bize 7 sene boyunca eziyet ettiler. Kulak zarlarım patlatıldı. Bizi dağlara oğlumuzu bulup, kendilerine teslim etmemiz için götürdükleri gün 2 kamyon buğdayı evimin bahçesine dökmüştük. Biz dağlarda oğlumuz aramadan dönderildiğimizde, evimize vardığımızda kümesteki hayvanlarımızı açlıktan ölmüş olarak bulduk. Buğdayın tümü de komşuların hayvanları tarafından yenmişti. Komşularımız gelip de bahçemizin kapısını kapatma cesareti gösterememişlerdi.  Bu durum size içinde bulunduğum durumu anlatabilir.”diyor. Oğlunun cesedi kasaplar deresinde.

 

11.7.1988’de Kozluk’ta öldürülen Ali Tan’ın babası anlatıyor (kendisi de daha sonra Batman da devlet güçlerince öldürüldü) ; “ Olay gecesi polisler gelip oğlumun öldüğünü, Siirt’e gidebileceğimi, söylediler. Sabahleyin gittim. Saat 7’den 10’a kadar bekletildik.

Bize Gelin bakın. Bunlar sizin midir?” dediler. Oğlum yanmıştı. Kendisini ellerinden tanıdım. Vucudu ise tanınmayacak haldeydi. Felaket bir koku vardı. Oradaki görevliler bize hakaret ettiler.

Bırakın. Biz bunları bir çukura atarız.”dediler. Ben direttim. Benden ifade aldıkları sırada 1 kepçe getirip cenazeyi keğçeyle tamperli arabaya attılar.

Bana “Sen oğlun için üzülüyor musun?”sorusunu sordular.

 

Ben de kendilerine, vurulmasına üzülmüyorum. Fakat cenazelere yapılan uygulama beni üzüyor. Sizden nefret etmemize yol açıyor, dedim. Bunun üzerine yüzbaşı beni dövmek istedi. Bir çavuş araya girip, beni dışarı çıkardı.

Siirt’den Kurtalan tepesine kadar yol kenarına asker yerleştirmişlerdi. Sürekli resim çekip, kamera kaydı yapıyorlardı. Batman girişinde ise yüzlerce polis ve asker vardı. Orada bizi saatlerce beklettiler. Öyle bir ortam yaratmışlardıki kendilerine ya cenazeyi alıp götürün ya da bizi rahat bırakın, dedim. 3 cenazeye refaket eden yüzlerce kişiyi sürekli kimlik kontrolünden geçirdiler. Üst araması yaptılar. Kameraya aldılar. Halkta tedirginlik yaratmaya çalışıyorlardı. Minübüslerle gelen bayanları geri çevirdiler. Mezarlığa ise amcalardan başka kimseyi bırakmadılar. Batman’da mezarlığa doğru gelen kişileri sorgulayıp geri çevirdiler. Tehdit ettiler. Eve taziyeye gelenleri de kameraya alıyorlardı. Üst, baş aramasından geçiriyorlardı. Hem gelenleri, hem gidenleri arıyorlardı. Amcalarından birisini bir günde 7 defa arandı.

 

03.3.1986’da Dodan (Obalı)da öldürülen Ahmet Ergin’in babası Emin Ergin anlatıyor; “3.3.1986’da Dodan’da 3 arkadaş birlikte öldürüldüler. Biri Muş’lu, Biri Silvan’lı. Onların aileleri geldiler. Cenazeler kendilerine verilmedi.”

Emin Ergin, diğer oğlu Metin Ergin’in drumunu da 11.7.1988’de “Kozluk Melefan’da 2 gün süren bir çatışma sonucu 8 kişiyle birlikte ölü olarak ele geçirildiler” haberiyle öğrenir. Ahmet Görgün, Metin Ergin, Ali Tan, Kasım Kocaman, İbrahim Turşat, Mehmet Sami Eren, Suriye uyruklu biri, Tuncelili biri....

Öldürülenlerden Ali Tan, Metin Ergin, Ahmet Görgün’ün cenazeleri aileleri tarafından alınıyor. Batman’a götürülüyorlar. Diğerleri çöplüge atılıyorlar.

Emin Ergin; “ Oğlum ve diğerleri tümüyle yanmışlardı. Oğlumun yüzü tanınmayacak haldeydi. Vucut yapısı bana benziyordu. Bacağındaki bir izden kendisini tanıdım. Kendisini yerde sürüklemişlerdi. Kafasının arka tarafındaki deri tümüyle kalkmıştı. Kendisini tabuta koyup getirdim. Batman polisi bize çok zorluk çıkardı. Siirt’den Kurtalan’a kadar yola asker yerleştirmişlerdi. Gerçekten ilginç. Üç cenazeden bu kadar korkulur mu? Olaganüstü bir tedbir almışlardı.

BizeNiye konvoy olarak gidiyorsunuz?” diyorlardı.

Bizi dağlara götürdüklerinde, oğlumu bulup, kendilerine teslim etmemizi bizden istediklerinde hayvanlarımız günlerce içerde aç kaldıkları için ölmüşlerdi. Komşularımız hayvanların bağırtılarına dayanamıyorlar. Buna rağmen korkularından dolayı kapıları açıpta yem veremiyorlar.” Oğlu Ahmet Ergin kasaplar deresindeki çöplüğe atılmış.

 

Jandarmanın düzenlediği listede olmayan isimlerin tümünü bilmek mümkün değil. Geçmişde not aldığım isim listesini yeniden yokladım ve yazdım. Listede Mardin il sınırları içinde öldürülenlerde mevcut. O zamanki Siirt il sınırları içinde öldürülenlerden kaçı kasaplar deresinde? Şehir merkezine getirilen ve yakınları tarafından alınamayanların tümü. Belediye tarafından şehir çöplüğüne atılan-gömülen kişilerin listesi belediye de kayıtlıdır. Bu dosyalar açıldığında sorular cevaplarını bulacaktır.

 

Ad-Soyad

Doğum yeri

Ölüm tarihi

Çatışma yeri

Düşünceler

Mehmet Sevgat

Hilvan

28.4.1987

Nusaybin

 

Süleyman Erdem

Eruh

5.5.1987

Nusaybin

 

Orhan Alpaslan

Ağrı(eski belediye başkanı

10.10.1988

Uludere

 

Ferhan İl

Nusaybin

7.3.1985

Nusaybin

 

Cevdet Günerhan

Bingöl

7.3.1985

 

 

Mehmet Ağarsan(Nasır)

Suruç

20.6.1985

Şemdinli

 

Yaşar Kahraman(Cuma)

Şemdinli

17.7.1985

Şemdinli

 

Halil(Celal)

Diyarbakır

17.7.1985

Şemdinli

 

Abdülmecit Yılmaz(Rubar)

Şemdinli

17.7.1985

Şemdinli

 

Hamit Avcı(Hasan)

Gercüş

16.8.1985

Şemdinli

 

Salman Kars(Şerif)

Hakkari

1.5.1986

Şemdinli

 

Xezal(Hazal)Sevilgen

 

 

Şırnak

 

Donar Akay(İbrahim)

 

 

 

 

Mehmet Sevilgen

 

15.1.1986

 

 

Ramazan kaplan(Celal Hoca)

 

1.5.1985

Bitlis

Bitlis ili Mutki ilçesi D.Moyi karakolunda öldürüldü

Ali Uğur

Mutki

30.4.1985

Ziyaret Baykan

 

Abdülkadir Bilim(Fahri)

Savur

 

 

Bitlis Mutki de belediyece gömülmüş

Hogir

Batman

 

 

 

Ahmet Çelik

Batman

 

 

 

Hamit Doymak(Azad)

 

 

 

 

Zübeyir Yıldırım

 

Şubat 1986

 

Mardin emniyet müd. İşkence de öldürüldü

ismail

Suriye

 

 

 

Ahmet Taygur

 

 

 

 

İrfan Eren

 

 

 

 

Ömer Aydar

Pervari

1984

 

İşkence de öldürüldü

Ömer Aykur

İdil

 

 

 

Vasifi Kılıç

Midyat

 

 

 

Hamit Bafi

Mardin

 

 

 

Leyla

Silvan

 

 

 

Mehmet Dag

 

 

 

 

Hasan Akan

İdil

 

 

İşkence de öldürüldü

Sofi Ömer

Eruh

 

 

 

İbrahim Savaş

Şırnak

 

 

 

İbrahim Kurt

Şırnak

 

 

İşkence de öldürüldü

F(b)ahri Aslan

Şırnak

 

 

İşkence de öldürüldü

Yusuf Gün

Şırnak

 

 

İşkence de öldürüldü

Murat Kaya

Cizre-Yeşilyurt köyü

 

 

 

Veysi Yıldırım

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ömer Aytur la Sofi Ömer aynı kişiler olabilirler.

Kasaplar deresinin geçmişi 1914’de başlayan birinci dünya savaşına kadar uzanıyor. Siirt’de Hristiyan inancındaki halklar ve değişik inançlardaki Kürdler topluca bu derede öldürülüyorlar. Sadece bu savaş süreci içinde değil daha sonraki Kürd toplu öldürmelerinde de bu dere kullanılır. Siirt’de hangi yaşlıya kasaplar deresini sorsanız, bildiklerini anlatmaya başlar.

Yaba yayınları tarafından 2008’de,  İstanbul’da basılan “Four Years Beneath Crescent-Osmanlı ordusunda dört yıl(1915-1919) adlı çalışmada Osmanlı Ordusunda subay olan Rafael de Nogales, Siirt’de yapılanları tanık olarak anlatır.

 

Kürd tanık anne ve oğlu Seydayê Dılbirin’in (76 yaşında) anlatımları

Benim annem Siirt Cuanika’nlı(bugün Gökçebağ belediyesi). Cuanıkanlı Mıhemedê Tahlo’nun kızıdır.  “Siirt’de Xolani mahalesi bilinir. Bu mahale de Ermenilere ait çok sayıda evler vardı. İnsanlarımız Cuanika beldesinden Siirte giderlerken önce Xolani mahalesinden geçerlerdi. O zaman ermeni bayanların elbiseleri kendilerine özgüydü. Fistanları kırmalıydı. Yapılan desenlerle, modellerle elbiseyi giyenin hangi halktan olduğu anlaşılıyordu.

Ben köyden Siirte meyve, sebze veya diğer yiyecekleri satmak için giderken daima Xolani mahalesinde bir ermeni aileye giderdim. Orada yaşayan O ailenin 4 kızı vardı. Ben kendimi onlara yakın hisserdim. Kendilerini sevdiğim için sürekli ziyaret eder ve beraber kalırdım. 14-15 yaşlarındaydım ki ferman yaşandı.  

Bir gün yogurtu götürüp Siirt de sattım. Dönüşte yine bu aileye uğradım. Kızlarla yanyanaydım. Aniden ermenileri toplamaya başladılar. Tümünü biraraya getirip kasaplar deresine doğru götürdüler. Ben de onlarla beraberdim. Beni de itekleyerek onlarla beraber yürütmeye başladılar.

Biz kumaş satın almıştık. Ermeni aile kendi modellerinde bana iki fistan diktiler. Ben dikilen fistanı giymiştim. Beni de ermeni sandılar. Bizi şehirden çıkardılar. Siirt şehrinin sınırı şimdiki mahkemenin, hükümet konağının olduğu yere kadardı. Oraya vardığımızda siirtli bir arap beni tanıdı. O siirtli Osmanlının jandarmasıydı. O “Yahu bu ermeni değil. Tahlo’nun kızıdır”dedi. O askere öyle deyince, asker bana bağırdı, “Çık, bunlardan ayrıl.” Ben bağırdım, ağladım. Çıkmıyorum. Bunları öldürecekseniz beni de öldürün. Ben o kızlara sarıldım. Birlikte ağlıyorduk. Saçlarımdan tutarak, çekerek, tekme, tokatla zorla beni o kızlardan uzaklaştırdılar.

Birisini görevlendirdiler. Ona “Bunu geriye götür” dediler. Şimdiki hükümet konağının yanında beni döverek arkadaşlarımdan ayırdılar . Ben O adama tükürdükçe o da beni tokatlıyor ve tekmeliyordu. Bu şekilde geriye dönderildim. Eve geldim. Üvey annem benden süt kabını sordu. Baktıki yüzüm kıpkırmızı, morarmış. Elbiselerimi çıkarmaya, vucudumu kontrol etmeye başladı. Bütün vucudum  morarmıştı. Ben bana ve diğerlerine yapılanları kendisine anlattım.”

Annem ağlayarak yapılanları bize anlatırdı. Ben çocukken o ağlayınca ben de onunla birlikte kasaplar deresine götürülen ve orada öldürülen ermeni kız arkadaşları için ağlardım.

 

Ben Siirtin Taxa seri-juri (Ulus mahalesi) camisinde imamdım. Caminin arkasında yıkık bir bina vardı. Bir arap bana “Burası çok zengin ermeni iki kardeşe aitti. 30-40 yaşlarındaydılar. Onlar “Bizi öldürmeyin. Biz müslüman olacağız” dediler ve kelimeyi şehadet getirdiler. Siirtin Osmanlıya hizmet eden arapları ise onların mallarına konmak için onları öldürdüler. Bu durumu da benim camime gelen, beni dinleyen araplar bana anlattılar.

Osmanlı kırma fermanını çıkarmış. Hristiyan inancından olanların mallarına gözdikenler, sahip olmak isteyenlerse “Bu bağlar, evler ermenilere mi kalacak? Öldürünki sahip olasınız.”diyorlar.

Bu insanların öldürülmesi haramdı. Bu insanlar islamiyete hucum  etmemişlerdi.

Ölümleri farz değildi. İslamiyete saldırmayana islamiyet adına cevap verilmez. Bizim Müslüman inancından olanlarımız sadece bu insanların mallarına el koymak için onları öldürdüler. Dini de amaçlarına araç olarak kullandılar. Annemin onlar için döktüğü gözyaşlarını hatırladıkça geçmişi, Kasaplar deresini düşünürüm.

* Seydayê Dılbirin’in babası Mardin Dargeçitli. Annesi Siirt merkez de Cuanıka köyünden.

 

sevê evin çiçek



SEVA EVİN ÇİÇEK'İN ÖNCEKİ GOMANWEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞ ARAŞTIRMA VE YAZILARINA BU LİNKİ TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ >>> 

 


rssfeed
Email Drucken Favoriten Twitter Facebook Myspace Stumbleupon Digg MR. Wong Technorati aol blogger google reddit YahooWebSzenario
Son Güncelleme: Cuma, 01 Nisan 2011 19:54
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

DEMOKRAT HABER