gototopgototop
17 Mayis 2012 Persembe - 10:26:32
AĞITLARDA DERSİM SOYKIRIMI PDF e-Posta
Perşembe, 08 Aralık 2011 18:51

Ateş yağdı, zaman durdu, su dondu

Dersim’de yaşanan soykırımı içlerine sığdıramayan yaşlılar onca trajediyi ancak ağıtlarla anlatabildi. Yaşlılardan biri başını uzak dağ başlarına döndü ve şöyle dedi: ‘Ateş yağdı, zaman durdu, su dondu’

Dersim Soykırımı’na ilişkin tartışmalar güncelliğini korurken, sözlü bir geleneğe sahip olan Dersimliler, o dönemde yaşanan trajediyi ağıtlarda dile getirdi. Ağıtların çoğu fiziki ve kültürel kırım sonucunda yok olsa da günümüze ulaşanlar bile o dönemde nasıl bir vahşetin yaşatıldığını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

TAKACAKLAR SÜNGÜNÜN UCUNA

Dersimli yaşlılar, ince bir ağıt yakarlardı. Adeta kimse duymasın diye mırıldanırlardı. Şilk köyünde 37-38’de yaşananları dile getiren “Şilk Ağıdı” da soykırımın kısa bir özeti gibi: “Şilk’i sorarsanız dağ eteğinde / Bir duman başındadır Davali’deki bacıda / Yarın kurşuna dizecekler onu / Öldürecekler onu, takacaklar süngünün ucuna.”



 Ateş yağdı, su dondu, zaman durdu...

Dersim Soykırımına ilişkin tartışmalar güncelliğini korurken, sözlü bir geleneğe sahip olan Dersimliler o dönemde yaşanılan trajediyi ağıtlarda dile getirdi. Ağıtlar o toplumun tarihsel gerçekliğini koruma ve gelecek kuşaklara aktarmak konusunda en nesnel anlatımlar olarak ortaya çıkıyor. Ağıtların çoğu fiziki ve kültürel kırım sonucunda yok olsa da günümüze ulaşanlar bile o dönemde nelerin yaşandığı bütün çıplaklığıyla gözler önüne serebiliyor. Kültürel kırımın bütün hegomonik aygıtlarıyla devam ettiği günümüzde, sömürge aydını, tarihi gerçekleri bir kez daha çarpıtarak tarihi misyonunu oynarken ağıtlarda anlatılanlar ise nerede durmak gerektiğini çok iyi ortaya koyuyor. Sart, Franz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlilerine” yazdığı önsözde hakim ulus ile sömürge aydınlarına şöyle diyor: “Hümanizmanız yalancı ideolojiden başka bir şey değil... Şiddet karşıtlarının görüntüsü hoştur: Ne kurban ne işkenceci! Gelin bakalım şimdi! Oy verdiğiniz hükümet ve kardeşlerinizin hizmet ettiği ordu, hiç duraksamadan ve vicdan azabı duymadan “soykırım” işlerken siz kurban değilseniz, o zaman kesinlikle, işkencecisiniz.” Bizde soykırımın izlerini yalancı ideolojilerde değil de ağıtların hala yaşayan dilinde aradık ve trajediyi bütün çıplaklığıyla, hazırladığımız üç günlük yazı dizisiyle bir kez daha ortaya koymaya çalıştık. Dizide araştırmacı - yazar; Mesut Özcan, Munzur Çem ile sanatçı; Kemal Kahraman, Hozan Comert ve Serdar’ın da 38’de yakılan ağıtlara ilişkin görüşlerine yer vereceğiz.


Dersim soykırımına ilişkin yapılan tartışmalara en iyi cevap, halkın binlerce yıldır bağrından çıkardığı ve hâlâ içinde yaşattığı sözlü kültür geleneğinin bir parçası olan ağıtlar... Ağıtlar, aynı zamanda acıları ve trajedileri anlatmakla birlikte yaşanan olayları gelecek kuşaklara aktarıp dikili bir mezar taşı bile olmayan bir halkın tarihe kayıt düşmesidir. Unutulmaması gereken her şey ağıtlarda vücut bulmuş, vicdanın ortaya çıkardığı en duru hakikatler ağıtlarla gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Günümüzde yürütülen tartışmalarda belgelerin o soğuk ve nesneleştiren dilini aramak yerine bu halkın o dönemde yaşadıklarını anlatan ağıtlarda geçen sözlere kulak vermek tarihle yüzleşmenin yollarından biridir de... Dersim’de yaşanan Soykırımı anlatan yaşlılardan biri, “ateş yağdı; zaman durdu, su dondu, nehir durdu, ne yapacaksın...” diyordu, başını uzak dağ başlarına dönerek. Yeniden suskunluğuna sığınıyordu. Üzerlerine ateş yağıyordu, söndürmeye su yoktu, çünkü su donmuştu. Dersimli yaşlılar, ne iş yaparlarsa yapsınlar dillerinde ince bir ağıt yakarlardı. Adeta kimse duymasın diye mırıldanırlardı. Kadınlar çiçekli fistanının eteklerinden tutan rüzgara fısıldarlar sözlerini, toprağa, suya ya da gökyüzüne... O diyarlarda çocuklar, henüz ilk kelimelerini dahi söyleyemeden, bu yürek yakan ağıtları dinleyerek büyümek zorunda kaldılar.

Soykırımı ağıtlardan öğrendik

Ağıtlara ilişkin bu bölümde Araştırmacı - yazar Mesut Özcan’ın görüşlerine yer verdik. Özcan, çıkardığı “Öyküleriyle Dersim Ağıtları” adlı iki ciltlik çalışmasında Dersimde söylenen ağıtları derleyerek tarihe önemli bir şerh düşmüş... Kitabında yer verdiği ağıtları; Savaşlarda, Aşiretler arası ve aşiretler içi kavgalarda ve doğal yollardan ölenler olmak üzere üçe ayırmış. Savaşlara ölenler üzerine yakılan ağıtlar bölümünde ele aldığı ağıtların çoğu 38’de yaşanan Soykırımı anlatıyor. Mesut Özcan’la kitabına ve 38’e ilişkin yaptığımız görüşmede önemli ayrıntılara dikkat çekti. Ağıtların Dersim tarihinde çok önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Özcan, Dersim ağıtları sayesinde, birçok Dersimli’nin 37 - 38 ve öncesinde neler olduğunu öğrendiğini belirtip sözlerini şöyle sürdürdü: “Alişer Efendi ile Zarife Hanım’ın nasıl öldürüldüklerini, direnişin önemli simgelerinden Bahtiyarlı Şahan Ağa’nın üvey kardeşi tarafından nasıl haince öldürüldüğünü, Laç Deresi’ndeki Soykırımı hep ağıtların sayesinde öğrendik”

Soykırımı yapanlar anlatılıyor

Ağıtların tarihsel olayların kaydedildiği objektif metinler olduğunu vurgulayan Özcan, ağıtların günümüzde yürütülen tartışmalara çok önemli cevap verdiğini de söylüyor. Kamuoyunda tartışmalarda öne çıkan noktalardan birisinin de soykırımı kimlerin gerçekleştirdiği olduğunun altını çizen Özcan, Dersimlilerce bilinen çoğu ağıtta Soykırımı yapanların anlatıldığını ve o ağıtlardan birinin de “Çukur Ağıdı” olduğunu ifade ediyor:

“... Celal Bayır ma sero niştoro zalım esmo meymano
Çay û qewa ma nêsimeno made xayîn nîyadano
Cixara esta wertê peçiku fetelîno mara xorî heredano
Sulî Axa vano: Pepug roso Çuxure’de cencunê marê biwano
Zerê mi terseno kafiro bê dîn û bê îmano
Fermanê ma veto nafaê az mara nêverdano.”

Celal Bayar oturmuş başımızda zalim bu gece misafirdir
Çay ile kahvemizi içmiyor, bize hayın bakıyor
Sigarayı atmış parmak arasına bize derin küsmüş
Suli Axa diyor: Pepug konsun Çukur’a gençlerimize ötsün
İçim korkuyor kafirdir, dinsizdir, imansızdır
Fermanımızı çıkarmış bu kez bizden (kimseyi) sağ komasın.


Olayların Suli Ağa’nın ağıtta tahmin ettiği gibi geliştiğini kaydeden Özcan, Suli Ağa da dahil, Çukur ağalarından üç kardeş, ailesi ve çoluk çocuklarıyla birlikte Mazgirt önlerinde kurşuna dizildiğini söylüyor.

Sen ölümüne üzülmeyesin

Dersim ağıtlarının, ölenin veya öldürülenin yaşam öyküsünü, ölü sahibinin düştüğü ya da düşeceği durumu onların ağzından anlattığına da değinen Özcan, “Hewa Sey Wuşen”de (Seyid Hüseyin’in Ağıdı) de özelliğin dile getirildiğini ifade ediyor:

“De bîye bîye / Welat begê mi bîye
Hefê mi yeno/ begê mi Sey Wuşen’î
Haqe dina zaneno / reyîse kirmancîyo
Ewro ağlere Dêrsim dê are / berde verê daraxacîye
Sey Wuşe wano: “Sey Riza
Tore merdana xo ver mekuye
Yekî jê ma, kafiru dest seyîd bîye”

Ah, gel gel yurdumun beyi gel
Yanıyorum beyim Seyit Hüseyin’in gidişine
Allah bilirdi ki Kırmanciye reisi
Dersim ağalarını toplayıp, darağacının önüne götürmüşler
Seyid Hüseyin diyor: Seyit Rıza
Sen ölümüne üzülmeyesin
Onlarda bizim gibi şehit oldular kafir eliyle


Kafirin kanunu bizim içindir

Dersimde bir kırımın gerçekleştiğinin çoğu ağıtta anlatıldığını kaydeden Özcan, bunlardan birkaçını da kitabında aktarıyor. Sılımeno Qız’ın seslendirdiği “Sahan Ağıdı”n da şu sözler yer alıyor:

“... Haq adirê Abdula pasay wedaro
Koto qaraze mordeme pîlî
Sahan vano: Ma sero cêrena qanuna kafîrî
Tersa mi sarê mi tolde kuyo
Kowune Dêrsim’de nêmano çêna u cênîye
Ax kore merdîye...”

Allah Abdullah paşanın ocağını söndürdün
Büyüklerimize düşman kesilmiş
Sahan diyor: Kafirin kanunu bizim içindir
Korkarım ki ben öldükten sonra
Dersim dağlarında kadın kız kalmaya
Ah körolası ölüm


Takacaklar süngünün ucuna

Dersimde yaygın olan dil Kırmancki (Zazaki) ağıtların yanı sıra Kurmanci ağıtlarda kitapta yer alıyor. Mazgêrt’in (Mazgirt) Şilk (Akkavak) köyünde 37 - 38’de yaşananları dile getiren “Şilk Ağıdı” civarda öldürülenlerin ve sürgüne yollananların hikayesini anlatır. Ağıtta bir bölümde şu sözler bulunuyor.

“... Şîlkê pırsın kûna çîye / Dûman bigrî xanga dawalîye / Suwe wey didin ber ağir makineliye / Dukujun dergûşa wey / Davên û ser sungî ye”
Şilk’i sorarsanız dağ eteğinde / Bir duman başındadır. Davali’deki bacıda / yarın kurşuna dizecekler onu / Öldürecekler onu, takacaklar süngünün ucuna...


Özcan, ağıtların ortaya çıkması konusunda önemli bir tarihi dönemece de dikkat çekiyor. Soykırımı anlatan Dersim ağıtlarının zamanında ilgilenilmediği için bir çoğunun yok olduğunu, 90’lardan sonra gelişen Kürt Hareketi’yle birlikte 38’le ilgilenilmeye başlandığını kaydediyor. Özcan, ortaya çıkan bu dinamik ile yüzlerce ağıdın derlenip toparlanarak günümüze ışık tuttuğunu da aktarıyor.

 

Munzur ölüleri getiriyor

Özcan, kitabında Hesenê Şıxali’nin seslendirdiği diğer bir ağıt olan “Lawuka Hesên Efendi ağıdı”na da yer vermiş. Ağıt kırım hikayelerinde de çokça dile gelen Munzur’dan akıp gelen ölülere değiniyor:

“Ax no çi mizo, no çi dumano?
Çeme Munzur corde ano cendeg û lesu
Buko zerê mi tersano
Na raê tersa mi yê ma kok û fermano
Ax yê maê ma na raê kok û fermano...”

Ah bu ne şivandır, bu ne duman...
Munzur yukarıdan ölüleri getiriyor
Oğlum içimde bir korku
Bu kez bizimki kökten kırımdır
Ah bu kez bizimki kökten kırımdır

Bir kara bulut olmuş zalim paşa

Bizim için hazırlık görmüşler,
yağlı urgan ve dar ağacını
Bir kara bulut olmuş zalim paşa
Gün ve güneşe hasret bırakmış bizi
Ölülerimizi dahi vermiyorlar bize
Yakıyorlar, sac üzerinde kuru yaprak gibi...


“Ağıtlarda Dersim Soykırımı” adlı dizimizin ikinci bölümünde sanatçı Kemal Kahraman ile Dersim kültürü ve dili üzerine önemli araştırmaları olan Munzur Çem’e yer veriyoruz. Yakın zamanda eşi Maviş Güneşer ile birlikte Dersim ağıtlarının yer alacağı albüm çıkaracaklarını belirten Kemal Kahraman, ağıtların sadece bir acıyı dile getirmekle sınırlı kalmadığını dile getiriyor. Kahraman, ağıtların çoğu zaman tarihi olayların aktarımında kişi ve bölge isimlerine kadar ayrıntılarla somut bilgiler taşıdığını da vurguluyor. Dersim ağıtlarında 38’in çok önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Kahraman, 38’i Dersimliler için kırılma noktası olarak ifade ediyor. “Dersimli olmanın, bir katledilme vesilesi olduğunu hafızalara kazıyan bir miladdır. Bizler Dersimle ilgili hangi konuyu ele alırsak alalım 38 öncesi ve 38 sonrası diye bakıyoruz, buna göre değerlendirme yapıyoruz” diyen Kahraman, ağıtların da yaşanan zulüm, zorbalık, barbarlık karşısında dilin ve sözcüklerin taşıyabileceği kadar yaşananları aktarabildiğine dikkat çekiyor.

Yaraların sarıldığı alan

Ağıt, söylenmesi zorunlu bir hakikatin haykırılması ile birlikte sözden taşan bir gerçekliği ifade ettiğini aktaran Kahraman, yaşlıların çocuklarını kinle, düşmanlıkla ve korkuyla büyütmek istemedikleri için bu konuları çok fazla konuşmadıklarını da söylüyor. “Yaşanan travma genel olarak sözü, konuşmayı anlamsızlaştıracak, değersizleştirecek kadar büyükse, konuşmamak kendi psikolojilerini korumak için de bir refleks olarak açığa çıkıyor” diyen Kahraman, sözlerine şunları ekliyor: “Ağıt söyleyebilmek, gerçekliği ağıtlarda dile getirebilmek, ancak konuşamamak olarak tarif ettiğimiz şey budur. Ağıt, sözlü kültürlerde insanın yaralarını sarmasının, kendisini tedavi etmesinin alanıdır. Tam da konuşamadığımız şeyleri, söylemenin imkanı ve adıdır. Bu yüzden psikolojik, tılsımlı bir tarafı da vardır.”

Beyaz soykırım uygulandı

Dersim 38’in tam anlamıyla Dersim’in sosyal ve kültürel yapısını hedef alan bir soykırım projesi olduğuna da değinen Kahraman, bütün sosyal yapı; onu ayakta tutan dini mana sistemi ve değerler sisteminin alt-üst olduğunun da altını çiziyor. Kahraman, 38 sonrası beyaz soykırımın yarattığı sonuçları da şöyle ifade ediyor: “Dersimli olmayı ima eden her türlü kültürel, sosyal işaret korkuyla birlikte anılır olmuştur. Ritüeller, dini uygulamalar tamamen ev içine çekilmiş, Dersimlilik ve bunun taşıyıcısı olan dil en fazla bir ev kültürüne dönüşmüştür. Örneğin çok zengin olduğu şüphe götürmeyen Zazaca’nın ibadet literatürü ve ritüelleri gerilemiş, dualar, beyitler unutulmuş, bunların yerini Türkçe çevirileri almıştır. Sözlü gelenekte Zazaca’nın en canlı yaşadığı alan sadece ağıtlar olmuştur. Yani Dersimliler için 38, çok ciddi bir kimlik sarsılmasının, aidiyet kırılmasının yaşandığı bir eşiktir. Bugün bizler 38 sonrasının 3. kuşağı olarak, yaptığımız işlerle hâlâ bu kırılmanın bizdeki tahribatını sağaltmaya çalışıyoruz.”

Ağıtların hafızasından silinmeyecek

Ağıtla ilgili Seyid Mahmut Yıldız ile görüştüğünü ifade eden Kahraman, Seyid’in kendisine ağıtlarla ilgili önemli bilgiler verdiğini de kaydetti. Kahraman, Seyidin sözlerini şöyle aktarıyor: “Dersim halkı yaşadıklarını söylediği şarkılar, ağıtlar ve beyitleriyle dile getirmiştir. Sözlü gelenekle geçmişi gelecek kuşaklara devr etmiş. Bizim arşivimiz yoktu, yazmamışız... Bugünkü gibi imkanlar da yoktu. Ancak ağıtlarla dertlerini kuşaktan kuşağa aktarmışlar. Gördükleri olayları, zulümleri, göçleri... Biz Dersim halkı 38’de çok büyük katliam gördük; büyük zulüm gördük, hiç de hak etmemiştik. Bugün de epey bir zaman geçmiş, 73 yıl geçmiş, hâlâ da bu ağıtları söylüyoruz, dinliyoruz, onların adları geçiyor... Biz Dersim halkı olarak çok çektik. Dağlara sürmüşlerdi, bazı isimler taktılar. İşte Kürtler, Kızılbaşlar, Aleviler, caniler, eşkıyalar, haydutlar falan... Hiç de öyle değildik. O onların sözüdür. Yani biz eşkiyaysak, peki gelip bizi katledenlerin isimleri nedir? O şehitlerimize de buradan selam ederim, ruhları hak mekanı olsun... Bu dava ağır bir davadır... Mahşer gününe kadar da unutulmayacaktır. Biz razı olsak da Hak razı olmayacaktır. Çünkü orada daha dünya görmemiş çocuk da bu zulüm gördü. Biz bu acıları görenler ölünce bu yaşanmışlar unutulsa da tarihin hafızasından silinmeyecektir, ağıtların hafızasından silinmeyecektir.”

Sömürgeci tarihe darbe vurdu

Dersim ile ilgili önemli araştırmaları olan ve Munzur Çem de soykırım sonrası geliştirilen kültürel kırıma dikkat çekti. 38 sonrası Dersimin kültürel olarak yeniden inşa edilmeye başlandığını belirten Çem, “Dersim’de soykırım öncesi bir sistem var. O halk kendi kadim geleneklerini yaşatıyor. Mümkün olduğunca devletle ilişkilenmeyen kapalı sistem var. Sözlü gelenek sürdürülüyor. Toplumun dokusunu da bütün Kürtlerde olduğu gibi bu sözlü aktarım sağlıyor. Egemenler bunu bildiği için önce fiziki soykırıma yöneliyor ardından da kendisi için tehdit oluşturan Kızılbaş Kürt kültürünü asimile etmeye çalıştılar. Kullandıkları dilin eski Türkçe’nin bir devamı olduğu şeklinde uydurma şeyler yarattılar. Dini inanışa saldırdılar, seyidlere yönelik, cahildir, toplumu eziyor şeklinde anti propaganda geliştirip hedef haline getirirdiler. Soykırım sonrasında geriye kalan insanların eski kültürlerini devam ettirmesinin en önemli araçlardan bir tanesi de o dönem üzerine yakılan ağıtlar oldu. Ağıtlar adeta toplumun kültürel hafızasını geleceğe taşıdı ve sömürgecilerin oluşturmaya çalıştığı tarihe önemli bir darbe vurdu.”

 

‘Ax De Vaji’ ağıdı ilk defa gazetemizde

‘Dersim ağıtları’ çalışmalarında yeni ağıtları da ortaya çıkardıklarını vurgulayan Kahraman, Harput’ta Seyit Rızalar ile birlikte yargılanıp asılan Hesene İvrayime Sıle İmami yazdığı ve Seyid Mahmut Yıldız’ın aktardığı “Ax De Vaji” ağıdının onlarca insanın katledildiği olayları konu aldığını ifade ediyor. İlk defa gazetemizde yayınlanan ağıdın bir bölümü ise şöyle:

“...Ax de vaji vaji, cigera xora vaji
Ez tora me vaji, royê mı kami ra vaji
Vano pile rejiye dêsim dê-are
Berde xarpete, mazra elezıji
Mare dek u duzu vıraşte, qanun kerde thuji
Serunê ma vurnene tayine kerde berji
Tayine kene qıji
Mare tidarik diye sıcımo la u darağaci
Paşao zalım biyo hewro şiayi
Ma kerdime hesrete roz u tiji
Meytunê ma bile ma nê-dane
Vêsnene, kerde ğezale serê saji”
Ah söyleyeyim söyleyeyim,
Ciğerim sana söyleyeyim
Sana söylemeyeyim,
Ruhum kime söyleyeyim Diyorum,
Dersim büyüklerini toplamışlar
Götürmüşler Harput’a,
Elazığ mezrasına
Bize hileli düzenler kurup,
Keskinleştirmişler kanunları
Yaşlarımızı değiştirip,
Bazılarını büyütmüşler
Bazılarını küçültmüşler
Bizim için hazırlık görmüşler,
Yağlı urgan ve dar ağacını
Bir kara bulut olmuş zalim paşa
Gün ve güneşe hasret bırakmış bizi
Ölülerimizi dahi bize vermiyorlar
Yakıyorlar,
Sac üzerinde kuru yaprak gibi...

 

Dilden dile taşınan hakikatler

Dersim Soykırımı’nı anlatan ağıtları ele aldığımız dosyanın son bölümü kapsamında Ozan Serdar ve Ozan Cömert ile görüştük. Okudukları ağıtların hikayelerini anlatan sanatçılar, bu destansı kültür öğelerinin geleceğe taşınması gerektiğini söyledi. Ozan Serdar, uzun yıllardır Kirmancki şarkılar söylüyor. Ozan, Dersim’de söylenen ağıtlara ilişkin değerlendirmelerin eksikliğine dikkat çekiyor: “Çünkü bu ağıtlar, sadece duyguların anlatıldığı şarkılar değil. Folklorik bir öğe olmaktan öteye, bir tarih destandırlar. Dersim’de daha çok toplumsal sorunları, insan ve doğa arasındaki ilişkileri, savaşlarda ölenleri, kahramanlık ve direnişlerini anlatan ağıtlar var. Bu olaylar destansı bir şekilde anlatılır. Ağıtlarda saklı bir direniş, halkın dili, kültürü var. Bizim tarih pek yazılan bir tarih değil, bu ağıtlar yoluyla anlatılmış ve bugünlere gelmiş. Yani dilden dile taşınan bir tarih.”

Ağıtları kadınlar yakar

Ozan Serdar, ağıtların yapımında kadınların başrolü oynadığını belirtiyor. Zira halkın anlatımlarından da ağıtların genelde anneler ve kadınlar tarafından yakıldığının da ortaya çıktığını ifade ediyor. Ozan Serdar, “Dersim kadını şairane bir kadındır. Özellikle evlat acısı çeken kadınlar ağıt yakar, çevredekiler dinler. Bu ağıtlar daha sonra halk ozanları tarafından geliştirilmiş, söylenmiş bugüne kadar gelmiş” diyor. Dersim ağıtlarının günümüze aktarımında kültür emekçisi ve taşıyıcı olarak nitelediği halk ozanları Sey Qajî ve Silo Qiz’in unutulmaması gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Laç Deresi kan akıyor

Ancak Dersim Soykırımı üzerine söylenen ağıtların salt günümüze gelenlerle sınırlı olmadığını kaydeden Ozan Serdar, bu konuda şunları belirtiyor: “Toplum acı dolu. 38 katliamında nasibini almayan kalmadı. Herkesin anısına bir ağıt var belki, ama günümüze kadar gelmedi. Sadece direnişte rol almış önder kişiler üzerine söylenen ağıtlar günümüze taşındı.” Ozan Serdar, Dersim Soykırımı’nı ve halkın direnişini anlatan en iyi ağıtlardan birinin Hewa Dere Laci/Laç Deresi ağıtı olduğunu belirtiyor:
 

“Ax halo halo
Hale ma yamano
Ordî onto ma ser
Caede welaxe ma nedano
Ala sere dîyare Dere Laçî
Tede miz û dumano
Ala sere dîyare Dere Laçî
Tede şîn û şîvano
Haq adire aşîru wedaro
Kes mare ‘Ala qutare’ nevano
Nika ordî teselîya ho ke mara gurete
Göçe sima aşîru keno göçe Hermenano
Nika ordî tesela ho ke mara gurete
Cerdura koke sima ano ...

“Ah haldir haldir
Halimiz yamandır
Orduyu göndermiş üzerimize
Bir yerde çıkış yolu vermiyor bize
Hele bir varın Laç Deresi’ne
Tozdur dumandır içinde
Hele bir varın Laç Deresi’ne
Şindir şivandır içinde
Allah aşiretlerin ocağını söndüre
“Allah kurtarsın” demiyor kimse bize
“Şimdi ordu öldürdü mü bizi
Ermenilere yaptığını yapar size”
“Şimdi ordu öldürdü mü bizi
Sizden sağ kalanı komaz dönüp de...”

 

 

Dewre Kirmancîye

Dersim’de yaratılmak istenen kimlik karmaşasının tehlikesine dikkat çeken Ozan Serdar, ağıtlarda halkın, kimliğini ve inancını net bir şekilde tanımladığını belirtiyor. Ozan Serdar, birçok ağıtta geçen “Dewre Kirmancîye/Kürtlüğün dönemi” ya da “Qanune Kirmancîye / Kürtlüğün kanunları” sözlerinin de bunu kanıtladığını ifade ederek, “Bildiğimiz anlamda kanun değil bunlar. Bir halkın (Kızılbaş Kürtlüğü) kendine has yaşam tarzı, normları, gelenekleri (Pirlik, musayiplik, kivralık)” diyor. Devamında, devlet ve yerli işbirlikçilerin tuzağı ile Xozat’ın (Hozat) Sin köyünde öldürülen Seyid Rıza’nın oğlu İbrahim (Bava) için yakılan Hewa Bava’y / Baba’ya Ağıt’a işaret ediyor:

 

“De vajî vajî cêncêna Bava’ê xo ser vajî
Ax de vajî vajî
cêncêna Sultan Sileman’ê xo ser vajî
Bava’ê mi ospor bîyo şîyo Xozat’o vêsae
Di hîrê sêrr cêno pîlena Kirmancîye
Vake: “Cinaza Bava’ê to nawa
Kêrtê Boruzu serde anê”
Vake: “Cinaza Sultan Sileman’ê to nawa
Kêrtê Boruzu serde anê”
Ax leminê Şix Hesen’ê mira vazê:
“Laêm, awa ke to vana na a nîya
Bê mezela Bava’y sero tarux
numre na rozu ci sane
Ezvê xo dest komete virajî

“De söyleyem söyleyem Bava’mın
gençliği üzerine söyleyem
Ah de söyleyem söyleyem
Sultan Süleyman’ın üzerine söyleyem
Bava’m binmiş atına gitmiş yanasıca Hozat’a
İki üç sene önce almıştı
büyüklüğünü Kirmancîye’nin
Dediler: “Senin Bava’nın cenazesini
Boruzan tepesi üzerinden getiriyorlar”
Dediler: “Sultan Süleyman’ın cenazesini
Boruzan tepesi üzerinden getiriyorlar
Ah aman Şıh Hasan’ıma deyin:
“Oğlum, bu senin bildiğin değildir artık
Gel Bava’nın mezarı başına,
bugünün tarihini, gününü yaz
Ben kendi elimle mezarını yapayım...”


Katledilen şairler ve kırılan kültür

Ozan Serdar, “Her köyde şairane insanlar vardı, bu insanlar katlediliyor. Bununla birlikte birçok şarkı, kültürel öğe de öldürülmüş oluyor. Bu kültür taşıyıcısı insanların sayısı da epey azalıyor. Silo Qiz’in dışında bu ağıtları söyleyen az kişi vardır.” diyerek soykırımın yol açtığı kültürel kırımın boyutunu da gösteriyor. Soykırım sonrası yakılan ağıtlara değinen Ozan Serdar, “1938’den sonra sürgünde yaşanan ölümler, çekilen acılar sürüyor. Ölenlerin mezarı bilinmiyor, ölüsünü gömemiyor kimi. Böylece ağıtlar da artıyor” diyor. Ozan Serdar, aynı zamanda duyduğu bir olay üzerine Aliyo Qiz adlı ağıdı yaktığını kaydediyor. Hikayesini şöyle anlatıyor: “Babamın anlatımlarından Aliyo Qiz diye Demenan aşiretinden birini duymuştum. Ben küçükken, onun babasıyla yaylalarımız yan yanaydı. Ali’nin babası, hep yüksek bir yere çıkıp “Ali Ali Ali” deyip inlerdi. Ben bu olaydan çok etkilendim. Anlatımlardan yola çıkarak Aliyo Qiz diye bir şarkı yaptım. Halk sahiplendi.” Ağıt, Ali adlı kişinin öldürülüşünü anlatıyor:

 

“...Nî zalimo Alîye mi gureto berdo
vere koye Sultan Babayde sare biyo
tezelo tale pîye pîye kokimra da buko
Ax poşta pîye kokime kalî
buko tu poştîya mi sikita
ezo bîyo kengere vere vayî
tu zerya mina bele vêsne
eze bîyo pepuge sere koyî

“...Zalimler Alimi götürdüler
Sultan Baba dağının önünde öldürdüler
Ah oğlum ben yaşlının talihi
Ah yaşlı babanın dayanağıydın
Oğlum sen belimi büktün
ciğerlerimi yaktın
Dağların pepug kuşu oldum...”


Ozan Serdar, son olarak ağıtların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için akademik bir çalışmanın şart olduğunu belirtiyor: “Gecikiyoruz, bu kültür, dil yok olmamalı. Onlar yok olursa toplumumuz, kişiliğimiz de yok olur. Kürt televizyonları da bu konuda çalışmalar yapmalı.”

Ruhlar kaybolmuş gibi

Dersimli sanatçı Ozan Cömert de, soykırımda yakınlarını kaybedenlerden. “Büyüklerimiz bize yaşadıklarını anlatmadılar. Ne öğrendiysek bu ağıtlardan öğrendik. Bu ağıtlardır o günlere ışık tutan” diyen Ozan Cömert’e göre, her ağıt üzerine bir roman yazılabilecek nitelikte.

Ozan Cömert, soykırım ile kesintiye uğrayan halkın kültür ve sanatına dikkat çekiyor ve Ermenilerin durumu ile benzerlik kuruyor: “1915 Ermeni Soykırımı öncesi bu halkın derin bir tarihi, kültürü ve sanatı var. Ancak o Soykırımın ardından sanki ruhlar kaybolmuş gibi. O derinlik kalmamış sanki. Dersim için de böyledir. Soykırım öncesi varolan kültürel derinlik gitmiş yerine ağıtlar kalmış sanki. Kesintiye uğramış bir kültür var. Sanki insanlar o tarihten sonra dünyaya gelmiş gibiydiler. Ağıtlar yaşananları en doğru şekilde anlatıyor.”

Ozan Cömert, okuduğu Axzunîk ağıdında anlatılanlara dikkat çekiyor:

 

“...Memed vano çene û cîne ma berd
Xozat de alay bi alay fetelnay
ne way lemine way
ne law zav û zeçe ma berdî
dîyarî Qurqurîke de
süngü hurdî hurdî lewnay
ne law eskerî miste korî zabite
çe ma topkerdê berde
dîyarî Qurqurîke de
hurdî hurdî süngü lewnay

“Memed diyor: kadınlarımızı, kızlarımızı götürdüler
Hozat’da alay alay gezdirdiler
ah ah
ah çoluk çocuğumuzu götürdüler
Qurqurîk diyarında
süngülediler yavaş yavaş
ah kör Mustafa’nın askerleri
evlerimizi toplayıp götürdüler
Qurqurik diyarında
süngülediler yavaş yavaş...”

 

 

http://www.ozgur-gundem.com/? 

 

 

 

 


rssfeed
Email Drucken Favoriten Twitter Facebook Myspace Stumbleupon Digg MR. Wong Technorati aol blogger google reddit YahooWebSzenario
Son Güncelleme: Cumartesi, 10 Aralık 2011 20:18
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

DEMOKRAT HABER