gototopgototop
17 Mayis 2012 Persembe - 10:19:44
DERSİM GERÇEĞİ (DİZİ YAZI) PDF e-Posta
Pazar, 27 Kasım 2011 23:58

Devletin zirvesi Dersim'de 

 

Dersim'de Atatürk, İnönü, Celal Bayar ve Fevzi Çakmak'ın rolünü ortaya koyan çok sayıda bilgi ve belge var. Gerçeklerin tam olarak öğrenilmesi için Genelkurmay arşivleri de açılmalı.

 

Devletin zirvesi Dersim'de

 

Başlarken... Alevi ve Zaza/Kürt nüfusu barındıran, sarp bir coğrafyaya sahip Dersim, tarihi boyunca ‘devlete kapalı’ bir yapı olarak bilindi. Etnik ve dini yapısıyla hep ‘farklılık’ gösteren, çok sayıda aşiret ve oymaktan oluşan Dersim’de Ermeniler de yaşıyordu. Dersim’e Cumhuriyet’ten önce, Osmanlı döneminde de harekâtlar düzenlendi. 1907, 1908, 1909, 1916, 1926, 1930, 1931, 1935, 1937 ve 1938’de büyük çaplı 10 askeri harekat yapılan Dersim’de bu askeri harekâtlar sonucunda kaç insanın öldüğü, kaçının başka bölgelere sürüldüğü, kaç kişinin yaralandığı henüz tam bilinmiyor. Ancak bilinen bir gerçek var: Asileri bastırmak için yapılan operasyonlarda gühahsız halk katledildi. Son harekâtla ilgili tartışmalar bugün yeniden alevlenirken, Radikal, bazı tarihi belge ve bilgileri gün ışığına çıkardı. Dizimize fotoğraf ve belge vererek katkıda bulanan Hasan Saltık’a teşekkür ederiz.

1938’deki bombardımanda subay olarak görev yapan Orgeneral Muhsin Batur, ölmeden önce yazdığı kitapta Dersim günlerini şöyle anlatır:
“...Elazığ’ın biraz uzağında Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum...” İşte her şey Batur’un söylemekten kaçındığı, dilini ısırdığı anılarında gizliydi. 1938’de Dersim’de ne olduğunu tam olarak öğrenmek ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın arşivlerinin araştırmacılara açılmasına bağlı. Genelkurmay Arşivleri’nde Dersim ile ilgili çok sayıda belge ve fotoğraf var. Yine Dersim harekâtıyla ilgili savaş uçaklarının bombardıman yaptığı sırada çekilmiş görüntülerin olduğu biliniyor. Genelkurmay’ın elindeki bilgi, belge ve görüntülerin sansürsüz olarak en azından araştırmacılara açılması Dersim ile çeşitli spekülasyonları ve iddiaları minimize edecektir. Nedense Genelkurmay, bugüne kadar Dersim tartışmalarının hep dışında kaldı. Basın bu olayla ilgili o dönemde sansüre tabi tutuluyor, haberler kontrollü şekilde halka ulaşıyordu.

Yine Türk Tarih Kurumu’nun arşivlerinde de Dersim ile ilgili fotoğraflar mevcut. Onlar da nedense bunu kamuoyuyla paylaşmaya pek yanaşmıyor.
TBMM bu konuda en şeffaf kurum. Dersim ile ilgili zabıtları, görüşmeleri, alınan kararları TBMM arşivlerinde bulmak mümkün… Biz bu yazı dizisinde yine devlet kurumlarından çıkmış çok sayıda belge ve fotoğrafı kullanacağız. Bunların bir kısmını resmi yollarla aldık, bir kısmını da özel koleksiyonculardan temin ettik. Yani hiçbiri ‘gizli’ ya da ulaşılamaz değil. Bunlara ulaşmak için sadece biraz gayret yeterli.

Atatürk: Haydutlar bertaraf edildi
Dersim ile ilgili en çok tartışılan ve bugüne kadar pek kimsenin söylemeye cesaret edemediği konuların başında “Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün harekâttan haberi var mıydı?” sorusu geliyor. Eldeki belge ve bilgilere göre her ikisinin de askeri operasyonlardan haberi vardı. İkisinin de yapılan her operasyonda emri ve imzası bulunuyordu. TBMM’teki tutanaklara ve Meclis konuşmalarının zabıtlarına bakıldığında bu net görülüyor. Yine Başbakanlık Arşivleri’ndeki ‘kararnamelerde’ de hem Atatürk’ün hem de İnönü’nün imzaları mevcut.

1935, 1936 ve 1937’de Dersim’e yapılan operasyonların altındaki imzalar Atatürk ve İnönü’ye ait. Haziran başında başlanan ve operasyonların en ağırı ve sonuncusu olan 1938 Dersim Harekâtı’ndaki ‘kararname’de de Atatürk’ün imzası var. 9.6.1938 tarihini taşıyan 8993 sayılı kararnamede “Bir aydan fazla devam edeceği tahmin edilen Tunceli harekâtının muharebe ve müsademeleri istilzam edecek mahiyet ve ehemniyette olduğu” belirtiliyor ve “881 sayılı kanunun 1’inci maddesine göre onandığı” yazılıyor. Cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ün imzaladığı kararnamede Başbakan olarak Celal Bayar imzası bulunuyor.
9.6.1938 tarihini taşıyan Atatürk imzalı başka bir kararnamede de kara, hava ve jandarmanın Tunceli’ye yapacağı harekâtın ‘sefer mahiyetinde mühim bir harekat’ olduğu yazılı. Atatürk’ün Dersim’den değişik yıllarda başka illere göç ettirilen ve ettirilecek yerliler ile ilgili kararnamelerde de imzası mevcut.

Bravo ve alkışlar Celal Bayar’a!
Yine TBMM Arşivleri’nde bulunan önemli bir belge ise 1 Kasım 1938 tarihini taşıyor. Hasta olduğu için TBMM’nin açılış törenine katılamayan Atatürk’ün bu konuşmasını Başbakan Celal Bayar milletvekillerine okuyor. Söze “Reisimiz Atatürk’ten aldığım emir üzerine bu seneye ait nutuklarını okuyorum” diyerek başlayan Bayar’ın okuduğu metinde Dersim ile ilgili kısımlar şöyle: “Uzun yıllardan beri devam eden ve zaman zaman had safhaya ulaşan Tunçeli’ndeki toplu şekavet hadiseleri muayyen bir program dahilindeki çalışmaların neticesi olarak kısa bir zamanda bertaraf edilmiş o mıntıkada bu gibi vakalar bir daha tekerrür etmemek üzere tarihe devrolunmuştur. (Bravo ve alkış sesleri)”

Dersim ile ilgili imzası bulunan diğer bir devlet adamı da İnönü’den sonra Başbakan olan Bayar. Bölgeyle ilgili geçmiş yıllarda bir de ıslah raporu bulunan Bayar’ın son harekat olan 1938’de Başbakan olarak imzası var. Yine hemen her operasyonun askeri ayağını Genelkurmay Başkanı olarak Mareşal Fevzi Çakmak’ın yürüttüğünü biliyoruz.
Başbakan İsmet İnönü’nün 18 Eylül 1937’de Dersim harekatıyla ilgili TBMM’de yaptığı, çoğu zaman da alkışlarla ve bravo sesleriyle kesilen konuşma metni elimizdeki belgelerin en önemlilerinden biri:

İnönü: Bütün engeller ortadan kaldırıldı “Şimdi size, Tunceli’ndeki vaziyetin bugünkü halini arzetmek isterim. Cumhuriyet’in imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber, altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretin ne kadar adamı varsa, bunlar reisleriyle beraber faaliyet imkanından tamamen mahrum bırakılmıştır.
Cumhuriyet ordusu, ve zabıtası, bu hadise esnasında yaptığı takiplerde, hurafe olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurum halinde dere ve ne kadar çıkılmaz dağ varsa, hepsini Ankara sokakları gibi bastan başa geçmişlerdir. Kanun götüren ordu, jandarma neferlerinin, ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur. Cumhuriyetin ıslahat ve imar programına muhalefet eden bütün engeller ortadan kaldırılmış ve program bir an fasıla vermeksizin ilerletilmektedir.
Uzun süren ve Cumhuriyet kanunlarını behemehal yürütmek için gösterilen azim, şiddet karşısında bile zayiatın binnetice hafif olmasına dikkatinizi celbetmek isterim. Silahlar çok müessir ve silahları kullanmak için hiçbir tereddüt olmadığı halde isyan edenlere karşı silah kullanan ordu heyetleri ve Cumhuriyet jandarması bir hayatı kurtarmak ve korumak için son derecede şefkatle hareket etmiştir. İsyana iştirak eden aşiret reislerinin hepsi mahkemeye verilmişlerdir. Umumi, tabii olan adliye mahkemesine verilmişlerdir. Cumhuriyet idaresinin kuvvetli olduğu kadar şefkatli ve adaletli olduğunu göstermek itibariyle Tunceli hadisesi en son ve en mukni, bir misal olmuştur.”


YARIN: GİZLİ HAREKÂT PLANI... DERSİM’DE GAZ KULLANILDI MI?

 

İşte 'Tunceli operasyonu'na ait çok özel belgeler

BELGE 1 BELGE 2

 

Dersim'de gaz kullanıldı 

 

Dersim ile ilgili en ciddi iddialardan biri zehirli gaz kullanıldığıdır. Çağlayangil açık açık gaz kullanıldığını söylemişti. İngiliz belgeleri de gaz olayını doğruluyor.

Dersim'de gaz kullanıldı

Ordunun kanlı Dersim harekatından sonra binlerce kişi kamplarda toplandı. Burada da birçok kişi yaşamını yitirdi. Fotoğraf: HASAN SALTIK ARŞİVİNDEN

Dersim katliamıyla ilgili ilk defa CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun o dönem Malatya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil ile yaptığı bir röportajda gündeme gelen ‘gaz kullanıldı’ iddiasını İngiliz belgeleri de doğruluyor. İngiliz Arşivleri’nde bulunan ve ilk kez Radikal’in yayımladığı bu belgede ordunun ‘savaş uçağı ve gaz ‘kullandığı öne sürülüyor. 17 Ocak 1947 tarihini taşıyan ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na yollanan Dersim ile ilgili üç sayfalık raporda şunlar yazılı: “Uçakların kullanıldığı, inanıyorum ki gaz da kullanıldı, insafsız operasyonlardan sonra silah taşıyabilecek nüfusun çoğunluğu Anadolu’nun diğer ücralarına nakledildi...”
Ankara Büyükelçiliği’nin Basın Ataşesi W.E.D. Allen’in yazdığı rapordaki iddiaların bir kısmı o dönemde bölgede görev yapan Jandarma Komutanı Albay Nazmi Sevgen’e dayandırılıyor. Sevgen’in emekli olduktan sonra CHP’nin İstanbul’daki güvenlik sorumlusu olduğu belirtilen raporda ayrıca Sevgen için ‘Büyükelçilik Bilgi Bürosu’nun yakın arkadaşı’ ifadesi de dikkat çekici. Sevgen’in bölge ile ilgili topografik bilgiler içeren bir tezinden de bahsedilen raporda, 1947’de sıkıyönetimin kaldırılmasıyla birlikte 2 bin Kürt ailenin otlatma ve ormancılık yapmaları için bölgeye geri çağrıldığı belirtiliyor.

Çağlayangil de söylemişti
Dersim’de gaz kullanıldığına dair iddiaların bir diğer önemli dayanağı da Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmadan çok önce, özel bir çalışma dolayısıyla dönemin Malatya Emniyet Müdürü Çağlayangil ile yaptığı röportajdır. Bu röportajın kamuoyuna yansıyan kısmında Çağlayangil şöyle diyor: “...Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz.”

29 Ocak 1947 tarihli o rapor
İngiltere Büyükelçiliği, Ankara/29 Ocak, 1947’ başlıklı ve Ernest Bevin imzalı üst yazıda şunlar var: “Efendim, 1936’da yaşanan karışıklıklardan sonra uygulanan olağanüstü halin şu an itibariyle hükümet tarafından kaldırıldığını size bildirmekten şeref duyarım. Tunceli bölgesi (önceden Dersim olarak bilinen yer), Türkiye’nin güneydoğusunda yer alır ve çoğunlukla Kürtler tarafından mesken edilmiştir. Basın ataşesi tarafından hazırlanan bölge hakkında bir bildiri ve bölgenin yakın tarihi ektedir.”

Dersim planı 5 yıl önce hazırdı

1938’deki askeri harekâttan tam 5 yıl önce Jandarma Umum Komutanlığı tarafından hazırlanan eylem planı, askerin her halükârda Dersim’in üzerine yürüyeceğini ve aşiretlerin sürgün edileceğini gösteriyor.

Dersim’de ne olmuştu?
1936’da geniş yetkilerle donatılan General Abdullah Alpdoğan ‘genel müfettiş’ olarak bölgeye gönderildi. Dersim, Elazığ ve Bingöl illerinde sıkıyönetim ilan edildi. Şeyh Sait isyanından beri aşiretler arasındaki gerginlik son dönemde ‘devletten yana olan ya da olmayan’lar düzeyine gelmişti. Bu gerginlik, ‘devletin uzattığı elin havada kalması’ Alpdoğan Paşa’nın sinirlerini iyice bozmuştu. Dersim’e devletin nüfuz etmesi ancak bölgenin en güçlü isimlerinden Seyid Rıza ile anlaşmaya bağlıydı. Alpdoğan, Seyid Rıza’ya geniş bir arazi, çok sayıda dükkân ve para teklif etti. Seyid Rıza, bu ‘rüşveti’ kabul etmedi. 1937’de Dersim’de bir iç savaşın yaşanmasından endişe eden Seyid Rıza, oğlu İbrahim’i Alpdoğan Paşa’ya yollayarak kanın durdurulmasını istedi. Dönüşte Sin Köyü’ne misafir olan İbrahim, Alpdoğan’ın emriyle öldürüldü. Seyid Rıza da yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle Sin Köyü’nü ve bir karakolu bastı, katillerin kendisine teslim edilmesini istedi. Bu olay isyan sayıldı ve Nisan 1937’de harekât resmen başladı. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’i bombalamaya başladı. Askeri harekâtlarda 50 bine yakın Dersimlinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor.

Dersim’deki harekâtın her ne kadar isyanı bastırmak için yapıldığı söylense de yayımladığımız belge ve fotoğraflar, aslında bu askeri harekâtın çok önceden planlandığını ortaya koyuyor. Bu belgelerin en önemlisi ise 1938’deki harekattan tam 5 yıl önce 1933’te eski adıyla Jandarma Umum Kumandanlığı’nın hazırladığı ‘gizli’ eylem planıdır.
Yalnız 100 adet basılan, üzerinde ‘gizli ve zata mahsustur’ yazılı kitapçıkta Dersim’in tarihi, coğrafi ve demografik özelliklerinin yanı sıra ‘asayişsizliği’ ile ilgili de bilgiler yer alıyor. Ayrıca Dersim’le ilgili hazırlanan altı rapor da kitapçıkta mevcut. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporuna göre, Dersim halkı son derece zeki, kurnaz ve hileci. Aynı zamanda çıbanın başı... Dersim’deki asayiş sorunlarının tek tek sıralandığı kitapçıkta bölgenin itaatsizliğine de değiniliyor. Kitapçık iki ana bölümden oluşuyor. Dersim’i tanıtmak ve Dersim’in asayiş vaziyeti. İlk bölümde, Dersim’in coğrafi vaziyeti, yolları, suları, nüfus vaziyeti, ırki, iktisadi, zirai, idari, mali, askerlik ve aşiret vaziyetleri anlatılıyor. İkinci bölümde ise Dersim’in asayişsizliği anlatılırken, bu konuda alınacak ıslahi esaslar ve bu çalışmanın safhaları anlatılıyor. Dersim’den hangi aşiretlerin çıkarılacağı planları da yapılmış. Hazırlanan plandaki çarpıcı ifadelerden bazıları şöyle:
Dersim kıt’ası ahalisi, menaatı mevkiiyeleri hasebile alelekser yaptıkları yanlarına kâr kaldığından bundan cüret alarak hükümete inkiyat (boyun eğmek) etmiyor, vergi ve asker vermiyor...
Dersimlilerin cidden ıslahı için ittihaz (tutma, sayma) icrası labut tedabire gelince: ‘Muhtemelen her mukavemeti hesap ederek bunu kıracak kadar 4. ordudan (20. tabur) kuvvet tahsisi...

‘Dersim büyük bir çıban’
Kitapçıkta bazı raporlara da yer verilmiş. Bunlardan biri de Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporu. O raporun bazı bölümleri de şöyle:
Seyit Rıza’nın bütün aşiretleri ittifakına alması ve harekete şubatta geçmeleri ihtimali hakkındaki keyfiyeti teyit veğ tevsik kabil olmamıştır. Yakın bir mülakatın vereceği netayiç ve malumatı arz edeceğim gibi Dersim gittikçe Kürtleşiyor, mefküreleşiyor (ülkü, ideal), tehlike büyüyor...
Dersim, hükümeti Cümhuriyet için bir çıbandır...
Raporun ardından çıkarılan bir de şu sonuç kitapçığa eklenmiş: “Dersim, Türkiye için cehalet, maişet darlığı, dahili ve harici tesvilat ve Kürtlük temayülatı ile bulaşmış, tehlikeli bir çıbandır. Bu çıbanın kat’i bir ameliyeye tabi tutulması lazımdır...”
“Dersim halkı cahildir. Bununla beraber şekavete, tecavüze, soygunculuğa, asıl müessir rüesa olmuştur” diye başlayan bölümün sonunda ıslah çalışmalarının safhaları şöyle anlatılıyor: “Ana yolların inşası, silahların toplanması, reislerin, bey ve ağaların, seyitlerin bir daha gelmemek üzere Garbi Anadolu’ya nakli...”


1935 ve 1936’da da rapor yazıldı

İNÖNÜ RAPORU
İsmet İnönü’nün hazırlattığı 1935’teki raporda özetle şunlar yazıyordu: “Erzincan’da Dersim Kürtlerine karşı vaktiyle set olan Türk köyleri dağılıp zayıflayarak ve Ermeniler kâmilen (tamamen) kalkarak Dersimlilerin istilasına karşı meydan tamamen boş kalmıştır. Köyler Dersim’in semiz halkı ile süratle dolmaktadır. Bu köyler Dersim çapulcu kollarının içeri yayılması için menzil ve yatak rolü yapmaktadır... Dersim vilayetinin yeniden teşkiliyle askeri bir idare kurulması ve ıslahın bir programa bağlanması lazımdır. 1935 ve 1936’da yolları, karakolları yapılacaktır. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa mürettep ve seferber 2. Fırka Kuvvet ilbaylığı emrine 1937 ilkbaharında verilecektir.”

BAYAR RAPORU
Celal Bayar da başbakan olduğunda 1936’da Dersim de dahil bölgeyi gezerek bir ‘Şark Raporu’ hazırladı. Raporunun girişinde şu ifadeler yer alıyordu: “Hariçten sokulmağa çalışılan politikanın muzır cereyanlarını kırmak ve bu yurddaşları ana vatana bağlamak için devamlı çalışmak ister. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmî ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir aksülamelden ibaret olabilir. Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniliyor. Bunu bir sisteme bağlayarak, kendilerine sarih talimat verilmesini çok yerinde ve faideli bir tedbir olarak telâkki etmekteyim.”

Dersim isyanı kronolojisi

Haziran 1925
İsyan dalgası Şeyh Sait ile başladı. Bu isyan kanlı bir şekilde bastırıldı, Şeyh Sait İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı ve idam edildi. Devlet artık bu bölgeye hep şüphe ile bakmaya başladı.

Ocak 1936
Geniş yetkilerle donatılan General Abdullah Alpdoğan, bölgeye gönderildi. Dersim, Elazığ ve Bingöl illerinde sıkıyönetim ilan edildi. Yaptığı ilk iş, kışla inşa etmek oldu.

Ocak 1937
Seyid Rıza, oğlu İbrahim’i Alpdoğan’a göndererek kanın durdurulmasını istedi. İbrahim, dönüşte Alpdoğan’ın emriyle öldürüldü. Seyid Rıza 100 kişilik silahlı gücüyle bir karakolu bastı.

Nisan 1937
Askeri harekât resmen başladı. Bölgeye halkı teslim olmaya çağıran bildiri atıldı. Bildiride, “Teslim olun. Yoksa Cumhuriyet’in kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz” deniliyordu.

Eylül 1937
Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, “Canına bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine teslim olmaya giderken 12 Eylül 1937’de adamlarıyla beraber tutuklandı. Sonra da idam edildi.

Haziran 1938
Yeni bir askeri harekât daha başlatıldı. Oldukça kanlı olan bu harekatta resmi rakamlara göre 13 bin kişi öldü. Tarihçilere göre ise üç yılda ölen Dersimlilerin sayısı 50 bine yakındı.
 

Köşk'ün Muhafız Alayı da gönderilmiş 

 

Dersim'e gönderilen birliklerin arasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı da vardı. Kurtuluş Savaşı'nın başarılı askerlerinden kurulu alayın başında İsmail Hakkı Tekçe vardı.

Köşk'ün Muhafız Alayı da gönderilmiş

İsmail Hakkı Tekçe, Atatürk ü ve Köşk ü koruyan Muhafız Alayı nın komutanıydı.

Dersim’e yönelik askeri harekâta dair dikkatlerden kaçan bir ayrıntı daha ortaya çıktı. 1937’deki harekâta ‘görülen lüzum’ üzerine Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı da katılmış. 4 Mayıs 1937 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı’nın 4. Genel Müfettişliği’ne gönderdiği yazı bunu doğruluyor. Yazıda, “Muhafız alayının usta erleri ve yalnız süvari bölüğü ve bir dağ bataryasının Ankara’dan trenle Elazığ’a hareket ettirileceği...” belirtiliyor.

Uluğ da olayı doğruluyor
Yine Dersim harekâtına Albay İsmail Hakkı Tekçe komutanlığındaki Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın gönderildiği bilgisini o dönemin CHP Kütahya Milletvekili Naşit Uluğ da teyit ediyor. Uluğ, ‘Tunceli Medeniyete Açılıyor’ adlı kitabında olayı şöyle anlatıyor: “Doğudan tertip edilen kuvvetlere Ankara’dan Muhafız Alayı da iştirak etti ve bu kuvvetlere Nazımiye, Keçiseken, Sin ve Karaoğlan hattına süratle varmak vazifesi verildi. Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Asbaşkan Orgeneral Asım Gündüz ve kurmayları Dersim’e giderek harekâtı takip etti.” Atatürk’ün en güvendiği adamlardan biri olan Uluğ, aynı zamanda o dönemde Cumhuriyet gazetesi yazarıydı. Muhafız Alayı’nın 7 Haziran tarihinde Dersim’de olduğu tahmin ediliyor. Çünkü Alay Komutanı Albay İsmail Hakkı Tekçe’nin aynı tarihte Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan, 17. Tümen Komutanı Tuğgeneral Kemal Ergüden, 62. Alay Komutanı Albay Şemsettin, Jandarma Alay Komutanı Yarbay Cevdet, Beyaz Dağ’da buluşup harekâtın gidişatı yönünde görüştüğü biliniyor.
18 Haziran’da trenle Elazığ’a gelen İnönü, 21 Haziran’da beraberinde Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneal Galip Deniz ile harekât planı üzerine bir toplantı yapmıştı. Albay İsmail Hakkı Tekçe, Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında kritik görevlerde bulunmuş bir isim. Ayaklanmaları bastırmakta ünlenmiş Topal Osman, Atatürk’ü koruyan Muhafız Alayı’nın ilk komutanıydı. Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’i asarak ödürünce Atatürk’ün emriyle Tekçe tarafından öldürüldü.

CHP Milletvekili Naşit Hakkı Uluğ anlatıyor
Dersim nasıl medenileştirildi!

Gazeteci Naşit Hakkı Uluğ tarafından yazılan ‘Tunceli Medeniyete Açılıyor’ kitabı 1939’da basıldı. Operasyon sonrasında Dersim’in resmi ideoloji tarafından nasıl şekillendirildiğinin kanıtı olan kitapta, Uluğ, Dersimlileri ‘tembel, esrarkeş, asi tabiatlı’ olarak niteliyor, ‘tetik kullanmaya alışkın ellerin nasırlaştırılacağı ve yapıcı insan haline getirileceği’ni anlatıyor. Uluğ, ‘kara cahil’ olarak nitelediği halk için 1937 harekâtının kurtarıcı olduğunu savunuyor. Uluğ, İnönü ve Atatürk’ün birbirlerini izleyen tarihlerde Dersim’e ziyaret gerçekleştirdiğini de ‘İnönü Dersim’de’, ‘1937 Harekâtının Sonunda’, ‘Atatürk Dersim’de’ bölümleriyle doğruluyor. Operasyonun sonunda varılan nokta kitapta, “Bu dava, Kemalizm’in yapıcı vasfının yeni bir muvaffakiyet sahası olacaktır ve daha bugünden olmuştur bile...” sözüyle özetlenmiş.

Çocuk nasıl büyür
‘Dersimli Çocuk Nasıl Büyür’ başlığında, “Çocuk Dersim’de bir ot gibi büyür” ifadesi yer alıyor. ‘Gelinlerin ekseriyetle ilk geceden gebe kaldığı”, “kadınların erkekten kaçmadığı”, “konu komşunun birbirinin malına göz diktiği” bir kültür portresi çizen kitap, Dersim’de gerçekleştirilmesi beklenen hedefi de ortaya koyuyor: “Dersimlinin kuvveti ayağında, baldırında ve ciğerindedir. İyi koşucudur, fakat yapıcı değil.. Kazmayı kayaya kuvvetle vurup saplayamaz, omuzu ve beli, meselâ bir Orta Anadolu çocuğunun vücudu gibi ‘yapıcı insan’ gövdesi halinde teşekkül etmemiştir. Kazmayı vurup kayaya saplayamayan bu omuzlar, kuvvetli bir bel hareketiyle bir parçayı koparıp yerinden sökemez. ”
Daha sonra “Dersim’in kayıp kızları” olarak nitelenen ve ailelerinden ayrılarak enstitülere gönderilen kız çocuklarının hikâyeleri de kitapta yer alıyor. Bu kızları, ‘Tunçelinin müstakbel kadın eğitmenleri’ olarak niteleyen yazar, bu kızlardan biriyle de konuşmuş. Tunceli’nde yaşanan gelişme kitapta övülüyor, operasyonun ardından 5 hükümet konağı, 10 mektep, 9 kışla, 5 nahiye karakolu yapıldığı bilgisi veriliyor. Bütün bu harcamalar üç buçuk milyon lira tutmuş. O dönemde yapılması düşünülen bir de anıt var:
“11 metre yükseklikte bir anıt dikilecektir. Bu anıt bir kasaturayı andırmaktadır. Kaidenin üzerine şehitlerin adı kazılacaktır. Vatan uğrunda ölenlerin ruhu şâd olsun.” Kitapta bahsedilen anıt bugün Mameki ilçesi girişinde bulunuyor.

İngiltere’ye hiç mektup yazmadı
Dersim operasyonu sonrasında 1 Temmuz 1938’de Hatay üzerinden Halep’e giden ve Dersim’in önde gelen fikir insanlarından biri olan Baytar Nuri’nin, Seyit Rıza tarafından İngiltere’ye yazılan ve operasyona gerekçe gösterilen mektubu kaleme aldığı öne sürülüyor.
Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık tarafından ortaya atılan iddiaya göre, asılmasına neden olan mektup Seyit Rıza tarafından yazılmamış. Saltık mektubu asıl kaleme alan kişinin o dönemde Suriye’ye geçen ve orada Dersim meselesi üzerine uluslararası kamuoyu yaratmaya çalışan Nuri Dersimi olduğunu söylüyor: “Dersim operasyonu üzerine ilk yazılan kitaplar Nuri Dersimi’nin Suriye’de hazırladıklarıdır. Olayların ardından Dersimi’nin Türkiye’ye girişi yasaklanır. Suriye’ye kaçmak zorunda kalır. Baytar Nuri’nin hatıratları sonradan Suriye’de yazılmıştır. Seyit Rıza’nın İngiltere’ye yazdığı mektup hep devlet tarafından ön plana çıkarılıyor. O mektup Nuri Dersimi tarafından yazıldı. Nuri Dersimi o mektubu yazıp Fransız Mangası’na teslim etti. Fransa Devlet Arşivleri’nden bunu doğrulamak mümkün. Seyit Rıza’nın böyle bir mektubu yoktur.” İngiliz arşivlerinde bulunan ve Seyit Rıza’nın idamına gerekçe olarak gösterilen mektup, 30 Temmuz 1937 tarihli, ‘Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına’ hitabıyla açılıyor ve altında Seyit Rıza Dersim Başkomutanı ifadesi yer alıyor.

Seyit Rıza’nın askeri harekâtı başlatan baskını
Dersim isyanının simgesi Seyit Rıza, resmi kaynaklara göre bölgedeki isyanın da en azılı ele başıydı. 1937 yılında Dersim’de bir iç savaşın yaşanmasından endişe eden Seyid Rıza, bir yakınını Alpdoğan Paşa’ya yollayarak kanın durdurulmasını istedi. Dönüşte Sin Köyü’ne misafir olan arabulucu Alpdoğan’ın emriyle Kırgan aşiretinden iki kişi tarafından öldürüldü. İki süikastçi Hozat’ giderek askeri kışlaya sığındı.
Seyid Rıza da yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle Sin Köyü’nü ve bir karakolu bastı, katillerin kendisine teslim edilmesini istedi. Bu baskında 33 askerin öldüğü iddia edildi. Ve ardından harekat resmen başladı. Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, birkaç ay sonra “Canına bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine teslim olmaya giderken 12 Eylül 1937’de adamlarıyla beraber tutuklandı. 15 Kasım 1937’de de idam edildi.
 

Atatürk harekât merkezinde
Desim konusunda en fazla merak edilen ve üzerine bir hayli spekülasyon yapılan konu, Atatürk ve İnönü’nün Dersim harekâtı konusunda bilgilerinin olup olmadığı. Bu fotoğraf Atatürk’ün bizzat Dersim harekâtına bütünüyle hakim olduğunu kanıtlıyor. Fotoğraf, Atatürk’ün kumanda merkezi Elazığ’daki Dördüncü Umumî Müfettişliği’ni 17 Kasım 1937’deki ziyareti esnasında çekildi. Atatürk’ün yanında Dersim harekâatının komutanı Abdullah Alpdoğan var. Atatürk Pertek’e hareket ederek Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nü açmış, buradan Pertek’e geçmiş, ardından da Elazığ’a geri dönmüştü.


TEPKİLER

CHP’li Aygün
AK Parti adım atmak istemiyor

Dersim tartışmasını başlatan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, suskunluğunu Radikal’e bozdu. Aygün, Dersim dosyasını açma yetkisinin AKP’de olduğunu ama iktidarın herhangi bir adım atmadığını savundu. Aygün, “Erdoğan, iktidarda olan partinin lideri ve ülkenin başbakanıdır. 2009 yılından bu yana sadece Kemal Kılıçdaroğlu’nu sıkıştırmak, Alevileri CHP’den koparmak için Dersim’i ağzına alıyor. Kamer Genç’in bağımsız aday olduğu dönemde Dersim’de yaraların sarılması için verdiği kanun teklifleri var. AKP adım atmak istemiyor. Meclis’te dahi gündeme alınmıyor. Başbakan sadece istismar ediyor” dedi.
{İSMAİL SAYMAZ/RADİKAL}

AKP’li Metiner
Tunceli adı Dersim olsun’

AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Tunceli adının ‘Dersim’ olarak değiştirilmesi gerektiğini belirterek, “CHP sıcak yaklaşırsa, mutabakata dönüştürebiliriz” dedi. Metiner, yaptığı yazılı açıklamada, önceki gün “Dersim katliamıyla ilgili iki öneri ortaya koyduğunu” belirterek, bunların Sabiha Gökçen Havaalanı’nın adının değiştirilmesi ve TBMM’de “Dersim Araştırma Komisyonu” kurulması olduğunu ifade etti. Metiner, CHP’nin bu iki öneriye sıcak bakması halinde “Dersim ile ilgili tarihsel yüzleşmenin yapılabileceğini” belirtti. {ANKARA/AA}

Toker’den tepki
Olaylar Bayar’ın döneminde

İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın babasına yönelik sözlerine tepki gösterirken, Dersim olayının babasından sonraki dönemde Celal Bayar’ın başbakanlığına denk geldiğini savunarak, “Herkes gibi biz de yalan yanlış sözler karşısında ne diyeceğimizi bilemez duruma geliyoruz” dedi. Bugünden kopup sürekli geçmişe götüren bu tür yorumların kendileri için büyük bir ikilem yarattığını belirten Toker, “Neden sürekli geçmişle yaşayıp, uzlaşamaz bir noktaya geliyoruz, bilemiyorum” dedi. {ANKARA/RADİKAL}  
 

Bir 'Kızılbaş' şehrine tahammül edemediler 

 

Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık'a göre Dersim olaylarının nedeni ideolojinin tek tipleştirme çabası. Saltık, CHP'ye "gerçeği kabul edin", AKP'ye "arşivleri açın" çağrısı yapıyor.

Bir 'Kızılbaş' şehrine tahammül edemediler

Hasan Saltık Dersim de gerçekleştirilecek operasyonun haritasını gösterirken.

Dersim’de yaşananlar üzerine on yıllardır çalışan, belge toplayan ve arşivini araştırmacılara açarak, önemli bilgilerin gün ışığına çıkmasını sağlayan Hasan Saltık, konunun taraflarına “Devlet arşivleri açılsın” çağrısı yapıyor. Saltık’a göre, Dersim operasyonu ‘Kızılbaş’ kültürünün ortadan kaldırılması için, isyan olmaksızın başlatılmış, planlı bir toplum mühendisliği faaliyeti, CHP de bu olayın sivil kanadı.

Yıllardır resmi tarihten ‘Tunceli isyanlarını’ okuyoruz, bu tarihte eksik kalan ne?
Dersim’le ilgili çıkan kitapların kaynaklarına bakıldığında şu anda elimde tuttuğum, sadece yüz adet basılan Jandarma Komutanlığı’nın gizli zata mahsus belgesi esas alınır. Bu aslında Genelkurmay’ın yayımladığı bir kitaptır. Gene Genelkurmay’ın bir başka kitabı vardır, Türkiye İsyanları diye. Genellikle bu raporlara ve tanıklıklara dayanarak hazırlanıyor kitaplar. Bu kitaplarda Dersim meselesi bir isyan gibi gösterilmiştir. Olayın isyan gibi gösterilmesi resmi ideolojinin eseridir. Aslında o dönemde isyan olmadı. Şimdiki süreçte Hüseyin Aygün’ün yazdığı kitapta yeni olan bölüm, sürgün politikalarının Erzincan’ı da kapsadığı bölümdür.

73 yıl önce yaşanan bir olay neden hâlâ bu kadar sıcak?
Mesele Onur Öymen’in açıklamalarıyla yeniden konuşulmaya başlandı. Dersim meselesi hep bilinirdi ama birçok konuda olduğu gibi yanlış biliyorduk. Tıpkı Ermeni olayları, Bolu-Adapazarı isyanı, Çerkes Ethem meselesi gibi… Bize tarihin yanlış öğretilmesinden kaynaklıyor sorun. Son dönemde daha çok belge ortaya çıkmaya başladı. Öncesinde tarihsel olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni korumaya yönelikti her şey. Bu meseleyi diğerlerinden ayıran, yazılan tarihin tamamen yalan olması. Dersim’de yaşanan isyan değil, haddini bildirme. Artık cumhuriyet oluşmuş, başına buyruk bir yer olan Dersim’e ‘devlet giremiyor’ dedirtmek istememişler. ‘Oraya devlet giremiyordu’ tezi çok yanlış, gerçekte bir intikam duygusuyla hareket ediliyor. Dersimlilerin Hamidiye Alayları’na asker vermemeleri bir neden mesela. Kürtler de Dersimlilerden hoşlanmıyor, çünkü Dersim ‘Kızılbaş’. Ortada orayı nasıl Sünnileştiririz, nasıl yok ederiz sorusu var. Cumhuriyet nasıl Trakya Yahudilerini yok ettiyse, nasıl Ermeni, Rum nüfus azaltıldıysa, Dersimlilere de bu uygulandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ‘Kızılbaş’ şehrine tahammülü yoktu.

Tamamen etnik kökeni ve kültürel kimliği hedef alan bir tablo çizdiniz...
Bu savı yayımlamadığım belgelere dayandırıyorum. Dikkat ederseniz, Onur Öymen’in açıklamalarından sonra piyasaya bir çok Dersim kitabı çıktı. Henüz yayımlanmamış raporlara göre, bu harekâtın çok öncesinden planlanmış bir Kızılbaş harekâtı olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Dersim harekâtı olduğunda İskân Kanunu çıkmıştı ama öyle bir tarihte yapıldı ki operasyon, zamanlaması mükemmeldi. Çünkü Japonya Çin’i işgal etmişti, İspanya’da iç savaş yeni bitmişti, Hitler iktidardaydı, dünyada inanılmaz bir karışıklık vardı. Dersim dünyanın umurunda değildi. Öyle bir zamanlamada yapıldı ki, zaten dış dünyada da çok fazla haber olarak yer almadı. Hatta bir ara SSCB buradaki TKP’ye ne olduğunu soruyor, ‘Türkiye’nin iç meselesidir” yanıtı alıyor...

Bahsettiğiniz kaynaklara meraklı bir arşivci ulaşabilir mi?
Ben 12 yıldır topluyorum bunları. Ne kadar acı bir şey, tek tek aileleri tespit ettik, birçok fotoğraf onlardan satın alındı. Benim bu işe başlamam tamamen tesadüftü. Dersim türküleri albümü yapacaktık, elinde kayıt ve fotoğraf olduğunu bildiğim birinden paylaşmasını istedim, vermedi. Ben de bu işin arşivini yapmaya karar verdim. Kendi kendime araştıra araştıra, tek tek tespit ederek bugüne geldik. Devletin arşivini bilmiyorum ama ondan sonra en iyi arşiv bizde.

Dersim üzerine pek çok çalışmaya imza attınız. Orada 1938’in etkileri nasıl hissediliyor?
Dersim çok göç verdi, nüfusu hep azaldı. Yaşlıları hâlâ korkar. Ben röportajlarda biraz sert konuştuğumda, annem hemen uyarır. O da katliamdan annesinin karnında kurtulmuş, babam 15 gün dağlarda mağaralara sığınmış. Bizim Sarı Saltuk köyü Türkmen köyü olmasına rağmen ilk öldürülenler ailemizden. Aileden subaylar da var içlerinde. Köyün aşağısında o günlerden kalma bir mezarlık vardır hâlâ. Bizimkileri affetmemişler ama devlet memurları da olduğu için, askerler gelip köyü önceden uyarmışlar, çocuklar öyle kurtulmuş. Harekâta baktığımızda çok enteresan bir durum var. Silahlar katliam olmadan önce toplanıyor. Hangi köyden ne kadar toplandığının belgesi mevcut. Seyit Rıza zaten teslim oluyor, idam ediliyor. Bölgede tek çatışma olmuyor, okul inşaatları başlamış, bir köprünün yıkılması bahanesiyle katliam başlıyor. Başka bir neden de bulamıyorlar, bir Sin karakolu baskını hikâyesi var, bir de köprü yıkılması. Karakol baskınının belgesi de maalesef elimde yok, bunu anlatan kişiden dinledim ama kayıt altına alınmasını istemedi. O bunun düzmece bir baskın olduğunu anlatmıştı. Ortada ayaklanma yok, silah yok. Her yanda karakol var. Bir harita hazırlanıyor, yasaklı, girilmez bölgeleri gösteren. Her şey 1935’ten itibaren planlı programlı aslında. Belli yerlerde çatışmalar oluyor. Hatta daha sonra Adalet Partisi kurucularından Ragıp Gümüşpala o dönemde subay, Silopıt isimli adama esir düşüyor, iyileştirip birliğine teslim ediyorlar. Gümüşpala da bu olaydan sonra Dersimlileri övgüyle anar. O dönemin gazetelerine de baktığınızda, Genelkurmay’ın yayın organı gibi hareket ettiklerini görürsünüz. Aşiretlerin birbirine düşürülmesinde de payı vardır bu gazetecilik anlayışının.

Sonrasında çileli bir sürgün süreci var... Toplum mühendisliği çabası başarılı oluyor mu?
O kadar ağır ölümler ve göçler oluyor ki, derin bir korku başlıyor. Çok enteresandır, Dersimliler Hz. Ali ve Atatürk’e sarılır, kendilerini hemen okumaya verir. Bence Dersim’le ilgili bir sürü kitap ve tanıklık olmasına rağmen asıl kaynak devlet arşividir. Bu konuda bir kitap yayımlayacaktık ama bir çok belge, fotoğraf toplamama rağmen kitabı erteledik. Çünkü bu konuda belli kişiler çok ketum. CHP o dönemin telgraflarına bakarsa, Erzurum Kongresi’nden sonra Atatürk’e suikast ihtimaline karşı onu koruyanların Dersimliler olduğunu görür. Devlet bunu da açıklasın. Cumhurbaşkanlığı arşivleri de, Başbakanlık arşivleri de Atatürk’ün yaşananlardan haberdar olduğunu, operasyona katılanlara ne kadar para verilmesi gerektiği, “madalyalar verilsin” dediğini detayıyla anlatır. Yine de Dersimliler Atatürk’ü korumuşlardır.

CHP kabul etsin, AKP arşivi açsın
1938’in etkileri halkın üzerinde hâlâ sürer. Çoğu Dersimli kendini Atatürk’ün o dönemde hasta olduğuna inandırır. Oysa o dönemde Meclis konuşmalarına bakılırsa, herkes her şeyden haberdar. Şu andaki tartışmayı çok komik buluyorum. Şov yapmaya gerek yok. O dönemde CHP ordunun sivil uzantısı gibi çalışıyor, artık bunu kabul etsinler. AKP de tartışmayı laf atma düzeyinden çıkarıp, devlet arşivlerini açsın. Orada öldürülen insanların fotoğrafları var. Seyit Rıza’nın mezar yerini açıklasınlar. AKP madem katliamı kabul ediyor, binlerce fotoğraf, film olan arşivleri açsın. Kimse dürüst davranmıyor. Kaçak güreşiliyor. Geçmişteki iktidarların suçu bu, bununla artık yüzleşmenin zamanı gelmiştir. Türkiye yaşananlardan özür dileyebilecek düzeye geldi.

Kapsamlı çalışma hâlâ yapılamadı
Yapılan belgesellerin, kitapların yeterli olmadığını düşünüyorum. Arşivleri tırtıklamaya yönelik çalışmalar. Bu eleştirim Dersimlilerin çalışmalarını da kapsıyor. Derli toplu bir çalışma henüz yapılmış değil. Kitap hazırlamak benim haddime değil, şunu özellikle vurgulamak istiyorum, biz kaynak kitap hazırlamak istedik. Çünkü bu iş sulandırılmaya çalışılıyor ama çok ciddi bir konu. Biz ciddiyetten dolayı bu kitabı henüz yayımlamadık. Bunun ispatı piyasaya verdiğimiz belge, harita ve fotoğraflardır. Ben müzik insanıyım, asıl komik olan bunları benim araştırmam.

Sivil milisler de talana ortak
Operasyona katılan askerlerin büyük utanç duyduğunu biliyorum. Görüştüklerimizin çoğu kamerayı kapattırdı. Ben hepsini dinledim ama çok azı kayıt altında. Çoğu hacca gitmiş, ruhsal sorunlar yaşamış, içine kapanmış. İnanılmaz bir katliam görmüşler. Vahşetin ağırlığını kaldıramamışlar. Nüfus sayımlarına göre 13 bin civarında ölüm, akıbeti olmayan 2 bin civarı insan ve 13 bin civarında sürgün var. Ölümler de kadın çocuk ağırlıklı. Dersim’de askerlerin dışında milis kuvvetler de var. Harput’tan kaçan Ermenileri koruyan Dersimliler milislerin öfkesini çekmiş, operasyona talan için gitmişler.  

 

Tarihçiler Dersim'i nasıl yorumluyor? 

 

Dersim'de yaşananları tarihçilere sorduk. Meselenin muhataplarının uzlaşması için arşivlerin açılması hepsinin öncelikli talebi. Başbakan'ın özrü ise, devletin bir kabahatiyle yüzleşmesi açısından bir ilk, tarihsel olarak bunun altını çiziyorlar.

Tarihçiler Dersim'i nasıl yorumluyor?

 

Tarihçi Dr. Coşkun Yılmaz
Özür dilemek o devleti yönetenleri yüceltir
Dersim Olayı mahiyeti itibariyle, icrası itibariyle Türkiye tarihinin en dramatik olaylarından biri. Dolayısıyla bugünkü tartışma karar vericilerin, uygulayıcıların geleceğe bakışı açısından bir hatırlatmada bulunuyor. Bu hatırlatma tarih diye bir hafızanın var olduğunu, kaydettiğini ve mutlaka bir gün bununla hem muhatapların hem de onun temsilcilerinin yüzleştiği hadisesini gündeme getiriyor. Bu olayın sadece kültür, etnik ya da mezhep vakası olarak ele alınmasını doğru bulmuyorum. Bu Türkiye’nin hem idare, hem siyasal hem de toplumsal tarihi açısından birçok hadise ile ilintilidir. Başbakanın açıklamalarına gelince; bunu da devletin toplumun idarecilerin tarihle yüzleşmesi, buluşması ve tarihi bir muhasebe bir ibret, bir ders ve bir tecrübe olarak ortaya koyması açısından da umut verici bir gelişme olarak gördüğümü belirtmek isterim. Devlet neticede millet için var olan ve var olması gereken bir kurum. Burada bir adaletsizlik var ise devletin bundan özür dilemesi bir ilktir ve çok önemli bir gelişmedir. Bugün adına gelecek nesiller için tarihe not düşülecek sayfalardan birisidir. Devletin bir haksızlığı ve yanlışı karşısında bunu dile getirmesi ve geri adım atması ancak o devleti ve o devleti yönetenleri yüceltir. Devletle milletin buluşmasını, kaynaşmasının temelinin harcını oluşturur. Olayın politik ve ideolojik kavgadan da çıkarılıp tarihi bir vaka olarak açıklanması gerekiyor.

MHP Milletvekili, Eski TTK Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu
İstenmeyen bir takım nahoş şeyler de oldu
Dersim’de yaşananlar 1937-1938’in meselesi değil, ta Osmanlı’dan beri orada feodal bir yapı var. Osmanlı devleti de orada bir harekata girişmek istiyor ama Rumeli isyanı için çıktığı için Dersim’le ilgilenecek zaman bulamıyor. Ben meselenin etnik kökene dayandırılmasını yanlış buluyorum. Bir kere Alevi meselesi değil, pek çok eşkıya grubunu orada saklandığını belirtiyor Ahmet Cevdet Paşa raporlarında. Türkiye Cumhuriyeti de feodal yapıyı kabul etmiyor, devletin otoritesini o bölgelerde de kuruyor. Olaylar sırasında istenmeyen bir takım nahoş hareketler de söz konusu.

Taner Akçam/ Minnesota Üni.
1913’te başladı 2007’de bitti
Dersim, 1913’te başlayan ve tüm Cumhuriyet boyunca devam eden, Anadolu’nun Müslüman-Türk eksenli homojenleştirilmesi politikalarının son halkasıdır. Bence 1913’de başlayan süreç 2007’de Hrant Dink’in imha edilmesiyle tamamlanma aşamasına gelmiştir. 1913 Balkan yenilgisiyle başlayan, 1914 baharında Ege ve Trakya sahillerinden Rumların, Yunanistan’a sürülmesiyle sistemli hal alan süreçten söz ediyorum. Dersim, ilk defa Hristiyan olmayan ve ama Müslüman da olmayan bir etnik-din grubunun imhaya tabi tutulmasıyla öncekilerden ayrılır. Dersimlilerin 1915 Ermeni soykırımı sırasında takındıkları tutum onların imhasında ayrı bir rol oynamıştır. Başbakan Erdoğan, 1938-9 Dersim katliamını CHP’nin üstüne yıkarak işin içinden çıkamaz.

Cemal Taş/Araştırmacı
Katliamı sözlü tarih doğrular
Dersim’de bir isyanın olmadığı çok açık. 20 yıldır Dersim sözlü tarih çalışmaları yapıyorum, gerek tanıklardan dinlediklerimiz, gerek konuyla ilgili materyaller ve askerlerin anılarında açıktır ki, orada kapsamlı bir katliam yapılmıştır. 1937’de Dersim’e silahlar teslim edildi, Elazığ’da yargılamaları yapıldı. 1938’de temizlik harekatı başlatıldı. Katledilen kafileler su kenarlarında öldürülmüş. Sayısı fazla olanlar kurşunlanıp suya atılmış, küçük kafileleri de süngüyle öldürmüşler. Süngüyle öldürmenin nedeni de mermi harcamamak. Gerçekten isyan olsaydı insanlar kaçmazdı. Benim ailemden 20 kişi götürülüyor, 1 kişi yaşıyor, süngü izleri duruyor vücudunda. Toplu mezarların da yerleri belli.

Şükrü Aslan/ Mimar Sinan Üniversitesi
Genelkurmay arşivleri dönüm noktası
Başbakanın açıklamaları genel olarak olumlu. Bugün açıkladığı belgeler aslında bilinen belgelerdir ama bunların bu ülkenin başbakanı tarafından açıklaması önemlidir. Türkiye’de ilk kez bir başbakan Dersim’de yaşananların devlet tarafından gerçekleştirilen bir katliam olduğunu ve bunun çok önceden adım adım planlandığını söyledi. Bu ifadeler meselenin bundan sonraki kısımlarını tartışmak açısından olumlu bir kanal açtı. CHP ve diğer partilerin de tarihimizin önemli bir parçasını oluşturan Cumhuriyet dönemi politika ve pratikleriyle yüzleşmesi yönünde bir beklenti oluştu. Politik aktörler üzerinden bugünkü siyasi partilerle Dersim hadisesinin sorumluluğu tartışılacak, bu sorumluluk Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya ve Celal Bayar başta olmak üzere Demokrat Parti ve sonraki siyasi partiler için de bir sorumluluk yaratmaktadır. İkincisi, arşivlerin açılması konusunda asıl beklenti Genelkurmay arşivlerinin açılmasıdır. Çünkü o devrin politikaları büyük ölçüde askeri hiyerarşi üzerinden uygulanmakta ve kayıt altına alınmaktadır. Dolayısıyla Başbakanın açıklamaları da ancak kendisine bağlı bulunan Genelkurmay Başkanlığı arşivlerinin açıklanmasını sağladığı taktirde tamamlanmış olacaktır.

Ayşe Hür/Taraf Gazetesi
Atatürk operasyonun başındaydı
Dersim’in, Kemalist elitlerinin deyimiyle Cumhuriyet için “bir çıbanbaşı olması”, Dersim’in sosyo-kültürel, etnik ve dinsel yapısından kaynaklanıyordu. Hedef Türkçe konuşan, kendini Türk hisseden, İslam’ın devlet tarafından şekillendirilmiş Sünni yorumunu esas alan, Batılı anlamda modern, merkezi yönetime tabi bir Türk ulusu yaratmaktı. Dersim’i bu resme oturtmak kısa sürede olacak iş değildi. O halde bu işi radikal biçimde ele almak –onların deyimiyle- “kesin bir ameliye yapmak” lazımdı. 1937’deki birinci harekâtta İsmet İnönü başbakandı. 1938’deki ikinci harekâtta ise Celal Bayar başbakandı. Her iki harekât sırasında da Apdullah Alpdoğan “Dersim Valisi ve Sıkıyönetim Komutanı”, Fevzi Çakmak Genelkurmay başkanı idi. Atatürk ise bu ekibi birinci elden yöneten kişiydi. Bazılarının iddia ettiği gibi Atatürk o günlerde gerek zihinsel, gerekse bedensel açıdan sağlıklıydı ve tam anlamıyla iktidara sahipti. Yani Dersim’de yaşanan korkunç olayların sorumluluğundan, ne Cumhuriyetimizin kurucu babası Atatürk, ne o yılların tek partisi CHP, ne CHP geleneğinin sembol ismi İnönü, ne sağ muhafazakâr geleneğin temsilcisi Celal Bayar, ne de İslami muhafazakârların saygıyla andığı Fevzi Çakmak kurtulamaz. Bence bugün en büyük sorumluluk AKP’ye düşüyor. 

 

ABDULLAH KILIÇArşivi
 

AYÇA ÖRERArşivi

 

 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1070469&Date=28.11.2011&CategoryID=77 

 

 

 


rssfeed
Email Drucken Favoriten Twitter Facebook Myspace Stumbleupon Digg MR. Wong Technorati aol blogger google reddit YahooWebSzenario
Son Güncelleme: Pazartesi, 28 Kasım 2011 01:04
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

DEMOKRAT HABER