gototopgototop
17 Mayis 2012 Persembe - 10:19:17
DERSİM 38 DÜN VE BUGÜN PDF e-Posta
Çarşamba, 23 Kasım 2011 19:10

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, “Dersim Katliamı’nın sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardır” Tunceli milletvekili Sayın Hüseyin Aygün Dersim Katliamı üzerinde yaptığı açıklama birçok insan üzerinde etki yaparken CHP içerisindeki Milliyetçi kafaları daha çok rahatsız etmiş . Bu tavırları ile de adeta Türkiye’nin en gerici partilerin dahi en gerisine düşmelerine sebep olmuştur. Deyim yerindeyse “Takke düşmüş kel görünmüştür.” Neymiş Atatürk hedef alınıyormuş. Birileri hedef alınıyor diye gerçeklerden kaçalım mı? Niye hoplayıp zıplıyorsunuz. Daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım.

 

Sabiha gökçen Atatürk’ün manevi kızıdır. Kendi kitabında  açıkça belirtmiştir.

“ Eskişehir’de Tayyare Alayı’nda staj gördüğüm günlerden birinde uçuştan indiğimde bölükteki fevkaladelik dikkatimi çekti. Hemen sordum. Bizim bölüğün Dersim Harekatı’na katılma emrinin geldiğini söylediler. Kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Derhal bölük kumandanımıza koştum o bölükte olduğuna göre, elbette ben de gidecektim. Ancak kumandan hiç de beklediğim cevabı vermedi. Alay kumandanına başvurmamı söyledi sadece....

 

 Bu sefer   alay kumandanına koştum. Evet, gidebilirdim. Ama özel müsaade lazımdı. Bir kadın pilotun askeri harekata katılmasına tek başına karar veremiyordu. Bunun içinde vakit yoktu. Çünkü bölük ertesi gün gidecekti. O zamanın tayyareleri bir kalkışta çok uzun mesafeyi katedemedikleri için orada inecek, yeniden havalanacaklardı. Bunu bir fırsat saydım ve benimde Ankara’ya kadar arkadaşlarımla uçabilmem için izin istedim. Bu masum isteğim kabul edilince bende bölükle birlikte yola çıktım.

 

        Ankara’ya vardığımda hava kararıyordu. Hemen Çankaya’ya koştum. Atatürk beni karşısında görünce, önce hayret etti. Arzumu anlamıştı. Daha doğrusu kendisine isteğim iletilmişti. Bu bakımdan ben daha birşey söylemeden Atatürk konuşmaya başladı. Benim böyle bir harekata katılmamın güçlüğünü dile getiriyordu.

 

         Sabiha GÖKÇEN, sakin görünüşlü bir insandı. Heyecanını fazla belli etmeyen, tatlı bir konuşma üslubu vardı. O günde öyle yapmış olmalıki, Atatürk onun dileğine hayır diyememiş, fakat şu uyarıda da bulunmayı ihmal etmemişti : “ Bak GÖKÇEN, seni çok takdir ederim. Orada da görevini başaracağına inancım tam. Ancak çarpışacağın insanların eline düşersen, sana fena muamele etmelerinden korkarım. Buna çok üzüleceğimi bilirsin.”

 

         Sabiha GÖKÇEN birden gürlemiş, “ emin olunuz” demiş, “ kendimi onlara diri diri teslim etmem.”

 

         İşte bu anda Atatürk birden tabancasını uzatmış, hiç birşey söylemeden...(Sabiha gökçen anıları)

 

          Genç havacı kızımız gerçekten Dersim Harekatı’na katılarak, erkek pilot arkadaşları gibi  görevini başarıyla yerine getirmişti. ŞimdiCHP’nin ve Atatürk’ün bundan haberdar olmaması mümkün mü?  Bir zat  manevi kızının beline silah bağlayan bir Dersim katliamından habersiz olabilir mi?

 

Dersim'de halkın üzerine bomba yağdıran Sabiha Göçken’e 28 Mayıs 1937'de Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere üç yüzden fazla davetlinin katıldığı bir törenle gösterdiği üstün başarı nedeniyle Türk Hava Kurumu'nun bir numaralı övünç madalyası (Murassa Madalyası) verilmişti. Dersim belgelerinde bu durum şöyle anlatılıyor: “Demananlı aşiret reisleri nezdinde toplantı halinde bulunan diğer aşiret reislerinin, havadan bombardıman edilmek suretiyle toplantıyı dağıtmak lüzumu üzerine Tayyare Alay Komutanı komutasındaki 15 uçaklı bir filo, Kırklar Dağı - Darboğaz der yolu - Zel Dağı - Kırmızı ve Kosur dağları kuzeyindeki Keçizeken köyünü bombaladı. Bu taarruzda özellikle Sabiha Gökçen'in attığı 50 kiloluk bir bombanın Keçizeken köyünde ve kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu.”

 

CHP’nin ve Atatürk’ün bundan haberdar olmaması mümkün mü? diyenler Dersim’de katliam yapan ordu kimin ordusu idi. Ordu erleri kimin emrindeydi. “Vur” emrini veren komutanların milliyet kimliği ne idi. Kimin adına, kim için öldürüyorlardı. Bu acımasız operasyon Hangi mecliste kara alınmış, hangi içişleri, Milli Savunma bakanı ve diğer bakanlar önermiş ve Hangi Cumhurbaşkanına onaylatılmış, hangi Genelkurmaya tebliğ edilmiş. her şeyden önce bunu en son onaylayan Cumhurbaşkanı kim olduğu neden üzerinde durulmamaktadır.

 

Alevilerin uğradığı kıyım ve katliamların sorumluluklarını Çıkar ilişkileri temelinde kendisine bağlı kıldığı Alevi dedeleri aracılığıyla devlet sistemine değil; bireylere fatura edilmiştir. (Örnek olarak 38 Dersim Katliamı’nı Celal Bayar’a  fatura edilmiş. “Ötekilerin hiç haberi yoktu” gibi.” Bunun sistemli ve bir devlet politikası olduğu yapısı hep kapatılmış ve örtülmüştür.  Bireylere mal ediliş inandırılmaya çalışılmıştır. Yok efendim “Mustafa Kemal son anda yetiş ismet Dersim yok oluyor.”  Yok “son anda Fevzi Çakmak yetişmeseydi Celal Bayar Dersim’ yok edecekti.” Gibi düzmece komik iddialarla M. Kemal hayranlığı ve İnönü hayranlığı yaratmışlardır. Oysa herkes bilir ki Bir operasyon kararı alındığında bütün meclis ve bakanlar kurulu kararından sonra Cumhurbaşkanına onaylatılır ve Genel Kurmaya Tebliğ edilir. Bu soy kırımın başında zaten bunlar var idi. Şimdi sorumlu ve suçlu kim herkes şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir.

Artı katliam başlangıcı 1937 ve Pertek Halk evi hangi tarihte ve kim açtığını neden fotoğraflarda  bakılmamakta. (İnternette bile bu fotorafları görebilirsiniz)

 

Seyit Rıza’nın asıldığının ertesi gün kim Elazığ’a  geldi.

 

Bugün ve 12 Eylülde olanları sadece oradaki komutanları sorumlu tutmak doğru değil ise o dönemi  de sadece Celal Bayar’a mal etmek birilerini korumak değil mi?

 

Herkes kendi ile yüzleşmeli ve geçmiş için özür dilemesini bilmeli.

 

Elbette ki Dersimliler bugün kalkıp o dönemin suçlusunu bugünkülerde aramıyor ve bir intikam peşinde değillerdir. Dersimliler dünü herkes bilirse yarın için benzer hataların yaşanmasına müsaade etmezler fikrindedirler.

 

Geçmişi bilmeyen geleceğe yön veremez.

 

Oh ne ala yapılsın ve sonra unutulsun. Yıllar sonra tekrar  aynı şeyler yaşansın.

 

Her şeyden önce Dersimlilerin bazıları neden bunun üzerini kapatmaya çalışıyor. Bu da bir başka düşündürücü sayfa.

 

Bir arşivdir tutturulmuş gidiyor. Farz edelim arşiv açıldı. Ne olacak arşivlerde. Kırk bin insanın katliamında mı söz edecek yoksa “üç beş şaki Dersim’de temizlendi ve Dersim huzura kavuştu” mu diyecek. “Gaz bombaları mağaralara atılıp çoluk çocuk fare gibi zehirlendi”(İhsan Sabri Çağlayan) mi  diyecek. Yoksa “üç beş ele başı yakalanıp gerekli ceza verildi” mi diyecek. Sürgüne gönderilen insanların “ iki ailenin dahi yan yana olmadığı farklı, farklı yerlere ve de imana gelsinler diye camilere yakın yere yerleştirildiklerini mi yazacak yoksa “daha iyi, huzurlu, güvenilir ve medeni bir ortama gönderildiği” mi yazılacak. Daha Elazığ Hüseynik kampında açlık sefaletten ölenlerin yaşamlarını mı yazacak yoksa  “daha iyi karınlarının doyduğunu” mu yazacak. (O sürgün dönemleri -ki ikinci dünya savaşı yıllarıydı- ekmeğin karne ile dağıldığının yılları içerisinde olduğunu hatırlatalım) Arşivlerde “şakiler öldürülüp çocuklar ve kadınlar da emniyetli yerlere yerleştirildi” mi diyecek. Yoksa “çoluk çocuk kadın demeden ağır makineye verildi” mi yazılacak. 1936 dan itibaren daha ortada bir şey yok iken silah toplanıp insanlar silahsızlaştırıldı mı yazacak  yoksa “işimizi kolaylaştırmak için önce silahları elinde alıp ondan sonra halettik” mi diyecek. Silahsız bu savunmasız  insanlara karşı Dersim isyanı mı yoksa Dersim Katliamı tanımı mı yazılacak. Osmanlıdan ağzı yanan Dersimli fişleniyor şüphesi ile nüfusa kaydını yazmamıştır. Bu nedenle kayıtsız katledilen insanların sayısı mı verilecek yoksa birkaç yüz kişilik bir arşiv mi çıkacak. Hasbel kader nüfus kaydı yapılan ve Dersim Katliamında ölen insanın kütükte düşürülmesi hanesinin karşısına “eceli ile öldü” mü yoksa “Kurşuna dizildi” mi yazıldı.

 

Oysa: 

Gerçek arşiv Dersim halkıdır. Gerçek arşiv yazarların araştırmacıların yaşlılarla yaptığı röportajlardır. (Bu röportaj sahiplerinden biri de sayın Kılıçdaroğlu’dur.)  Gerçek arşiv benim, sensin, odur. Gerçek arşiv dedemin, ninemim ve senin dedenin ninenin anlattıklarıdır. Gerçek arşiv o dönem  orada askerlik yapanların anlattıklarıdır.

 

Başbakandan tutun, muhalefet partilerine kadar bir “arşiv” tutturmuş gidiyorlar. Arşiv açıktadır. Açık arşivleri görelim. Dersimli onlarca yazar vardır. Açın onların araştırmalarını okuyun. Hala ölmemiş onlarca canlı tanık var. Hala binlerce büyüklerinin anlattıklarını aktaracak ikinci kuşak var. Var var var.

 

Erdoğan Kılıçdaroğlu üzerinde siyaset ve rant sağlamaya çalışıyor. Biz bunu biliyoruz. O asla Dersimliyi sevmedi  sevmez de. Herkes bunu biliyor. Sağır ve dilsizler dahi bunu biliyor.  İş böyle diye O katliamı unutalım mı? Geçmişin hataları bir daha tekrarlansın diye üstünü mü örtelim?

 

Hüseyin Aygün arkandayız ve seni destekliyoruz.

  

Seyfi MUXUNDİ

 

 


rssfeed
Email Drucken Favoriten Twitter Facebook Myspace Stumbleupon Digg MR. Wong Technorati aol blogger google reddit YahooWebSzenario
Son Güncelleme: Çarşamba, 23 Kasım 2011 19:22
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

DEMOKRAT HABER