|
Engin olmak pirliğin şiarıdır. Namusudur, arıdır. Gönülbahçem bu mimval üzre tanzim edilmiştir.
Abdal olmanın güzergahı, “sinesi saf olmayanın gönlü saf olmaz” desturu ile Aleviliğin A’sından baş¬layıp Z’sin-den çıkalım dedik.
Bu ilk yazımda, düşümcem odur ki, Aleviliğin yolu ve erkanı, nesi varsa canlara emaneti teslim etmektir. Maksadımız, bu can toprağınsa, birikimlerimiz halkımızındır. İnsanlığındır.
Öyle geçip gitmek yok bu dünyada, neyimiz varsa hepsini bırakıp bir kuş kadar rahat ve hafif gideceğim. Çünkü gelişimiz, üryandır gidişi¬miz de üryan olacaktır. Yolumuz Hak Muhammed Ali yoludur. Bu yolun öncesinde bir çok inançta geldi, gitti. Rivayete göre yüz yetmiş üç bin nebi geldi ve gitti. Nebi sözcüğü Nübüvetten gelir. Nübüvet haber veren demektir. Neyin habericisidir bunlar? İyiliğin, insanlığın, yararına ve ahlakına dair ve yaşamlarını inançta huzura çeken haberlerinin toplamıdır.
MÖ 622’de Mezopotamya’ da ortaya çıkan Zerdüşt inancının, yer tanrısal dinleri, ilk kez gök tanrısal din olarak ve kendini de peygamber olarak ilanı, yerdeki dinleri göğe çıkarmıştır. Mezopotamya’da bunlar olurken, Güney Amerika’da da İnkalar güneşi, ayı, ateşi, suyu ve toprağı kutsal bilmeş ve üstüne üsttelik tıp dünyasında, beyin cerahisinde, kafatası kemiklerin altından dökülmesini sağlamak gibi ileri medeniyetler sergilemiştir.
Bunları söylemekteki amacımız yaşam çizelgesi ortaya koymaktır. Tıpkı iktidarlar gibi. Bir gün doğarlar büyürler yaşarlar ve ölürler. Yerine yeni dinler, yeni iktidara sahip olanlar gelir. Nitekim Mazda inancının tahtına ilkin Davut, sonra Musa, sonra İsa ve daha son¬rada Muhammed otur¬muştur. Bugün Kürdis¬tan’da aynı çoğrafya içinde bu kadar çok inançlı olması bundan başka ne anlama gelebilir ki. Bu ayrıca güzelliktir ve renkliliktir. Mozaik resimdir diyebiliriz.
İşte bu nedenle Kürdistan Aleviliğinin dünü, bugünü de hem Zerdüşt’ten, hem de Ali’den derin izler taşıması yadsınmak yerine, sevinilmesi gereken bir olgudur deyip tartışmalara kanımca nokta¬lamış oluyorum. Ayrıca Aleviliğin hiç bir dine, hiçbir inanca benzememesi de bu zenginliğin ve çağımıza görede demokrasinin de ne denli güçlü olduğunu temel felsefesidir. Kürdistan Aleviliğinde Zerdüşt’e rastlarken hemen yanı başında Da-vut’u, onun yanında Musayı, biraz ötede İsa’yı, hemen el ele ve gönül gönüle Muhammedi ve Ali’yi görmemek saflık olur. İnkar olur. Kürdis¬tan Aleviliğinin tanrısal gücü birinci madde olarak insandır. İkinci madde ise hoşgörü ile bakabilmektir. Amir olan İnsan, kimliğini hiçe saydı mı orada hoşgörüye mekan kalmaz. Karşısında kendini bulursun. Kendin ben olur. Alevilikte ben yoktur. Sen vardır. Senden bana gelinir. Sen diyeceksin ki, kendini bulabilesin. Kendini ancak mekamda bulabilirsin. Mekandan uzaklaştın mı yalnız kalır, ben olursun, ben oludun mu da hiç olursun. Hiçlik sıfatta uzaktır. Madde değildir. Maddeden kopmak haktan koprmaktır. Oysa hak olup insan olmak sen demekle mümkündür. Benlik aleminde hiçsin, senlik aleminde maddesin, madde oldum mu haksın. Bunu bu şekilde kavramadın mı, adın zahiren Alevi, batınen, yani iç dünyada Alevi değilsin. Bu yolda ben olunmaz. Bu yolda sen olunur. İşte o zaman bismişah olunur ki, bununla dört kapıyı hem görebilirsin.
Dört kapı, dört mekandır. Dört mekan onlar emirden, kırk makama taşınır. Gönüle girmeden mekandan uzaklaş-mış ve başka mekanlarda avere gezinip durursun.
Klasik dört kapı sütünde oynamak yolu bozar ve canları incitir. Şeriata, tarikata, marifete, sırı hakikate dokunma yanarsın. Bilimsel olarak tartışmak serbesttir. Örneğin doğu, batı, güney, kuzey yine ilbahar, yaz, sonbahar, kış devam edelim, ağız, göz, burun ve kulak gördüğünüz gibi hepsi dört kapıya çıkıyor. Her tezden insanlşa ve maddeyle ilgilidir. Gerek cihetler, gerek iklimler, gerek yüzdeki organların birlikteliğinde insan varmış oluruz.
Bilimsel alanda tartıştış¬tığımız her konuyu halkla belli bir uslupla ancak tartışa biliriz. Bilim acımasızdır. Bilim zaman zaman gelenek ve göreneklere ters düşebilir. İsterseniz bu ters düşme işini basite indirgeyerek acalım. Nasiyi ve prostat üzerinde çalışma yürüten bir doktorla bunun incelikleri üzerinde sıradan biri nasıl tartışam yürütebilir ki, Aleviliğin sır-ı hakikat kapısı olan dördüncü kapısındaki bugün ki tartışma, yukarda anlatılanlardan farklı bir şey değldir. Düşünün bir kere, bir Alevi sır-ı hakikatın birinci basamağını eşi ile birlikte yaşar. Bu hiç anlatılabilinir mi? Bu nedenle Alevilikte sadece bu değil, varlık aleminin tümü felsefenin en ince detayına kadar konuşul¬masıdır. Musahiplik te üryan, büryan kefene girip, ölmeden, ölmeleri ancak sırrı hakikat erlerinin dördüncü kapıya gelmeleriyle mümkündür. Kefene üryan, büryan giren canlara Pirin “Etin etimde, tenim teninde, kanın kanımda, gelme, gelme, dönme, dönme, gelenin malı, dönenin canı helaldır” demesi hiç sıradan bir insana izah edilebilinir mi? Bu ikrar töreninde insanın nefsine sahipliği, iç temizliği ve gönülde hakkın mihman olmasıyla mümkündür. Benim kadını, tanrı mesabesinde görmem buradan gelmektedir. Çünkü terbiye, cinsel olarak da terbiyeyi kapsar. Gereken nefs olduğuna göre bu hak da ka¬dı¬na karşı tutumunda tecelli eder. Özün çürüklüğü ikrarı yoz eder. İkrar yozlaştı, Alevilik yok olur. Hak ziya olur. Batın iktidar olur ki feleketler gelir, kişiyi bulur. İkrardan dönmek imandan dönmektir. Hakktan dönmektir. Haktan dönmek ise bismişahtan dönmektir.
Bu ilk yazımda şimdilik bu kadar diyorum. Bu ve bundan sonraki yazılarında sizlere Aleviliğin yolu ve erkanını, nesi varsa anlatmaya çalışa¬cağım. Bir dileğimi yenileye¬rek bu yazımı bittirmek istiyorum.
Eleştirilerinize, beni ilerletmenize, geliştirmenize her zaman saygı duyacağım.
Pir Ali Haydar CİLASUN
http://alevinet.com/?p=903
|