|
Alevi Kürtler’in etnik kimligi
üzerine tartisma
"Aslini inkar eden
haramzadedir!"
Martin van Bruinessen
Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalniz Türkçe
kullanan ve hatta çogu Türkçe asiret adlarinasahip olan Kürtçe ve Zazaca konusan
Alevi asiretlerin varligi, birçok yazarin izahat kabilinden hayal gücünü mesgul
etmis bir vakiadir. Hem Türk hem de Kürt milliyetçilerin bu gruplarin muglak
kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmus ve bunlar sikici ayrintilari örtbas
etmeye çalismislardir. Kürtçe ve Zazaca'nin esasen Türk dilleri oldugunu
kanitlamaya yönelik çabalar son bulmamis ve hatta 1980'den sonra güç kazanmistir. 1
Öte yandan, Kürtler Aleviler'in dinindeki Iranî unsurlarin altini çizmisler ve
hatta Alevi Türkler'in bile dinlerini Kürtler'den almis olmalari gerektigini öne
sürmüslerdir.2
Sözü edilen asiretlerin düsüncelerini rahatça ifade edebilen kimi mensuplari,
eski sözel gelenege dayandiklarini iddia ederek, genellikle, açikça siyasal
amaca ulasmak için basvurulan çarelerden esinlenerek kendi yorumlarini
eklemislerdir.3
Asiretler, Kürt milliyetçiligi ve Türkiye Cumhuriyeti hususunda farkli
zamanlarda farkli tavirlar benimsediler. Kürt milliyetçiliginin ve Türkiye
Cumhuriyeti'nin (ve Zaza ve Alevi ulusu gibi daha küçük sözde uluslarin) Alevi
Kürtler'in sadakatlerine dair birbirleriyle çatisan münacatlari, bu cemaatleri
ayirmistir. Çatisma böylece 1994 sonbaharinda Tunceli ve Bingöl'ün batisindaki
Türk askeri harekati ile en yüksek noktasina varmistir.
Alevi Kürtler kimlerdir?
'Alevi Kürtler' terimini, kendilerini Kürt olarak
tanimlayip tanimlamadiklarina bakmaksizin, Zazaca ve Kurmanci konusan tüm
Aleviler için kullanacagim. Bu terimi kullanmam, onlarin 'gerçekte' ya da
'esasen' Kürt ya da baska bir sey olduklari iddiasini tasimaz. Alevi Kürtlerin
merkezi, Dersim'den (Tunceli ili ve ona komsu olan Erzincan'in Kemah ve Tercan
ilçeleri ile Bingöl'ün Kigi ilçesinden) ibarettir. Dersimliler, Bati Dersim'in (Çemisgezek
ve Pertek'in de kismen içinde bulundugu Ovacik ve Hozat'in) (Zazaca konusan)
Seyhhasan asiretleri ile aralarinda hem Zaza hem de Kurmanci dillerini
konusanlarin bulundugu Dogu Dersim (Pülümür, Nazimiye, Mazgirt) asiretleri
arasinda kültürel bir fark görürler.
Bir dizi Alevi yerlesim bölgesi Dersim'den Bingöl,
Kuzey Mus, Varto boyunca Kars'a kadar doguya uzanir. Bu asiretlerin en büyükleri
ve en iyi bilinenleri, Kurmanci konusan Hormek (Xormek, Xiromek) ve Zazaca
konusan Lolan (zikredildikleri sira ile bkz.: Firat 1970, Kocadag 1987) Dersim
kökenli oldugunu iddia ederler ve bu asiretlerin gerçekten halen Dogu Dersim'de
(zikredildikleri sira ile Nazimiye ve Pülümür) yasayan mensuplari vardir.
Daha batida, Sivas'in Zara bölgesi ve çevresinde önemli
bir Alevi Kürt nüfusu ile, Koçgiri asireti ile karsilasiriz. Zaza lehçesinden
çok Kurmanci lehçesi kullanmalarina ragmen, Koçgiri asireti Bati Dersimli
Seyhhasan asireti ile akraba olduklari iddiasindadirlar.4
Dersimli asiretlerin baska
bazi mensuplari, hem Zazaca hem de Kurmanci konusanlar, Sivas'ta diger yerlesim
bölgelerini olustururlar. Dersim Alevileri ile akrabaliklarinin diger bir
belirtisi, aralarinda yasayan ayni soydan seyitlerin (özellikle Kureysliler'in)
varligidir.5
Diger bir dizi yerlesim bölgesi Malatya, (Maras'ta)
Elbistan ve Antep boyunca Suriye ve Adana'ya dek güneye uzanir. En önemlilerinin
adlarindan baska bu asiretler hakkinda çok az sey bilinir. Dersimi'ye göre sözde
tümü Kurmanci konusan bu asiretler de Dersim ile eski bir baglantilari oldugunu
iddia ederler (1952: 59-60). Dinlerinin Dersimliler'in dinleri ile ne ölçüde
uyustugunu ve Yezidi ve Nusayri komsularininki ile nasil bir iliskisi oldugunu
bilmiyoruz. En azindan, bu cemaatlerin bazilarina Dersim'de yerlesik soydan
seyitler hizmet vermistir; ama, aralarinda ayni zamanda baska ocaklar (seyit
soylari) da vardir.6
Amerikali misyoner Trowbridge, gayet iyi
tanidigi Antepli Alevilerin (Kermansah'in batisinda, Kirint'in yakindaki)
Tutsami'nin Ehl-i Hak seyitlerini en yüksek dinsel otorite olarak kabul
ettiklerini söylüyor.7
Yalnizca Dersim ve Koçgiri Alevileri'nin dinleri
hakkinda yüzeysel bilgiden daha fazlasina sahibiz; bu inanç ve pratiklerin diger
Alevi Kürtler'ce ne ölçüde paylasildigini bilmiyoruz.8
Bilgimizin çogu, eski gezginlerin ve misyonerlerin raporlarindan ya da Bumke'nin
yerinde bir sekilde belirttigi gibi, Dersimliler'in "uygulanmayan bir inanç"a
bagli gibi görünmelerinden ötürü "inandiklari" ya da "yaptiklari"na dair
anilardan kaynaklanir (Bumke 1989: 515). Her ne kadar belki küçük bir azinlik
istirak ediyor olsa da, dag mabetlerini ziyaret, kötü sansi engellemek
için esrarli mahallerde ve kutsal yerlerde adak adamak gibi belirli eylemler
hala yasadigindan ötürü bu ifade belki biraz mübalagalidir.9
Bununla birlikte birçok Dersimli için yiyecek
tabularinin ve günese, aya ve atese gösterilmesi gereken hürmetin, sikça
vurgulanan ancak fiiliyatta nadiren yerine getirilen adetler oldugu dogrudur.10
19. ve 20. yüzyil kaynaklarindan ögrendigimiz kadariyla,
Dersim Alevileri'nin inançlari ve fiiliyati, Tahtaci ve Iç Anadolu Alevi
Türkleri'nin inanç ve fiiliyatindan daha "asiri" ve "syncretist" (daha çok Iranî
unsuruna sahip) görünür (bu tabii ki, daha çok, berikilerin inaçlarini daha iyi
gizlemis olduklari ya da tedricen daha çok Islamlastirildiklari gerçegine bagli
olabilir).11
Ruh göçümüne (metempsychosis) inanç daha çok anilir; Ermeni yazar Andranig
(1900), insan ruhlarinin hayvanlarda nasil yeniden dogduguna dair birtakim
sasirtici hikayeler nakleder.12 Dersimliler de, Ehl-i Hak gibi, Ali'de ve
muhtemelen Haci Bektas'ta tezahürden, daha ilimli ancak kesinlikle daha önemsiz
olmayan seyitlerin kutsal varligina kadar, kutsal yeniden vücut bulmanin çesitli
türlerine açikça inanirlar. Hiç de saf olmayan Mark Sykes, Dersim asiretlerinin
ismen Sii olmakla birlikte, kendisine panteist gibi göründügünü yazar.13
Günese ve dogaya tapinma Dersimliler'in hayatinda en az
ayin-i cem ve diger Alevi ritüelleri kadar önemli bir yer tutmusa benziyor.14
Andranig buna gezegenlere, simsege ve yagmura, atese, suya, kayalara, agaçlara
ve digerlerine tapinmayi da ilave eder (1900: 169). Anlatima göre, Dersimliler
her sabah günes isinlarinin degdigi ilk noktada tapinmaya baslarlardi.15
1920'lerde bir geceyi Malatya yakinindaki bir Alevi Kürt köyünde geçiren
Melville Chater, bu sabah tapinmasinin çok az farkli bir tasvirini yapar:
Köylüler günesin dogusundan önce kalktilar ve tarlalarinda çalismaya basladilar.
"Günes yükseldikçe, bütün erkekler, kadinlar ve çocuklar doguya döndü; günesin
önünde egilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük islerine yeniden
devam ettiler." (Chater 1928: 498) Ayni köylüler ayni zamanda (belki sadece
belli gecelerde) aya da taparlar: Geceleyin tüm köylüler, ayin görünmesini
beklemek için, damlara çiktilar. Ay görünür görünmez, "Kürtler, önünde yavasça
baslarini egmek ve yükselen gezegeni derinden selamlamak üzere ayni anda ayaga
kalktilar; daha sonra tas merdivenlerinden indiler ve gecede kayboldular." (Chater
1928: 497) Dersimliler'in günese tapinmasi, özellikle asagida söz edilecek olan
Yezidiler'in benzer adetlerini kuvvetle hatirlatir. Bu ayni zamanda, en azindan
19. yüzyila kadar Mardin ve Diyarbakir bölgelerinde varolduklari bilinen, simdi
nesli tükenmis Semsî (günese tapanlar?) mezhebini de akla
getitir.16
Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel adetleri
Dersimliler'i Alevi Türkler'e yakinlastirir. Gülbank ya danefes'lerinin çogu
Türkçe'dir; ve 1920'den önce de kesinlikle öyleydi. Erzincan valisi olan ve
bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemali'ye göre, hiç Kürtçe gülbank yoktur (Kemali
1992: 154-155); Nuri Dersimi bunu dogrular ve Kureysli ve Bamasor (Baba Mansur)
soylarinin seyitlerinin gülbank'i "Zazaca'nin eski bir biçiminde" okuduklarini
iddia eder (Dersimi: 1952: 24). 1949'da yazan Hasan Tankut Resit, Dersimliler'in
ancak çok yakin zamanda, Aliser ve Seyyid Riza'nin
kiskirtmalari ile, Türkçe nefes'i kendi dillerinden siirlerle ikame etmeye
basladiklarini öne sürer.17
Dersim Alevileri'ni Alevi Türkler'e yakinlastiran bir
diger adet, merkezi Haci Bektas tekkesi ile olan iliskileridir. Burasi Molyneux-Seel
(1914: 66) tarafindan Dersim disindaki en önemli hac merkezi olarak
gösterilmistir.18
Kuramsal olarak, ortak asiretlere rehber ve pir olan Dersimli seyitler, Haci
Bektas'taki çelebi'yi mürsid'leri kabul ederler; ama fiiliyatta diger soylarin
seyitlerini pir ve mürsid olarak benimserler ve Haci Bektas'la çok fazla
ilgileri yoktur. Bununla birlikte Bati Dersim'deki üç küçük seyit soyu, Aguçan,
Dervis Cemal ve Saru Saltik, Haci Bektas'ça tayin edilen halife'nin neslinden
geldiklerini iddia ederler (Dersimi 1952: 27-28; Birdogan 1992:
152-157).
Türk mü, Kürt mü?
Alevi Kürtler komsularinca genellikle Kizilbas olarak
adlandirilirlar. Cuinet'in geç 19. yüzyil nüfus istatistiklerinde de, baska etno-linguistik
ünvanlar kullanilmaksizin ayni adla yer alirlar. Bu ad onlari, tabii ki,
takipçileri çogunlukla Türkmen olan Safaviler'le yakinlastirir. Sümer,
Safaviler'in Kizilbas destekçileri üzerine çalismasinda (1976) sadece iki Kürt
asiret cemaatinden söz eder; ki bunlar görece önemsizdirler: Hinisli ve
Çemisgezekli cemaatleri. 16. yüzyilda bugünkü Tahran'in güneyinde yasayan, daha
sonra Özbek saldirilarina karsi Iran'in kuzeydogu sinirini
korumak üzere Sah Abbas'ca Horasan'a gönderilen büyük bir Çemisgezek
konfederasyonu oldugundan ötürü, ikincilerin çogu Sah'in ardindan Iran'a gitmis
olmalidirlar.
Alevi Kürtler, sadece bu iki asiretten arda kalanlarin
ardillari olamayacak kadar çokturlar. Bu, akla Dersimliler'in nereden geldikleri
sorusunu getirir ve hem resmi tarih ekolüne bagli olanlar hem de liberaler olmak
üzere, birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunlarin
Kürtlestirilmis (ya da Zazalastirilmis) Kizilbas Türk asiretleri oldugudur. Bu
varsayim o kadar mantikli görünür ki, bazi Batili akademisyenlerce de hiç
sorgulanmadan kabul edilmistir (örnegin Mélikoff 1982a: 145). Bununla birlikte,
Safi Kurmanciler ile Zazalar arasinda neredeyse hiç
toplumsal iliski varolmadigi gerçegi gözönünde bulundurulursa, bu asiretlerin
Kürtçe ya da Zazaca'yi kimden ögrenmis olabileceklerini tahayyül etmek güçtür.
Öte yandan Sivas'ta, Kürt ve Zaza Aleviler'in, Türkçe'yi hiç terketmemis olan
Alevi Türkler'le yakin iliskileri vardir.
Osmanli öncesi ve erken Osmanli tarihinde
Heterodoks Kürtler
Kürt asiretlerin (mutlaka Safavi türünün olmasa da)
Alevi dinsel fikirlerinin yayilmasindaki rolüne uzun süre degerinin altinda paha
biçilmis gibi görünmektedir. Irène Beldiceanu-Steinherr'in arsiv arastirmasindan
elde ettigi bilgilere göre, ilk Betasiler göçmen asiret kabileleridir.19
Osmanli metinlerinde (Bektas, Bektaslu, Bektasogullari adlarindaki) bu asiret
gruplarina sayisiz atifta bulunulur; ve bu metinler onlarla Sivas'tan Malatya,
Maras, Antep kavisi ile Halep ve Adana'ya uzanan ve hatta fazladan daha batidaki
mekanlar arasinda iliski kurar. Belki de daha sasirtici olan, bu asiretlerdeki
Kürt unsura yapilan sarih atiftir. Cevdet Türkay onlari Konar-göçer Türkmân
Ekrâdi taifesinden, "göçmen Türkmen Kürtler" olarak tasnif eder.20
Asiretler listesinde sikça yer alan bu terim, karma yapili asiretlere atif yapar
görünmektedir.
Xavier de Planhol'un ilk gözlemcilerinden biri oldugu
üzere, 11. yüzyil ve daha sonrasinda sayisiz Türkmen asiretlerinin Dogu
Anadolu'ya varisi, yogun kültürel degisime ve (Kürtler'in iyi otlaklara dogru
yaptiklari kisa mesafeli düsey göç ile Türkmenler'in yatay gezginligini
birlestiren) yeni bir tür pastoral göçebelige ve farkli kökenlerden küçük
gruplari birlestiren yeni asiret olusumlarina hiz verdi. Karakoyunlu ve
Akkoyunlu devletleri, Kürt klanlari, görünüse göre Türk unsurlu kendi
asiretlerine dahil etmis olmalidir; ve Osmanli döneminde genis bir asiret
konfederasyonu olan Boz Ulus'un Türk unsurlar kadar Kürt unsurlara da sahip
oldugu bilinir. Yüzyillar boyunca izleri sürülebilecek olan bazi asiretler
dillerini Türkçe'den Kürtçe'ye, ya da tam aksi sekilde degistirdiler; bu
asiretlerin mensuplarinin kompozisyonlari da zamanla kaymis olabilir.21
Sözde Bektasi asiretler, daha sonra Alevi Kürtler'le
karsilasacagimiz bölgelerde bulunurlar. Ancak bunlar, simdiki Alevi Kürtler'in
olusumunda yer alan sayisiz Kürt asiret unsurlarindan yalnizca biri olmalidirlar.
Osmanli kaynaklarinda bazi temel Dersimli asiretler adlariyla yer alir. Örnegin
Türkay, Lolan, Dirsimli ve (19. yüzyilda Dersimli asiretlere atifta bulunmak
için kollektif olarak kullanildigini gördügümüz) Dujik/Dusik asiretlerine dair
sayisiz vakiadan söz eder ve hepsini Ekrâd taifesinden olarak siniflandirir;
yalnizca tek bir büyük Dersim asiretinin, Balaban'in, Türk oldugu, Yörükan
taifesinden oldugu söylenir -Balaban asiretinin Zazaca konusmasina ragmen,
bugünkü komsularinin kabul eder göründükleri bir ad.
Türkmen asiretlerin heterodoks fikirlere karsi
giderilmesi olanaksiz bir egilimi varken, Kürt asiretlerin, en azindan Osmanli
Imparatorlugu'na dahil olduklari dönemde (kabaca 1515), sadik Sünniler oldugu
fikri genellikle muhakkak addedilir. Kürtler'in mutaassip Sünniler olduklari
fikrini önde gelen Kürt aileleri ile Sultan Selim ve haleflerinin arasindaki
ittifaki bozan diplomat Idris Bitlisi ortaya atmis olabilir. Idris ve ogullari
Ebü'l-Fazl, Sa´dettin, Hüseyin ve Müneccimbasi gibi onun izindeki diger Osmanli
tarihçilerinin yanisira egemen Kürt ailelerinin tarihçisi Seref Han Bitlisi,
Kürtler'in Safaviler'e karsi Osmanlilar'i tercih etmesinin nedenini onlarin
dinsel inançlarina baglar.22
Sünni ortodokslugun açiklanmasi Sultan'a sadakatin
asikar bir taahhütüydü; bu yüzden, Kürt tarihçilerin Kürtler'in ortodoks oldugu
konusundaki israri, kendilerinin ne oldugunu bildikleri seyden çok, Sultan'in
inanmasini diledikleri seyi yansitiyor olabilir. Hayatinin hatiri sayilir bir
bölümünü Safaviler'in hizmetinde harcayan Seref Han bile, -(Osmanlilar'a açikça
bir siyasal bir tehdit teskil etmeyen) sayisiz Yezidi'den söz etmekte tereddüt
göstermemesine ragmen- Kürtler'in (Sii) heterodoksisinden nefret ettigini
vurgulamistir.
Ileride Yezidiler'e dair birkaç sey söyleyecegim, ama
önce Kürtler arasinda asiri Sii fikirlerin varligina dair bir iki yorum yapmak
isterim. Aslinda bunlarin, sözü geçen Kürt yazarlarin kabul eder
göründüklerinden çok daha yaygin olduguna dair belirtiler vardir. Hem Seref
Han'in, hem de Idris'in memleketi olan Bitlis, kendi payina düstügü oranda
ortodoks olmayan düsünür yetistirmistir. 1450 civarinda Giyathuddin al-Astarabadi'ce
yazilan Hurifi metni Istivaname, serî yükümlülüklerin halihazirda cennete
yasandiklarindan dolayi gerçek müminleri baglamadigini iddia
eden sapkin bir ögretinin kaynagi olarak Dervis Haci `Isa Bidlisi'den söz eder.23
Simav kadisinin oglu Seyh Beddreddin'in fikriyati üzerindeki etkilerin izi de
ayni bölgeye dogru sürülebilir: Bedreddin'in asil mistik hocasi, Bitlis
yakinindaki bir bölgeden gezgin bir alim olan Hüseyin Ahlati'dir.24
Bugünkü Yezidi önderlerinin bazilarinin dinlerini asiri
Ali karsiti bir mezhep olarak sunmalari (hatta emirlerinin ailesine mensup bir
kisinin adi Mu`aviye'dir), Alevi Kürtler'in ve Güney Kürdistan'daki Ehl-i Hak /Kaka'i'lerin
fikir ve fiiliyatlarindaki yakin benzerlikleri görmemize engel olmamalidir.
Bugün soylari tükenmis olan Semsîler'in muhtemelen ziyadesiyle benzer bir
\dördüncü dine sahip olduklarina yukarida deginilmisti.25
Her dinsel grup arasindaki iliski, su ana kadar varsayilandan daha içten
olabilir. Bu yüzyilin ilk yillarinda Anadolu'yu dolasarak
kafataslarini inceleyen Alman antropolog Felix von Luschan, Aleviler'in ve
Yezidiler'in, en azindan bazi komsularinca, bir ve ayni mezhepten olarak
algilandigini farkeder: Bati Kürdistan'da bazi yerlerde aynen Kizilbaslar'a
benzeyen insanlara Yezidi deniyor ve bunlar Kizilbaslikla hiçbir ilgileri
olmadigini iddia ediyorlar; diger yerlerde, Kahta'da Böilam Nehri'nde*
ve yine Diyarbakir yakinlarinda bana söylenenlere göre, Yezidi ve Kizilbas ayni
seyi tanimlamak için kullanilan, biri Arapça digeri Türkçe iki ayri kelime.
Bunun dogru olup olmadigini bilmiyorum; ancak, tahkik edebildigim kadariyla her
iki grubun da itikat ve toplumsal durumlari tamamen benzer. (von Luschan 1911:
231) (Erzincan'in dogusunda) Tercan'da bir köyde söylestigim yasli bir Alevi
Zaza, Yezidiler'le herhangi bir iliskiyi reddetmekle birlikte, Melek Ta'us'un
adini ve beni o zaman etkileyen Yezidi menseli efsaneleri bilir görünüyordu.
Luschan'in Yezidiler'in "tamamen Kizilbaslar gibi" olduguna dair gözlemi,
onlarin üzerindeki kafataslari incelemelerine dayanir. Anadolu'nun tüm sekter
Sii gruplarinin -Likya'nin Tahtaci ve Bektaslari'nin, Iç Anadolu'nun
Kizilbaslari'nin (ve onlari çok andiranYezidiler'in) oldugu kadar, Ansariye'nin
(örnegin Nusayri'nin)- kafataslarina ait indekslerin birbirlerine çok benzer
olduklarini bulmus ve komsulari olan Arap ve Kürt gruplarla aralarindaki farki
göstermek için karsilastirmistir. Kafataslarini inceledigi tüm mezhepler
kisakafalidir (brachycephalic) ve tüm Sünni komsulari da uzunkafali (dolichocephalic).
Von Luschan, sözlerini ilk anilanlarin "dinlerini korumus ve bu yüzden
yabancilarla dis evlilikten sakinmis, böylece eski karakteristik özelliklerini
korumus olan eski homojen bir nüfusun arda kalanlarini" temsil ettigini
söyleyerek bitirir. (von Luschan 1911: 232)
Benligin yer degistiren hayalleri
Alevi Kürt asiretlerin bazi yerel tarihçileri,
özellikle Firat, Risvanoglu ve Kocadag, kendilerini en azindan kismen sözel
gelenege dayandirmaya çalisarak, asiretlerinin Türk kökenlerini siddetle
vurgulamislardir. Eserleri faydali bilgi kirintilari içerir; ancak, bu
asiretlerin resmi Kemalist tarih görüsü uyarinca Türklüklerini 'kanitlama'ya
yönelik siyasal saikli arzulari nedeniyle asiri ihtiyatla kullanilmalidirlar.
Öte yandan Dersimi gibi diger yerel tarihçiler Kürtlüklerini
vurgulamislardir ve yakin zamanlarda Dersim kökenli insanlar arasinda Kürtlükten
farkli bir unsur olarak Zazaliga vurgu yapan bir fikir ekolü vardir (Pamukçu,
Selcan, Dedekurban).
Cumhuriyet döneminden önce bu asiretleri Kürt ya da
Kizilbas'tan baska bir sekilde adlandiran herhangi bir kaynaga rastlamadim.26
Erzurum'daki Rus konsolosu Jaba'nin kullandigi 19. yüzyil ortalarina ait bir
Kürt kaynagi, onlari (merkezî Dersim'de bir dagin adi ve Dersim'in daglik
bölgesinin tümüne verilen bir ad olan Dujik Baba'dan sonra) Dujik Kürtler olarak
adlandirir ve sunu ekler: "Türkler onlari Dujik Kürtler ya da basit Kürtler (Ekrad)
olarak adlandirirlarken, gerçek Kürtler de onlara Kizilbas derler."27
Dersim'i 1866'da ziyaret eden Diyarbakir'daki Britanya konsolosu Taylor,
münhasiran Kizilbaslar'dan (ama özellikle alt gruplar olarak Seyhhasanli ve
Dersimliler'den); bölgeye 1879'da giden Avusturyali görevli Butyka, Dersim
Kürtleri'nden ve daha dar anlamiyla "Seyit Hasanli Kizilbas Kürtleri"nden söz
eder.
Bununla birlikte, bu asiretlerden en azindan
bazilarinin yabanci kökenleri oldugunu ima eder görünen sözel gelenekler vardir.
Taylor'a (1868: 318) halihazirda Seyhhasan asiretinin aslen Horasan'dan oldugu
ve Dersim'e yakin zamanda Malatya yakinindaki Alacadag bölgesinden geldigi
söylenmistir. (Taylor'a göre Dersimliler "aslen pagan bir Ermeni neslin"
ardillaridirlar.) Kürt milliyetçisi Nuri Dersimi de çok daha yaygin oldugunu
gördügü bu gelenege -zerre süphe duymadan- isaret eder. Yalnizca Seyhhasan degil
ama bazi baska Dersim asiretleri (Izoli, Hormek ve Sadi) de, temel seyit soylari
Kureysli ve Bamasoran gibi yüzyillarca önce Horasan'dan gelmis olduklarini iddia
ederler (1952: 24-25). Dersimi bu Horasan kökenini, çogu Kürdün Kürt olduguna
inandigi
popüler Alevi kahramani Horasanli Ebu Müslim ve ikincil olarak Haci Bektas ile
ilintilendirir. Bu, süphesiz, söz konusu gelenegin bu kadar popüler olmasinin ve
seyitlerden onlarin 'müritleri' olan asiretlere yayilmasinin bir nedenidir:
Horasan Aleviler'in anayurdu olarak bilinir. Dersimi bunun yanisira, bu
asiretlerin bölgeye vardiklarinda halen Zazaca konustuklarini, hatta kendi
zamaninda bile sözde seyitlerin Türkçe konusamadiklarini vurgular. Bu az bir
ihtimalle, bu asiretlerin Türk oldugunu iddia ederek teyit için Horasan
baglantisini gösteren resmi Türk tarih tezine üstü kapali bir tepkidir.
(Cumhuriyet döneminden önce insanlarin Horasanlilar'i Türk kökenli saymadiklari
görülmektedir.)
1930'larda, birkaç asiretin kendilerini Mogol
isgalinden önce Dogu Anadolu'ya gelen askerî bir maceraci olan Celaleddin
Harzemsah'in askerlerinin ardillari saydiklari söylenir.28
1930'larin basina ait bir Türk istihbarat
raporu, Pülümür bölgesindeki yasli erkeklerin hala Celaleddin Harzemsah'a dair
efsaneleri hatirladiklarini, Dujik Baba Dagi'nin onun mezari olarak sayildigini
ve bu yüzden ayni zamanda Sultan Baba olarak da bilindigini kaydeder.29
Bunun yasayan bir efsane mi; yoksa yakin zamanda, Horasan temasina tarihsel
olarak mümkün Türk soylari ile aslinda olmayan seyler ilave eden amatör bir
tarihçi tarafindan icat edilen bir sey mi oldugu benim açimdan sarih degildir.30
Her ikisinde de Sünni Müslüman dayanismasina kuvvetli
bir münacaatin yapildigi Birinci Dünya Savasi ve Türkiye'nin Bagimsizlik Savasi,
bir bütün olarak Dersim toplumu üzerinde bir etki yaratmamistir. Ruslar'a ve
Ermeniler'e karsi mücadelede güçlerini Dersimliler'le ikmal etmek isteyen ve
Dersimli Aleviler'in Bektasi köylüler gibi olduguna inanan Jön Türkler,
Dersimliler'i savasa tesvik etmesi için Bektasi Çelebi Celaleddin Efendi'nin
yardimina müracaat ederler. Çelebiye eslik eden Nuri Dersimi'ye göre, bu
çabalar, merkez Bektasi tekkesinin Dersim'de çok az bir etkiye sahip oldugunu
kanitlayacak sekilde neredeyse tamamen basarisiz olmustur (1952:
94-103). Firat (1970) kendi asireti olan Hormek'in, aktif olarak yer aldigini
öne sürer; ancak, kitabinin savunma mahiyetinde olan niteligi bundan bir miktar
süphe duyulmasini hakli kilar.
Bagimsizlik Savasi'na da olsa olsa isteksiz bir katilim
vardir. Baki Öz'ün Dogu Anadolu Alevileri'nin bu erken dönemde Mustafa Kemal'i
Ali'nin ve Haci Bektas'in don degistirmesi olarak kabul ettiklerine dair iddiasi
(1990: 29) muhtemelen bir tarih hatasidir ve daha sonraki bir döneme atifta
bulunur. Bölgenin ilk cumhuriyet valilerinden biri olan ve kitabini savastan
sadece on yil sonra yazan Ali Kemali, daha güvenilir bir kaynaktir ve o sadece
Ankara hükümetine karsi bölücü Kürt isyanlarindan söz eder. Mustafa Kemal'in
kimi önemli asiret reislerini atamaya ve milletvekili yapmaya çalistigi dogrudur.
Ancak Kemalist hareket (Sünni) Müslüman bir hareket
olarak göründügü müddetçe, Dersim'de çok fazla sevk yaratmamis; yeni bir hükümet
olmasi, siradan Dersimli Alevi için onu sadece daha az çekici kilmistir.
Kürt milliyetçiligi bu dönemde Dersim ve Sivas halklari
arasinda belirgin bir takipçi kitlesi bulmustur. Yeni dogan Türkiye'de
kesinlikle milliyetçi Kürt kimligi olan ilk ayaklanma, Dersim'den de bir miktar
yanki bularak, Koçgiriler arasinda zuhur etmistir.31
Kürdistan Te`ali Cemiyeti'ni örgütleyenlerden biri olan Nuri Dersimi, Sivas'ta
sadece Kurmanci ya da Zazaca konusan Aleviler'in degil; ama ayni zamanda -Türk
olarak görülen yeni Ankara hükümetine açikça muhalefet eden- Alevi Türkler'in de
Kürt milliyetçi birligine katildigini ve kendilerini Kürt olarak adlandirmaya
basladiklarini nakleder (Dersimi 1952: 64-65). Bunun bir Kürt isyani oldugu,
(Kürt'e Kürt diyen
son Türk yazarlardan biri olan) Ali Kemali tarafindan da kabul görür. Ama,
Dersimi'nin Alevi Türkler'e dair gözlemleri ve isyanin Sünni Kürtler arasinda
destek bulmamasi göz önünde bulunduruldugunda, bu bir Kürt isyani oldugu kadar
açikça bir Alevi isyanidir da. En karizmatik önder olan Alisêr, yukarida
söylendigi gibi, ayni zamanda yöneliminin laik Kürt milliyetçisi degil, Alevi ve
Kürt oldugunu gösterir bir sekilde, Türkçe yerine Kurmanci dilinde nefes
derlemeye baslar.
Uzun bir çatisma tarihine sahip olduklari Sünni Zazalar
ve Kurmanci konusanlarla çevrilmis olan daha doguda (Bingöl, Mus, Varto) yasayan
Alevi Kürtler, kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler. Geleneksel
düsmanlari, hem milliyetçi hem Sünni Kürt nitelikli Seyh Sait isyaninda yer
aldiklari zaman, bu asiretler, özellikle Hormek ve Lolan, Kürtler'e karsi
çikarak Kemalist hükümetle kaderlerini birlestirdiler (Firat 1970[1945]). Bu
asiretlerin egemen seçkinlerinin bir kismi, en azindan 1930'lardan bu yana kesin
olarak kendilerini Türk olarak tanimladilar; bunun sadece Kürtler'in yoklugunu
iddia eden resmi görüse bir cevap mi oldugu, yoksa eski bir kökene mi dayandigi
henüz bilinememektedir. (Bununla birlikte, Osmanli kaynaklarinda bu asiretler
Kürt
olarak anilirlar.)
Resmi tarih Alevi
Kürtler'i tanimliyor
Kemalizm'in Kürtler hakkindaki görüsü, her zaman içsel
çeliskilerle dolu olmustur. Bir yandan resmi görüs onlarin Türk olduklarini
iddia ederken; öte yandan, Türk olmadiklari için onlara hiçbir zaman
güvenilmemis ve onlari asimile ederek Türk olmayan özelliklerini kaybettirmek
için kasti girisimlerde bulunulmustur. Alevi Kürtler'e karsi tutum çok daha
paradoksal ve tutarsiz olmustur. Alevi olduklarindan ötürü, bir yandan Islam'in
gerçek bir Türk versiyonuna bagli olduklari için ve Kemalistler'in laiklesme
programinin dogal müttefikleri olarak selamlanmislar;
öte yandan, Zazaliklari ve Kürtlükleri onlari yabanci ve güvenilmez kilmistir.
Alevi Kürtler'in dinsel törenlerde kullandiklari dilin Türkçe oldugu gerçegi,
onlarin kolay asimile olacaklarina dair umut verici ihtimaller sunar görünmekle
birlikte, Alevi Kürtler'in devlete muhalefetlerinin tarihi onlari ziyadesiyle
süpheli kilmistir. Nitekim, 1930'larin basinda Jandarma tarafindan Dersim
üzerine hazirlanan bir çalismada su gözlemler yer almistir: [Zaza alevilere
gelince:] Bunlarda mezhep ve adet dili Türkçedir. Ayinlerde istirak edenler
Türkçe konusmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettirki alevi zazalik asirlardan
beri ihmal edildigi halde türklükten pekte uzaklasmamis Dersim alevileri
arasinda cevap istememek sartile Türkçe meram anlatmak mümkündür. Sayani nazar
ve esef olan nokta sudurki 20-30 yasindan yukari yasli her fertle Türk dili ile
mütekabilen anlasmak ve dertlesmek mümkün oldugu halde bunun [... (?)] türk dili
tamamen Zazalasmakta ve hale 10 yasinda küçük çocuklarda ise türk diline
rastlamak imkâni kalmamaktadir. Bu netice Dersim alevi türklerinin de
benliklerini kaybetmeye basladiklarina ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili
ile konusana tesadüf edilemeyecegine delildir. (Jandarma Umum Kumandanligi ty:
38-39) Böylece Alevi Zazalar tedricen Zazalastirilmis, Türk kökenliler
olarak sunulurlar. Bununla birlikte, hemen ardindan gelen paragraf onlari
Türklük'ten ayiranin dilin ötesinde bir sey oldugunu iddia eder: Aleviligin en
kötü ve tefrika deger cebhesi Türklükle aralarinda derin uçurumdur. Bu uçurum
kizilbaslik itikatidir. Kizilbas, Sünni müslimini sevmez, bir kin besler, onun
ezelden düsmanidir. Sünnileri rumi diye anar. Kizilbas ilahi kuvvetin hamili
bulundugunu ve imamlarin sünnilerin elinde iskence ile öldügüne itakat ederler.
Bunun için sünnilere düsmanidir. Bu okadar ileri gitmistirki kizilbas Türk ile
sünni ve Kürt ile kizilbas kelimesini ayni telâkki eder. (Jandarma Umum
Kumandanligi ty: 38-39; vurgular bana ait.) Bu son gözlem, Firat'in iddiasi gibi
daha sonra özür diler mahiyette yazilanlarin tam tersidir: Dersimliler için,
Kürt ile Kizilbas ve Türk ile Sünni özdestir.
Alintilanan rapor, resmi tarihin asli mimarlarindan
biri olan Hasan Resit Tankut'un eserine çok sey borçludur.32
Hasan Resit Tankut, 1920'lerin sonlarindan 1960'lara dek, 'etnopolitika' üzerine
birçok arastirma raporu ve diger etnik gruplarin nasil Türklestirilecegi gibi
siyasa önerileri yazdi. Daha önce yayimlanmamis, büyük ölçüde gizli eserlerinin
bir kismi yakin zamanda Mehmet Bayrak tarafindan yayimlanmistir (1993, 1994).
Yukaridaki alintilar, 1928 yilinda, muhtemelen Tankut tarafindan Birinci Umum
Müfettisi (o dönemin 'olaganüstü hal valisi') Ibrahim Tali'ye sunulan anonim
raporda yer alan görüsleri tekrar eder. Dogu Anadolu'yu çok iyi bilen Tankut,
gizli raporlarinda Kürtler'in Türk olduklarini asla iddia etmedi; ancak,
Aleviler'in dinsel törenlerde Türkçe kullanmalarinin, -Safi Zazalar'a nispeten-
onlari asimile etmeyi kolaylastiracagini yazdi (Bayrak 1993: 510-523; özellikle
515).
Tankut, tümünü Kürt terimi altinda toplamakla birlikte,
bütün yazilarinda Sünniler ile Aleviler, Kürtler ile Zazalar arasinda belirgin
bir ayrim yapti. Hem Safi, hem Alevi Zazalar'a dair bir çalismasinda (1994a),
bunlarin dinlerinin (Tanri için 'Homay' kelimesini kullanmalarinin misal teskil
ettigi) Iranî arkaplanini vurguladi. Aleviler'in inancindaki Zerdüstçü etkileri
açikça benimsemesine ragmen, onlarin kökensel olarak Türk olduklarini ve yeniden
Türk yapilabileceklerini (yapilmalari gerektigini) düsünmüstür. Tavsiyesi, daha
kolay Türklestirilebilmeleri için, (Sünni)
Zazalar'in, Kurmanciler'in ve Dersim Alevileri'nin mümkün oldugu kadar
birbirlerinden ayri tutulmalaridir. 1960 darbesinin safaginda yazilmis bir
siyasa raporunda, Zazalar ile Kurmanciler'in yerlesim bölgeleri arasindaki 50
kilometrelik genis koridora Türkler'i yerlestirerek, aralarina kelimenin tam
anlamiyla bir takoz konmasini önermistir (1994c).
Kendini Zaza, Alevi ve Dersimli olarak
tanimlayan etnik kimlikler
Kürt milliyetçiliginin 1960'larin sonu itibariyle
kitlesel bir hareket ortaya çikisi, birçok Alevi Kürt'ü öncelikli olarak
Kürtlük'lerini öne sürmeye ikna etti. Dersimliler güya bütün Kürt
yapilanmalarinda çok iyi temsil edildiler; gerilla savasina hazirlandigina ve
1971'de Irak'ta gizemli bir sekilde öldürüldügüne inanilan karizmatik solcu
milliyetçi önder Dr. Sivan (Sait Kirmizitoprak), sadece bir Dersimli degildi;
ayni zamanda Hormek asiretine mensuptu ki, ayni asirete mensup olan M. S. Firat
Türk olduklari konusunda israr etmistir. Birçok genç Alevi Kürt'ün
(TIKKO/TKP-ML'nin en etkilisi oldugu) özgül olarak Kürt olmayan sol örgütlerde
etkin olarak yer almayi tercih ettikleri dogrudur; ancak Kürtlüklerinden asla
süphe etmemislerdir. Kuskusuz, en azindan kismen Kürt ve solcu partilerin
altyapilarindaki tahribatin ve yeniden yapilanmadaki sorunlu sürecin bir sonucu
olarak, bu durum 1980'lerde degismeye basladi.
Türkiye'de yeni ortaya çikan Zaza ve Alevi
milliyetçilikleri, Kürt milliyetçiliginin gelismesiyle diyalektik bir iliskinin
parçasidir. Büyük sehirlerde modern bir Kürt bilinçliligine ivme kazandiran
sehirlesme ve göç süreci, ayni zamanda Alevi köylüleri de (Türkçe konusanlar
gibi, Kürtçe ve Zazaca konusanlari da) bölgenin Sünni kasabalarina getirmis ve
kisitli kaynaklar için Sünni komsulariyla dogrudan mücadele etme durumunda
birakmistir. 1970'lerin siyasal kutuplasmasi, sagci ve solcu radikallerin bu
cemaatleri ikmal bölgeleri olarak seçerek, karsilikli seytanlastirmaya katkida
bulunmalariyla ("fasist" Sünnilere karsi "komünist" Aleviler) Sünni-Alevi
ziddiyetini siddetlendirdi. Bir dizi kanli Sünni-Alevi çatismasinin, ki belki
Alevi karsiti katliamlar olarak adlandirmak daha dogru olur, ortak bir Alevi
bilinçliligini güçlendirmede etkisi büyük oldu.33
Bu çatismalarin yer aldigi bölgede, Kürt ya da Türk olmak çok da önemli degildi;
kisinin asli kimligi dinsel olandi. Bu ayrismanin iki her tarafinda da -Pan-Türkçü
Milliyetçi
Hareket Partisi'ni destekleyen Kürtler'in ve Kürt olduklarini iddia eden Türkçe
konusan genç Aleviler'in durumunda oldugu gibi sasirtici bir olguya ivme
kazandiran- hem Türkler hem Kürtler vardi.
1980'ler Aleviligin, Bati Avrupa'daki Türk ve Alevi
göçmen cemaatler arasinda gerçek bir kültürel ve dinsel yeniden dogusuna
taniklik etti. Farkli egilimlerden eylemciler, -solcular, Sünni Müslümanlar,
fasistler, Kürt milliyetçileri- daha önceden bu cemaatleri örgütleme
girisimlerinde bulunmuslardi, ancak Türkiye'deki 1980 askeri darbesi gerçek bir
dönümü simgeler. Öngörülemeyen sayida tecrübeli örgütçü, siginmaci olarak Bati
Avrupa'ya geldi. Bunlar arasinda en basarili olanlar, radikal Sünni Müslümanlar
ve daha sonra içlerinden PKK'nin tedricen baskin hale gelecegi Kürt
milliyetçileriydi. Bu arada Türkiye'deki rejim, belli basli cami
federasyonlarini alarak ve
Sünni Islam'in "Türk-Islam sentezi" olarak bilinen asiri muhafazakar ve
milliyetçi kanadini destekleyerek göçmen cemaatler üzerinde yeniden denetim
saglama çabasina girdi.
Uzun zaman kimliklerini gizli tutmalarinin ve hatta
dinsel aidiyetlerini gizlemelerinin ardindan, Aleviler'in de örgütlenmeye
baslamalari, muhtemelen Almanya'da artan dinsel Sünni etkinliklerine bir tepki
ve kismen de bir özentidir. Ilk defa büyük Alevi dinsel törenleri kamuya açik
olarak düzenlendi (Cumhuriyetçi Türkiye'de bu törenler resmi olarak
yasaklanmisti ve olsa olsa yari gizli düzenleniyordu). Alevi örgütleri kuruldu
ve bu örgütler, daha önceleri çesitli solcu ve Kürt yapilanmalarda ön planda yer
alan birçok genç Alevi'yi çekti. Küçük solcu örgütlenmelerden birkaçinin
mensuplari tamamen Alevi'ydi; bu tarihten sonra bunlar da Marksist-Leninist
kimliklerinin yanisira Alevi kimliklerini vurgulamaya ve Alevistan'dan kendi
yurtlari olarak söz edecek kadar, Aleviler'in bir tür ulus oldugunu düsünmeye
meylettiler.34
Disaridaki bu faaliyetler, tedrici siyasal liberallesmenin, dinsel ve toplumsal
Alevi örgütlerinin kurulusunu mümkün kildigi Türkiye'de de Alevi uyanisini
harekete geçirdi.
Türk hükümeti 1980'lerin sonunda, Aleviler'e
yatistirici jestlerde bulunmaya baslayarak, cemaatin devletten yabancilasmasini
nötralize etmeye ve radikal Kürt hareketi PKK'nin Kürt (ve Zaza) Aleviler
arasinda daha fazla destek kazanmasini önlemeye yönelik geçirgen bir çaba ile
onlara, kesin bir biçimsel taninma sundu. Aslinda, PKK'nin kurulusunu
gerçeklestirmekte büyük zorluklarda karsilastigi ve her zaman diger siyasal
radikal hareketlere yarismak zorunda kaldigi bölge, büyük ölçüde Zazaca
konusanlarin ve Aleviler'in bulundugu Dersim'di (simdiki Tunceli ili ve komsu
bölgeleri). Dersim halki, en azindan 1960'lardan beri, her zaman Kürt
milliyetçiliginden ziyade
solcu radikalizme meyilli olmustu. Baslangiçta militan bir sekilde din karsiti
olan PKK, 1980'lerin ortalarinda, Sünni bölgelerde daha çok halk destegi bulmaya
yönelik basarili bir girisimle, gittikçe Sünni Islam'a karsi uzlasmaci bir tavir
benimsedi. Bu asikar bir sekilde, PKK'nin Aleviler arasindaki popülerligine bir
katkida bulunmadigi gibi muhtemelen Alevi öznelligini güçlendirdi.
PKK'ye göre, tüm Alevi uyanisi, Kürtler arasina
ayrimcilik ekmek için dogrudan devletçe yönetiliyordu ve buna ön ayak olanlarin
tümü ajandi. Bu ayni zamanda, Aleviler'in PKK'den sogumalarina yol açacak
sekilde, partinin kendi saflarindaki Aleviler'den kuskulanmasina ve onlarin
tasfiyesine yol açti. Dinsel boyutunun gittikçe daha fazla farkina vararak, asli
bir kimlik olarak Alevilige yeniden yapilan vurgu, büyük ölçüde Sünni
köktenciligine ve kapsayici Kürt milliyetçiligine karsi bir tepkidir.
Her ne kadar bazen baska etnik sadakatler altinda
örtülü olsa da, her zaman müstakil bir Alevi bilinçliligi olagelmistir. Bununla
birlikte, su anki Zaza milliyetçiligi tamamen yeni bir seydir; ve buna
kendilerini Kürt olarak tanimlayan sayisiz Zazaca konusan insan tarafindan
siddetle karsi çikilmaktadir. Zaza milliyetçiliginin ortaya çikis kosullari
için, (olanlarin tümünü Türk istihbarat servislerinin isi olarak gören popüler
komplo kuramina inanmadikça) Türkiye'den ziyade, yeniden Bati Avrupa'daki göçmen
cemaatlere bakmamiz gerekecek.
Türkçe disinda tüm yerel dillerin yasaklandigi
Türkiye'de, kisinin kökensel olarak Kurmanci ya da Zazaca konusmasi önemli
görünmemistir. Buna karsilik Avrupa'da, Kürt eylemcilerin göçmen Kürt isçilerini
harekete geçirebilmek için bulunduklari girisimlerden biri, Türkiye'den göçmen
olarak gelen herkesin ana dilinin Türkçe olmadiginin resmen taninmasi ve
Kürtçe'nin okullarda egitim için ana dillerden biri sayilmasi için, ana dilde
egitimdir. Bu, Zazaca konusanlari kaba bir ikilemle karsi karsiya birakmistir:
Onlar da çocuklarina Alman okullarinda "ana dil" olarak Türkçe yerine Kurmanci
ögretilmesini talep etmeli midirler? Bazilari, kendi bölgelerinde kendilerinden
önceki kusaklar her zaman Kurmanci'yi lingua franca olarak ögrenmis olduklari
için bunu talep ettiler; ancak belirgin bir huzursuzluk baki kaldi. Bu, Zazaca
konusanlarla Kurmanci konusanlarin çikarlarinin açikça özdes olmadigi bir
meseleydi.
Çatisma tohumlari içeren benzeri bir diger mesele,
Türkiye'de ve özellikle Avrupa'da sürgünde basilan Kürt gazetelerinde
kullanilacak dildi. 1960 ve 1970'ler boyunca birkaç gazete yayimlandi ve birçogu,
en fazla bir Kürtçe siire yer vererek tamamen Türkçe yayimlanmis gazetelerdi.35
Türkçe'ye hiç yer vermeyen ilk dergi Izmir'de yayimlanan, kisa ömürlü olmus
kültür dergisi Tirêj'dir. Bu ayni zamanda, küçük bir Zazaca bölümü olan ilk
önemli modern Kürt dergisidir.36
1980 askeri darbesinin ardindan, Türkiye'de Kürtçe yayimcilik faaliyetleri artik
mümkün olmamis; ancak yazarlar ve gazeteciler Avrupa'da sürgünde, özellikle
Isveç'te faaliyetlerine devam etmislerdir. Burada Kurmanci edebiyatinda gerçek
bir uyanis yasanmistir. Çocuk kitaplari, halk masallari derlemeleri, ilk
romanlar basilmis ve her türden birçok gazete yayimlanmistir.
Iran devrimi ve Irak-Iran savasi da Kürdistan'in diger
bölgelerinden çok sayida entellektüeli göçmen olarak Avrupa'ya getirmistir.
Yirminci yüzyilin basindan beri ilk defa, önemli ölçüde ortak Kürt kültürel
faaliyetleri gerçeklesmistir. Paris'te, önemli bir kütüphaneye ve yayimlanan
degisik dergilere sahip ilk önemli Kürt enstitüsü olan Kürt Enstitüsü
kurulmustur. Ortak bir standart dile dair eski rüya yeniden su yüzüne çikmis;
ancak ne Kurmanci ne de Sorani konusanlar ötekine imtiyaz tanimadiklarindan,
Kürdistan'in tüm kesimlerinden okuyuculari hedef alan dergiler, hem Kurmanci hem
de Sorani dillerinde bölümlere yer vermislerdir. Kürt Enstitüsü'nce yayimlanan
edebiyat dergisi daha sonra üçüncü Kürt dili olarak Zazaca bir bölüm yayimlamaya
karar vermistir. 37
Bu, siyasal nedenlerden ötürü dilsel ayrimciliga siddetle muhalefet eden belli
milliyetçi entellektüel
çevrelerde sert olumsuz tepkilere yol açmistir. Bunlarin bir kismi, sentetik bir
birlesik Kürt dili için çalismis; digerleri iki yazili Kürt diline tahammül
edebileceklerini düsünmüsler; ancak daha önce neredeyse hiç yazili gelenege
sahip olmayan Zazaca'yi bir diger yazili dil olarak gelistirmenin Kürt ulusu
arasina ayrilik tohumlari ekmek olacagina karar vermislerdir.
Yazili Zazaca'nin gelistirilmesi ya da yasaklanmasina
dair tartisma, sürgündeki Zaza entellektüellerinin küçük çevresinde, fikir
ayriliklarina yol açan büyük bir etki yaratti. 1980'lerin sonunda ilk Zaza
dergisi yayimlandi ve kesinlikle Kürtçe degildi. Dergide Zazaca, Türkçe,
Ingilizce makaleler vardi; ama Kürtçe yoktu. Zazalar'dan, kimlikleri uzun
zamandan beri sadece Türk devletince degil, Kürtler'ce de reddedilen ayri bir
halk olarak söz ediyor; ve cografi bir ad olarak Kürdistan terimini reddettigini
belirterek, Zazalar'in eski yurdu için Zazaistan
kelimesini icat ediyordu.38
Derginin ilk basta çok küçük bir okuyucu çevresi oldu; ama kizgin Kürt tepkileri
her seye ragmen derginin söyledigi bir söz oldugunu gösterdi ve tedricen artan
sayida Zaza derginin görüslerini benimsedi. Halen örgütlü bir milliyetçi Zaza
hareketi görünmemektedir; ama, hepsi Zazalar'in Kürtler'den farkli olduklarini
iddia eden, Avrupa'da yayimlanan iki yeni dergi ve Türkiye'de yakin zamanda
çikan bir dizi kitapçik ile yayimcilik faaliyetleri giderek artmaktadir.39
Tartisma hala gelgit halindedir ve tartismada taraf
olanlar görüslerini gözden geçirmeyi sürdürüyorlar. Sürgündeki Zaza Alevi
eylemcilerinin önde gelenlerinden Seyfi Cengiz, yeni siyasal ve kültürel dergisi
Desmala Sure'nin ilk sayisinin giris makalesinde, milliyetçi Zaza-Alevi bir
durusa nasil ulastigini yazdi. Dergi, 'Dersim Komünist Hareketi'ni ya da (Zazaca)
'Kirmanc Komünist Hareketi'ni -Kirmanc Dersim'deki Zazalar'in kendi dillerinde
kendilerini tanimladiklari kelimedir- temsil ettigi iddiasindadir. Cengiz
sunlari söyler: "Bir ara Dersim isyanlarinin
'ulusal' olmadiklarini söylemistim; fakat bu görüsü çoktan biraktim. Dersim
isyanlarini 'Zaza Hareketleri' olarak tanimistim bir yazimda. Simdi bu noktada
bir düzeltme yapmam gerekiyor: Dersim isyanlari Kirmanc-Alevi isyanlaridir.
Koçgiri isyanini da Dersim isyanlari arasinda düsünüyorum. Koçgiri, Bati
Dersim'in bir parçasidir. Seyh Sait isyanina ulusal bir isyan diyorum simdi.
Seyh Sait isyaninin bir Zaza isyani oldugunu söylemistim 1987'de. Bu görüsümü
koruyorum." Tüm bu ayrimciliga karsi PKK, kisinin asla [Kürt] kimligini
unutmamasi gerektigi uyarisi ile (adini Aleviler'e yönelik olarak belirledigi)
Zülfikar sancagini kaldirdi. Alevi köylülerle, özellikle Kürtçe ve Zazaca
konusanlarla, gene Aleviligin devlet tarafindan hükmedilen türü olarak görülen
Bektasilik arasindaki iliskilere son vermek üzere bir girisim baslatti.
Çeviren: Özgür Gökmen
Kaynaklar
Andranig 1900: Tersim. Tiflis.
Andreasyan, Hrand D. 1964: Polonyali Simeon'un
Seyahatnamesi 1608-1619. Istanbul: IÜ Edebiyat
Fakültesi Yayinlari.
Anon 1994: "Birinci Umumi Müfettisligin istegiyle
hazirlanan Dersim yöresi asiret yerlesim listesi", Mehmet Bayrak (der.), Açik-gizli/resmi-gayriresmi
kürdoloji belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 271-294.
Anon 1995: Forced evictions and destruction of villages
in Dersim (Tunceli) and the western part of Bingöl, Turkish Kurdistan, September-November
1994. Amsterdam: SNK.
Asatrian, G. S. & Gevorgian, N. Kh. 1988: "Zaza
miscellany: Notes on some religious customs and
institutions", A green leaf. Papers in honour of Proffesor Jes P. Asmussen [=Acta
Iranica, XII] . Leiden: Brill. ss. 499-508.
Avci, A. Haydar 1993: "Devlet ve Alevilik", Berhem,
6-7, ss. 19-30.
Babinger, Franz 1921: "Schejch Bedr ed-Din, der Sohn
des Richters von Simav", Der Islam, 11, ss. 1-106.
Barnum, Rev. H. N. 1890: "The Kuzzel-bash Koords",
Missonary Herald, 1890, ss. 343-346.
Basbug, Hayri 1984a: Iki Türk boyu Zaza ve Kurmancalar.
Ankara: Türk Kültürünü Arastirma Enstitüsü.
Basbug, Hayri 1984b: Göktürk-Uygur Zaza Kurmanç
lehçeleri üzerine bir arastirma. Ankara: Türk Kültürünü Arastirma Enstitüsü.
Bayrak, Mehmet (der.) 1993: Kürtler ve
ulusal-demokratik mücadeleleri. Gizli belgeler - arastirmalar - notlar. Ankara:
Öz-Ge.
Bayrak, Mehmet 1994: Açik-gizli / resmi-gayriresmi
kürdoloji belgeleri. Ankara: Öz-Ge.
Bender, Cemsid 1991a: Kürt tarihi ve uygarligi.
Istanbul: Kaynak yayinlari.
Bender, Cemsid 1991b: Kürt uygarliginda Alevilik.
Istanbul: Kaynak Yayinlari.
Berhem Redaksiyonu 1992: "Bazi olumsuz propaganda,
elestiri ve yakistirmalar üzerine", Berhem, 3 (Eylül), ss. 6-11.
Besikçi, Ismail 1990: Tunceli kanunu (1935) ve Dersim
jenosidi. Istanbul: Belge Yayinlari.
Birdogan, Nejat 1992: Anadolu ve Balkanlarda Alevi
yerlesmesi: ocaklar - dedeler - soyagaçlari. Istanbul: Alev Yayinlari.
Blau, O. 1862: "Nahrichten über kurdiche Stämme - III:
Mittheilungen über die Dusik-Kurden", ZDMG, 16, ss. 621-627.
Brant, J. 1836: "Journey through a part of Armenia and
Asia Minor 1835", Journal of the Royal Geographic Society, 6.
Bruinessen, Martin van 1989: "The ethnic identity of
the Kurds", Peter A. Andrews, Ethnic groups in the Republic of Turkey içinde.
Wiesbaden: Dr. Ludwig Reichert, ss. 613-621.
Bruinessen, Martin van 1992: "Kurdish society,
ethnicity, nationalism and refugee problems", Philip G. Kreyenbroek & Stephen
Sperl (der.), The Kurds: A contemporary overview içinde. London: Routlegde. ss.
33-67.
Bruinessen, Martin van 1994a: "Genocide in Kurdistan?:
The supression of the Dersim rebellion in Turkey (1937-38) and the chemical war
against the Iraqi Kurds (1988)", George J. Andreopoulos (der.), Genocide:
Conceptual and historical dimensions içinde. University of Pennsylvania Press.
ss 141-170.
Bruinessen, Martin van 1994b: "Nationalisme kurde et
ethnicitiés inta-kurdes", Peuples Méditerranéens, 68-69, ss. 11-37.
Bruinessen, Martin van (hazirlaniyor): "Satan's
psalmists: Some heterodox beliefs and practices among the Ahl-e Haqq of the
Guran District".
Bulut, Faik (der.) 1991: Belgelerle Dersim raporlari.
Istanbul: Yön Yayincilik.
Bumke, Peter 1979: "Kizilbas-Kurden in Dersim (Tunceli-Türkei).
Marginalität und Häressie", Anthropos, 74, ss. 530-548.
Bumke, Peter 1989: "The Kurdish Alevis - boundaries and
perceptions", Peter A. Andrews, Ethnic groups in the Rebublic of Turkey içinde.
Weisbaden: Dr. Ludwig Reichert. ss. 510-518.
Butyka, Desiderus 1892: "Das ehemalige Vilajet
Derssim", Mittheilungen der Kaiserlich-Königlichen Geographischen Gesellschaft,
35, ss. 99-126, 194-210.
Cahen, Claude 1968: Pre-Ottoman Turkey. London: Sigwick
& Johnson.
Campanile, Giuseppe 1818: Storia della regione de
Kurdistan e delle sette ivi esistenti. Napoli: Fratelli Fernandes.
Chater, Melville 1928: "The Kizilbash clans of
Kurdistan", National Geographic Magazine, 54.
Dedekurban, Ali Haydar 1994: Zaza halk inançlarinda
"kült"ler. Ankara: Zaza Kültürü Yayinlari.
Dersimi, M. Nuri 1952: Kürdistan tarihinde Dersim.
Halep: Ani Matbaasi.
Dersimi, M. Nuri 1992: Dersim ve Kürt Milli
Mücadelesine dair hatiratim, sadelestirerek, notlayarak ve resimleyerek yayina
hazirlayan Mehmet Bayrak. Ankara: Öz-Ge Yayinlari.
Düzgün, Mustafa 1988a: "Torey ve adete Dersimi", Berhem,
1, ss. 34-40.
Düzgün, Mustafa 1988b: "Torey ve adete Dersimi", Berhem,
2, ss. 18-27.
Düzgün, Mustafa 1993: "Sivas katliami ve Alevi sorunu",
Berhem, 6-7, ss. 7-18.
Düzgün, Mustafa & Comerd, Munzir & Tornecengi Hawar
1992: Dêrsim de diwayi, qesêpi-kalikan, erf u mecazi, çibenoki, xeletnayêni [Dersim'de
dualar, atasözleri, mecazlar, bilmeceler, sasirtmacalar]. Ankara: Çapxane
Berheme.
Feber, Oda & Grässlin, Doris 1988: Die Herrenlosen:
Leben in einem kurdischen Dorf. Bremen: edition CON.
Firat, M. Serif 1970: Dogu illeri ve Varto tarihi, 3.
baski. Ankara: Kardes Matbaasi.
Izady, Mehrdad R. 1992: The Kurds: A concise handbook.
Washington: Taylor & Francisç.
Jaba, Alexander 1860: Recueil de notices et récits
kourdes. St. Petersbourg.
Jandarma Umum Kumandanligi (tarih yok):[c. 1935] Dersim
[Gizli ve zata mahsustur]. Ankara: T.C. Dahiliye Vekaleti Jandarma Umum
Kumandanligi.
Kemali, Ali 1932: Erzincan tarihi: tarihî, cografî,
içtimaî, etnografî, idarî, ihsaî tetkikat tecrübesi. Istanbul: Resimli Ay
Matbaasi.
Kemali, Ali 1992: Erzincan: tarihi, cografi, toplumsal,
etnografi, idari, ihsal, inceleme arastirma tecrübesi. Istanbul: Kaynak
Yayinlari.
Kieser, Hans-Lukas 1993: Les Kurdes alévies face au
nationalisme turc kémaliste. L'alévité du Dersim et son role dans le premier
soulévement kurde contre Mustafa Kemal (Koçgiri, 1919-1921). Amsterdam: MERA [Occasional
Paper no.18].
Kieser, Hans-Lukas 1994: "L'Alévisme kurde", Peuples
Méditerranéens, 68-69, ss. 57-76.
Kocadag, Burhan 1987: Lolan oymagi ve yakin çevre
tarihi. Yalova: Kendi yayini.
Komal 1975: Koçgiri halk hareketi 1919-1921. Ankara:
Komal.
Luschan, Felix von 1891: "Die Tachtadschy und andere
Überreste der alten Bevölkerung Lykiens", Archiv für Anthropologie, XIX, ss.
31-53.
Luschan, Felix von 1911: "The early inhabitants of
Western Asia", Journal of the Royal Anthropological Institute, 41, ss.221-224.
Malmisanij 1988: "Dimilli ve Kurmanci lehçelerinin
köylere göre dagilimi", Berhem, 2 (Gulan 1988); 3 (Ilon 1988), ss. 2: 8-17, 3:
62-67, 4: 53-56.
Mélikof, Iréne 1982a: L'Islam hétérodoxe en Anotolie",
Turcica, XIV, ss. 142-154.
Mélikof, Iréne 1982b: "Recherches sur les composantes
du syncrétisme Bektachi-Alevi", Studia turcologica memoriae Alexii Bombaci
dicata içinde. Napoli: Istituto Universitario Orientale. ss. 379-395.
Molyneux-Seel, L.1914: "Journey into Dersim",
Geographical Journal, 44, ss. 49-68.
Niebuhr, Carsten 1780: Reize naar Arabië en andere
omliggende landen. deel 2. Amsterdam/Utrech [= Reisebeschreibung nach Arabien
und andern umliegenden Ländern, vol. 3. Copenhagen 1774-78].
Öz, Baki 1990: Kurtulus savasinda Alevi-Bektasiler.
Istanbul: Can Yayinlari.
Özkan, Halis 1992: Völker und Kulturen in Ostanatolien.
Beiträge zur Geschichte und Ethnographie des Dorfes Muhundu in Ostanatolien,
Regierungsbezirk Tunceli (ehemals Dersim). Wuppertal: Deimling Wissenschaftliche
Monographien. [=Diss. Fernuniv. Hagen, 1991]
Öztürk, Hidir 1984: Tarihimizde Tunceli ve Ermeni
mezalimi. Ankara: Türk Kültürünü Arastirma Enstitüsü.
Öztürk, S. 1972: Tunceli'de Alevilik. I.Ü. Ed. Fak.
Sosyoloji Bölümü mezuniyet tezi.
Pamukçu, Ebubekir 1992: Dersim Zaza ayaklanmasinin
tarihsel kökenleri. Istanbul: Yön Yayincilik.
Riggs, Rev. Henry H. 1911: "The religion of Dersim
Kurds", Missionary Review of the World (New York), 24, ss. 734-744.
Risvanoglu, Mahmut 1975: Dogu asiretleri ve
emperyalizm. Istanbul: Türk Kültür Yayini.
Risvanoglu, Mahmut 1994: Saklanan gerçek: Kurmançlar ve
Zazalar'in kimligi, 2. cilt. Ankara: Tanmak.
Ritter, Hellmut 1954: "Studien zur geschichte der
islamischen frommigkeit. II. Die anfänge der Hurufisekte", Oriens, 7, ss.
1-54.
Rotkopf, Paul 1978: "Beobachtungen und Bemerkungen über
eine kurdische Bevölkerungsgruppe", Jürgen Roth (der.) Geographie der
Unterdrückten içinde. Reinbek bei Hamburg: Rowolth. ss. 118-139.
Selcan, Zilfi 1994: Zaza milli meselesi hakkinda.
Ankara: Zaza Kültürü Yayinlari.
Sevgen, Nazmi 1950: "Yasayislari simdiye kadar gizli
kalmis bir asiret: Zazalar", Tarih Dünyasi, 10-13, ss.410-413, 439, 465-468,
482, 510-515 ,565-570.
Sevgen, Nazmi 1951: "Efsaneden hakikate", Tarih Dünyasi,
21, ss. 882-886.
Sevgen, Nazmi 1968: "Kürtler III", Belgelerle Türk
Tarihi Dergisi, 7, ss. 57-61.
Sümer, Faruk 1976: Safevi devletinin kurulusu ve
gelismesinde Anadolu Türklerinin rolü. Ankara: Selçuklu Tarih ve Medeniyet
Enstitüsü.
Sykes, Mark 1908: "The Kurdish tribes of the Ottoman
Empire", Journal of Royal Anthropological Institute, 38, ss. 451-486.
Sykes, Mark 1915: The Caliph's last heritage. A short
history of the Turkish Empire. London: Macmillan and Co.
Sahhüseyinoglu, Halil Nedim 1991: Malatya Baliyan
asireti. Malatya: ABC Kitabevi.
Tankut, Hasan Resit 1994a [1937] "Zazalar hakkinda
sosyolojik tetkikler", Mehmet Bayrak (der.) Açik-gizli / resmi-gayriresmi
kürdoloji belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 409-490.
Tankut, Hasan Resit 1994b [1949] "Cumhuriyet Halk
Partisi'ne 'Aleviler' konusunda verilen rapor (1949)", Mehmet Bayrak (der.) Açik-gizli
/ resmi-gayriresmi kürdoloji belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 295-299.
Tankut, Hasan Resit 1994c [1961] "Dogu ve Güneydogu
bölgesi üzerine etno-politik bir inceleme", Mehmet Bayrak (der.) Açik-gizli/
resmi-gayriresmi kürdoloji belgeleri içinde. Ankara:Öz-Ge. ss.218-232.
Taylor, J. G. 1868: "Journal of a tour in Armenia,
Kurdistan and Upper Mesopotamia, with notes on researches in the Deyrsim Dagh,
in 1866", Journal of the Royal Geographic Society, 38, ss. 281-361.
Trowbridge, Stephen van Rensselaer 1909: "the Alevies
or Deifiers of Ali", Harvard Teological Review, 2, ss. 340-353.
Türkay, Cevdet 1979: Basbakanlik Arsivi belgelerine
göre Osmanli Imparatorlugu'nda oymak, asiret ve cemaatler. Istanbul: Tercüman.
Yavuz, Edip 1968: Tarih boyunca Türk kavimleri. Ankara:Kurtulus
Matbaasi.
Yörükan, Yusuf Ziya 1994: "Bir ilahiyatçi profesörün
anlatimiyla geçmisten günümüze 'Alevilik'", Mehmet Bayrak (der.) Açik-gizli/
resmi-gayriresmi kürdoloji belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 300-310.
Notlar
1
Ankara'daki yari-resmi Türk Kültürünü Arastirma Enstitüsü bu ve benzeri
konularda bir dizi kitap yayimlamistir.
2 Örnegin
Cemsid Bender'in kitap ve makalelerine, özellikle Bender 1992b'ye bakiniz.
3 Örnegin,
Dersimi 1952; Firat 1970 [1946]; Kocadag 1987; Pamukçu 1992; Selcan 1994.
4 Bkz.:
Dersimi 1952, ss. 61-62. Tankut, genelde konuya vakif olmasina ragmen, belki de
Bati Dersim'le olan bu iliskilerinden ötürü Koçgiri asiretinin Zazaca
konustugunu söyler (1994a: 415). Sykes, Koçgiri asiretinin dilinin 'görünüste
Kürtçe'nin bir lehçesi oldugunu ancak Zazalar ya da Baba Kürtleri, ya da
Diyarbakir Kermancilerince zorlukla anlasilabildigini' vurgular (1908: 479).
5 Belki
de Dersim Alevileri'nin en önemli seyit soyu olan Kureysliler, en çok nüfusa
Mazgirt ve Nazimiye'de sahiptirler. Ama Kigi'da, Hinis ve Varto'da, Pülümür'de
ve Sivas'da da mensuplari vardir (Jandarma Umum Kumandanligi, ty: 33).
6
Güneybati Malatya'daki Baliyan asireti, Aguçan soyundan gelen bir seyit olan
Hüseyin Dogan Dede'yi (ölümü 1983) mürsid-i kamil saydi; ama ayni zamanda
Kalender gibi yerel soylardan da dedeleri vardi (Sahhüseyinoglu 1991: 83-88).
Aguçan, bölgede Haci Bektas'in bir kavme adini veren halifelerinden birinin
ardillari olarak taninan küçük Dersim soylarindan bir tanesidir.
7
"[Alevi] dininin Cografi Merkezi Iran'daki Kermansah eyaletinin Kirind
kasabasidir. Ali'nin erkek ardillarinin dördü simdi Kirind'da yasamaktadir.
Bunlar, Seyyid Barake, Seyyid Rüstem, Seyyid Essed Ullah, Seyyid Farraj
Ullah'tir. (...) Bunlar Anadolu'ya ve Kuzey Suriye'ye ibadet ve takipçilerinin
ahlaki egitimleri için temsilciler gönderirler." (Trowbridge 1909: 342-343)
Sayyid Baraka (ölümü 1863) ve onun torunu ve halefi Seyyid Rüstem (1920'de hala
yasiyordu) kendilerini Guran Ehl-i Hak'kinin en büyük otoriteleri olarak
tanitmislar ve Iran'daki diger Ehl-i Hak cemaatlerinden büyük saygi görmüslerdir
(benim "Satan's psalmists" makaleme bkz.).
8 Bununla
birlikte sunlara bkz.: (Antep'e dair) Trowbridge 1909, (Elazig ve Malatya
arasindaki bir köye dair) Chater 1928 ve (Malatya ve Elbistan arasinda yasayan
bir asirete dair) Sahhüseyinoglu 1991.
9
Dersim'in belki de temel hacci olan Düzgün Baba dag mabedine ziyaretin bir
tasviri için bkz.: Ferber & Grässlin 1988: 145-156.
10 Bu
tabulara ve 'dogaya tapinma'ya temas eden en yeni yayinlar sunlardir: Bumke
1979; Feber &
Grässlin 1988: 138-141; Özkan 1992: 259-274; Düzgün 1988; Düzdün et al. 1992;
Dedekurban 1994.
11 Nuri
Dersimi'nin sözünü ettigi bir vaka, bu farkliligin kirsal Alevi cemaatlerinin
sözde basi olan Bektasi Çelebi Cemalettin tarafindan farkedildigine isaret eder.
Çelebi Cemalettin, Dersim'deki önemli bir hac merkezi olan Kistim'de 'eren'
olarak kutsal sayilan nesnenin yilan seklindeki bir parça odun oldugunu duyunca,
büyük bir saskinlik yasadi ve merkezin kapatilmasini ve bu odun parçasinin yok
edilmesini istedi. Fakat, Jön Türkler'ce desteklenmesine ragmen istegini
gerçeklestiremedi (Dersimi 1952: 96-98). 'Kistim ereni kültü'ne dair bkz.:
Asatrian & Gevorgian 1988: 588.
12
Andranig 1900: 167-170. Bu metinleri benim için tercüme eden Leiden
Üniversitesi'nden Dr. Jos Weitenberg'e tesekkür etmek isterim. Andranig'le
konusanlardan biri, bir seyit, ona insanlarin öldükten sonra önce memeli, sonra
yilan, kus, böcek, kelebek, sivrisinek ve sonunda sinek olarak geri döndüklerini
anlatir. Bir digeri daha önce esek olarak varoldugunu hala hatirladigini aktarir.
Yeniden insan olarak dogmustur; çünkü, insan olarak daha önce yasadigi hayat
dogal olmayan bir sekilde, savasta son bulmus, ve bu yüzden olmasi gerektigi
gibi tamamlanmamistir.
13 Sykes
(1908: 479) Kureys, Balaban ve Sadilli asiretlerinin "Sii ya da Panteist"
oldugunu belirtip Koçgiri asireti hakkinda sunlari yazar: "Dinsel olarak onlari
dogayi disi bir unsur, Tanri'yi ise erkek olarak kabul eden gelismis Panteistler
olarak kabul ediyorum. Bu fikre hali vakti yerinde olan erginlerle yaptigim
konusmalar sonucunda vardim."
14 En
bilgili misyoner yazarlardan birisi olan Riggs, günese ve atese tapinmanin
önemini belirtir;ve ancak daha sonra ayin-i cem'den söz eder (1911).
15
Kemali 1992[1932]: 152. Bu Öztürk'ün su gözlemine uymaktadir: "Sabahlari günes
dogarken karsisina geçilip dua edilir ve salavat getirilir. Ya yerde secde
edilerek yer öpülür veya herkes elini agzina götürerek niyaz eder." (1972: 100)
Bu günese tapinma, Ali Kemali'ye, Ali'nin öldükten sonra cennete gittigine ve
günese dönüstügüne dair efsane ile açiklanmistir. Öte yandan Öztürk günesin
Muhammed ile, ayin Ali ile serik oldugunu iddia eder.
16
Semsîler'den, 17. yüzyilda yasamis Polonyali Ermeni gezgin Simeon (der.:
Andreasyan 1964: 100), onlara Mardin'de rastlayan Carsten Niebuhr (1780:
376-378) ve Italyan misyoner Campanile (1818: 194-200)söz eder. Diyarbakir
yakinlarindaki eski bir Semsî tapinma mahali, daha yakin zamanda, Mardin yolu
genisletilirken yikilmistir. Niebuhr, birçok Semsî'nin Jacoben Hristiyana
dönüstügünü; digerlerinin Yezidiler'le -ya da Aleviler'le- karismis
olabilecegini söyler.
17
Tankut onlarin Zaza'ca yazdiklarini iddia eder (1994b: 298). Editörü olan Mehmet
Bayrak bunu dogrular ve Alisêr'in siirlerinin Kurmanci oldugunu söyler; o da
Türkçe'nin dinsel törenlerde kullanilan tek dil olmadigini iddiasindadir.
18
Molyneux-Seel'in belirttigi diger hac merkezleri -Sivas'ta Hasan (?), Kufa'da
Ali (sic!)
Bagdat'ta Musa [Kazim] ve Kerbela'da Hüseyin ve Abbas- onlarin merakini gidermek
için
belirtilmisler izlenimini yaratmaktadir; (her ne kadar birkaç Dersimli daha
sonra Kerbela'yi
ziyaret etmis olduklarini ve orada kendilerine gizli bilgiler teblig edildigini
iddia etmis olsa
da) bu hac yerlerini ziyaret etmis olan Dersimliler'in sayisi esasen az
olmalidir.
19
Haziran 1986 Strasbourg Table Ronde sur les Bektachis'de (Strazburg Bektasi
Yuvarlak Masasi,
çn.) okunan yayimlanmamis sunus metni.
20 Türkay 1979: 239. Ne yazik ki, Türkay bu asiretlere
yapilan atiflari buldugu metinlerin
türlerine ve tarihlerine dair hiçbir kanit vermez. Vilayetname Haci Bektas'in Iç
Anadolu'ya dogru
daha batiya gitmeden önce Kürdistan'i ziyaret ettigini belirttiginden ötürü,
erken Bektasiler
arasinda Kürtler'in bulunmasi o kadar da sasirtici degildir.
21
Örneklere van Bruinessen 1989'da yer verilmistir.
22 Idris
Sevgen'ce (1968'de) yayimlanan bir raporla ve Selimname'si ile sultana bunun
muhasebesini
sunar; bu muhasebeye (muhtemelen von Hammer'in yararlandigi kaynak olan, GOR II,
432-434)
Ebü'l-Fazl'in Zayl-i Hasht Bihisth, Sa`deddin'in Tacü'l-tevarih ve Hüseyin'in
Bedayi`ü'l-vaqayi'
adli kitaplarinda yer verilmistir.
23 "Seine
Behauptung war, dass es im paradies kein unterworfensein unterdas gesetz (taklif)gebe.
Wir sagen aber, dass wir im paradiese sind, und daher kahn es für uns kein
taklif geben. Diese
fünf gebete gehören zu unserm taklif (va in panç namaz bar ma taklif ast), sie
brauchen also nicht
verrichtet zu verden..." (Ritter 1954: 45)
24
Babinger 1921: 103-104. Ahlat genellikle Bitlis'in etki alani içindeydi. Tabiî
ki, ayni zamanda
önemli bir Selçuklu yerlesim bölgesiydi. Ama Seref Han, Ahlatli Hüseyin'in bir
Kürt oldugun |