Memleketimden 'İnsan' Hikayeleri
-Göç mağdurları-Her yaşam bir öyküdür. Ve biz öyküleri derlemek için yola koyulduk. Öyle
yaşamlara tanık olduk ki, yaşadığımızdan utandık.
Her şeyin bir görünen, birde saklı yüzü vardır. Biz Tunceli’nin arka
yüzündeyiz. Saklı duyguları, iç çekişleri, çaresizlikleri hiç olmazsa dinleyerek
hafifletmek adına. EMEK adıyla yola çıktık. Bu nedenle daha çok emek işçilerini
ve yaşamlarını bulacaksınız bu sayfalarda. Bu sayıdaki konuklarımız köyleri
boşaltılan göç mağdurları.
Emine Çiçek. Dilek Köyünden Mıstısağ Köyüne göç etmiş. 10 yıldır köyü
boşaltılmş. Bizi görünce masum bir çocuk edasıyla tebessüm ediyor. Göç
mağdurlarından yalnızca bir tanesi Emine Nine . Gözleri buğulanarak anlatıyor
köyünü.. Kırgın ve bir o kadar asil... Bizimle sohbet ederken duygularını şöyle
ifade ediyor Emine Çiçek : Köyümüz bizim herşeyimiz. Biz oraya çok emek verdik.
Burası köyümüze hiç benzemiyor. Herkes kendi köyünde rahat. Biz burada mutlu
değiliz. Devlet bizi köyümüzden çıkarırken hiçbir açıklama yapmadı. Burada
kirada kalıyoruz. Çok zorluklar yaşadık. Bize köye dönmemiz için yardım edilirse
seve seve gideriz ,diyor . Buradaki insanlarla köyündeki insanları kıyaslamak
bile istemiyor. Gözlerinde hayatın ona sunduğu acı tecrübelerin tortuları kalmış
Emine Ninenin. Sözlerinde ise insanlara kırgınlğı.
İlkbaharın o saf güzeligini gözlerinde taşıyan Suna Çiçek’ te annesi gibi
kırgın. Bu acımasız hayat şartlarına ayak uydurmaya çalışıyor. Ne kadar sıkıntı
çektiklerini şu sözlerle dile getiriyor : “ Doğup büyüdüğümüz yeri terk etmek
zorunda kalmak çok acı veriyor bize. Köy sahipleri en küçük olayda “ sizin
burada hakkınız yok” diye üstümüze geliyorlar. Çocuklarımız okula giderken çok
zorlanıyor. Hiçbir sosyal faaliyetimiz yok. Akrabamızla dahi konuşurken tedirgin
oluyoruz. Köyümüzde evimiz olsaydı burada bir dakika bile durmazdık. En nefret
ettiğimiz insanları bile özler olduk. Babamız bir ara depresyon geçirdi.
İneklerimizi otlatma bahanesiyle köyümüzün hasretini biraz olsun dindirebilmek
için 6-7 kilometre yol yürüyoruz. Burada tutunamıyoruz, bir dikili ağacımız bile
yok. Burası bizden manevi anlamda çok şey götürdü. Ama bize acıdan başka sunduğu
bu kadar acımasızlığa rağmen küçük şeyler mutlu olmasına yetiyor gözlemledigimiz
kadarıyla. Anılarını anlatırken yüzündeki hüznü fark etmemek mümkün değil Suna
Çiçek’ in . Devletten veya belediyeden yardım isteyip istemediklerini sorduk.
Verdiği cevap gerçekten taktir edilmeye değer. Şöyle yaıtlıyor bizi: Her ne
kadar durumumuz kötü olsada ,bizden daha kötü olanlar var. Eğer bir yardım
yapılacaksa , önce onların elinden tutulmalı. Daha sonra biz ve bizim gibiler
düşünülsün, diyor.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen hayata gülen gözlerle bakmasını biliyor Çiçek
ailesi. Kimseden bir beklentisi olmayan bu güzel insanlar yalnızca köyüne geri
dönmek istiyor.
Yüreğinin kuytusunda saklı duygularını, düş kırıklıklarını, bir nebze olsun
açığa çıkarmak için, yönümüzü bir başka göç mağduruna çeviriyoruz. Serdar
Kılıç....
Yaklaşık 10 yıl önce terk etmek zorunda kalmış köyünü. Köyünden göç ederken
neler hissettiğini soruyoruz Serdar Kılıç’a.
Enkaz altında kalan hislerini, günışığıyla buluşturuyoruz. Köyü
boşaltılırken yaşadığı duygularını şöyle aktarıyor bize; (gayet samimi ve
sevecen): “ Ben alfabenin bütün harflerini kullansam da duygularımı anlatmaya
yetmez. Her insan yaşadığı coğrafyanın şiirini okur ve türküsünü yakarmış. Bir
rivayete göre, Munzur suyuna düşen herşey (kuşlar,
böcekler,kötülükler,acılar...) Taşa dönüşürmüş. Düşünüyorumda bende o rivayete
uyup, yüreğimi çıkarıp Munzur’a atmak isterdim. Yaşadığım acıların taşa
dönüşmesi için. Büyüklerimizden 38 Katliamını duyduk. Bu acılar bir tek kurşunun
vermiş olduğu aıyla yaşandı ve bedenin ölümüyle son buldu. Ama ne yazık ki o
zamandan günümüze yaşanan olumsuzluklar, baskılar,asimilasyon politikalar,
kültürsüzleştirmek,diline ve inançlarına yabancılaştırmak için bayağı çaba
harcandı. 4-5 yaşlarındayken büyüklerimden şöyle bir cümle duyardım:Güzel günler
göreceğiz çocuklar. Ben çocukluğumu yaşayamadım. Ama çocukluğumu ve gençligimi
kimin çaldığını bilmeden yaşlandım Acaba kendi çocuklarıma güzel günler
göreceklerini taahhüt edebilecek miyim?
Bu umutsuzluk değildir. Umutsuzluk içinde bile ümit edebilme sevincidir.
Nazım Usta’nında dedigi gibi;Her şey umut edebilmekle başlar. Usta, hasretini
memleketin bir ucundan öteki ucuna degin yazdı, bizde acılarımızı. 94’ün
ortalarına doğru gözyaşı dökmenin ağlamak olduğunu zannederdim. Oysa hıçkırığa
boğulmak, insanın boğazının dügümlenmesi, gözlerinden yaş yerine kan akmasıymış
ağlamak. İlk duyduğumuzda şaka gibi gelmişti köyümüzü terk etmek. Bunu bu kadar
zor acılar içinde yaşayacağımızı tahmin edememiştik, başımıza gelene kadar.
Sonra harabeleşmiş mahalle kenarlarında, yatağı, yorganı alıp, öküzümüzle
yaşamak bize kaldı.
Çok erken büyüyor, çokta çabuk unutuyoruz acılarımızı. Köyden çıkmak, evsiz-
barksız kalmak degildir. İnsan başını sokacak bir yer mutlaka bulur.Ama önemli
olan, kendini unutmadan, kültüründen uzaklaşmadan yaşayabilmektir. Ama biz
köyden çıkan insanlar, birbirimizden çok çabuk uzaklaştırıldık.
Korku-baskı-yozlaşma gibi insanı insansızlaştıran politikalara çok çabuk baş
egdik.
Köy boşaltma politikaları, babayı öldürüpte, çocuğuna sahip çıkmak gibi bir
şeydi.
Rahatına alışmış, alın teri soğumuş, nasırlı ellerin yerini ojeli
parmakların aldığı insanların bir daha köyüne dönüpte, eskisi gibi çalışıp,
alınteri dökeceklerine inanmıyorum.”
Dertleri bitmez yazmakla. Ama biz onları dinlemek, düş kırıklıklarına ortak
olmak amacıyla yola koyulduk. Göç mağdurlarından Haydar Göktepe'nin yanında
soluğu alıyoruz. Iki çocuk babası olan Göktepe, diğer göç mağdurları gibi
geçinememekten yakınıyor. On yıla yakın bir süredir Dilek Köyü'nden Esentepe
Mahallesine göç etmiş. Mecbur kaldığı için köyünü terk ettiğini söylüyor. Üzgün
ve bir okadar kırgın. Isteklerini şu sözlerle dile getiriyor Haydar Göktepe: “
Geçimimizi sağlayamıyorum. Çocuklarım okuyor. Onların masraflarını karşılamakta
güçlük çekiyorum. Eşimin dişleri ağrıyor yaptıramıyorum. Bir milyar istiyorlar.
Ben fırında çalışıyorum. Aldığım parayla hangi birini ödeyeyim.” Bu
çaresizliklerin dışavurumu sözler Tunceli'de yaşayan onlarca insandan sadece
birine ait.
Bu tür ümitsizlik ve çaresizliklere her adımda tanık olmak mümkün. Her ne
kadar on.ların isteklerine kulaklar tıkansada, sesini bir yerlere ulaştırmanın
çabasında Göktepe. Köyüne geri dönmek istediğini, fakat evlerinin yıkıldığını ve
yenisini yapmaya gücünün yetmediğini söylüyor. O da diğerleri gibi, sesinin
yankı bulmadan boşlukta kaybolacağının farkında. Her ne kadar ümidini yitirmiş
olsa da, devletten iş istiyor. Çocuklarını daha rahat okutmak için. Eşinin
ağrılarını dindirmek için. Kendi yürek sızılarını susturabilmek için...
Birazda haklı olarak insanlara inancını kaybetmiş olan Tutmaz çiftinin evine
konuk olduk. Hatice ve Bıra Tutmaz bütün sevecenlikleriyle kucaklıyorlar bizi.
Köyünü sorduğumuzda tebessümün yerini acı bir hüzün alıyor. Coşkusu birden
kayboluyor. Yarasına tuz basmışçasına acıttığımızı hissediyoruz.
On iki yıl önce köyünden göç etmişler. Ama yürekleri alışamamış şehrin insan
yutan manzaralarına. Güzelliklerin eskilerde kaldığını üzülerek anlatıyorlar.
Insanların bu denli bencilleşebileceklerine inanmak istemiyorlar. Korktukları
için köylerini boşalttıklarını söyleyen Tutmaz çifti, kırgınlıklarını şöyle dile
getiriyorlar: “ O kadar emeğimiz hep suya gitti. Köydeki evimiz yıkıldı. Burada
kirada kalıyoruz. Kirayı ödemekte zorlanıyoruz. Köyümüzdeki evimizi yapmaya
gücümüz yetmiyor. Devlet evlerimizi yaptırsa, burada bir gün dahi durmazdık.
Tunceli'de iş imkanları kısıtlı olduğu için, çocuklarımızın herbiri bir yere
gitti. Köyümüzden ayrıldığımız zaman çok ağladık.” Köyüne karşı duydukları
özlemi, sözlerinden çok yüreğinden yüzlerine yansıyan hüzün anlatıyordu.
Sözcüklerin hasretlerini anlatmaya yetmediğini duyumsadık. Belediyeden bir
isteği vardı Hatice ve Bıra'nın.. O da oğlunun işe alınması.
Ve Gülizar Nine...
Rotamızı bir başka göç mağduruna çeviriyoruz. Gülüzar Paak.Gülüzar Nine
yediden yetmişe herkesten yana dertli. Her ne kadar gülümseyen gözleri
yüreğindeki acıyı göstermesede. Beş yıla yakın bir süredir göç etmiş köyünden.
İlerlemiş yaşına rağmen çocuk gibi coşkulu ve sevecen. Zaman zaman kırık kolunun
ağrısıyla sızlanıyor. Esentepe Mahallesinde köhne bir evde yaşamını sürdürmeye
çalışıyor. Bu zor hayat şartları karşısında bir başına kalmış Gülüzar Paak.
Çocukları evlenip uzaklaşmış kendisinden. Hayat arkadaşını ise yıllar önce
kaybetmiş. Köyden neden göç ettiğini ise şu cümlelerle anlatıyor: Devlet bizi
zorla çıkardı. Köyüme gitmek istiyorum. Ama kimsem olmadığı için dönemiyorum.
Çünkü; köydeki evim yıkılmış. Herşeyimizi satıp buraya geldik. Buraya geldiğimde
kocam öldü. Çocuklar evlendi. Şimdi paramda yok, diyor Gülüzar Nine. Kırık
kolunun verdiği acı, yüreğindeki acıyla birleşince, daha bir derinleşiyor
yüzündeki çizgiler. Yaşadığı bunca zorluğa rağmen, gülümseyebiliyor dost ve
sevecen. Hayatın ona sunduğu acılara, adeta gülümsemesiyle barikat kuruyor
Haber-Araştırma : Hüsniye KARAKOYUN/Tunceli
husniyekarakoyun@mynet.com
“Tunceli ilinde yaklaşık 500 insanımız bedensel ve zihinsel engellidir.
Anadolu’da ve Tunceli’de aileler engelli çocuklarını evden dışarı çıkartmadığı
gibi misafir geldiğinde de çoğu zaman bu yavrucakları arka odalara saklarlar.”
Şehir planlaması (kaldırımlar, yollar vs.) uygun olmadığı gibi, yine bir çok
kez yoksulluktan aileler engelli çocukları için tekerlekli sandalye
alamamaktalar. Köylerde yaşayanlar daha zor durumda. Bu anlayış sayesinde
Tunceli gibi aydın olan bir yöremizde bile yıllarca evinde dışarı çıkarılmamış
engelli insanlarımıza rastlamak hiçte sıra dışı bir olay değil.
Avrupa’da engelliler son derece gelişmiş modern sağlık hizmetleri aldığı
gibi, sahip oldukları araç ve gereçlerle onyıllardır mobil hale gelmiş
durumdalar. Anadolu’da ve tabiiki Tunceli’de yaşam mücadelesi vermeye çalışan
engelliler halen “yerlerde sürünmekten” kurtulmuş değiller. On yıllardır
yetkililierden duymaya alıştığımız, ‘sizin varlığınızdan haberimiz yoktu’
kandnırmacasına son vermek için, artık Tunceli’de bedensel engelliler ve onların
kurumu olan Tunceli Bedensel Engelliler Derneği bir internet sayfası yaptırarak
kendi varlığını tüm dünyaya duyurmaya çalışıyor.
5 Mayıs tarihinden itibaren yayına başlıyan bu sayfanın adresi: www.tunceli-bed.org
Tunceli Bedensel Engelliler Derneğinin Başkanı Bedri Es, şu sıralar iki
önemli ve hayati projenin gerçekleşmesi için mücadele ediyor. Bunlardan ilki
Tunceli’de bir Rehabilitasyon ve Buluşma Merkezi’nin yapılması. Bu merkezde
insanlara fizik ve masaj gibi tedavilerin uygulanmasının yanısıra, kader birliği
yaptığı diğer engellilerle tanışma olanakları sağlanmış olacak. Böyle bir
merkezde buluşabilmek, orada dinlenmek ve sohbet etmek yüzlerce engelliyi
yalnızlıktan kurtarmış olacak. Bu, onların kendi “evlerinin arka odalarından”
kurtarılışı demektir. Ayrıca burada ailelere de bilgiler verilecek.
Diğer ikinci gerçekleştirmek istenilen proje ise ‘Mobil Hizmet’tir. Bu
hizmet çerçevesinde engellilere müsait bir araç temin edilerek, iki sağlık
görevlisi istihdam edilecektir. Bu Mobil Hizmet çerçevesinde köylerinden
çıkamayan hatta Tunceli’nin en ücra köşesinde bile yaşam mücadelesi veren
engellilerin evlerine, köylerine ulaşılacak ve onlara oldukları yerlerde sağlık
ve danışma hizmeti sunulacaktır.
Alevilerin Sesi-TUNCELİ
Kaynak:
www.avrupa.de
|