|
SEYFİ CENGİZ
-
AŞİRET AŞİRET DERSİM

AŞİRET AŞİRET DERSİM
SEYFİ CENGİZ
Aşiretlerimizi çalışırken ulusal geleneği gözardı etmemeliyiz. Bunlardan
Khalmem-Khalferat geleneği Dersim’in eski halk tabakasına, Şah Hasan-Seyit
geleneği ise geç halk katmanına referanstırlar. Bu iki katmanın hangi
aşiretlerden bileştiğine başka yazılarımda değinmiştim. Sade halkın “Ermeni”
olarak da tanımladığı eskı halk tabakasının Mamakan-Part ikilisine, geç halk
katmanının ise Saltuklu, Akkoyunlu, Rıfai-Babai ve Safevi gibi topluluklara
karşılık düştüğü şeklindeki düşüncemi birçok çalışmamda tekrar tekrar
açıklamıştım.
Geleneğe yansıyan temel öğeleri itibariyle Dersim sentezi bunlardan bileşir.
Bunlar arasında “Ermeni” olarak tanınan Asuri asıllı bir koloninin varlığına
az ileride tekrar işaret edeceğim.
Ulusal geleneğe yaslanmalı, ama bunu yaparken Dersim tarihinin milli olduğu
kadar bir aşiretler tarihi olduğu da unutulmamalıdır. Ortak geleneğe
yansımayan boyutları görmezden gelemeyiz. Tek tek aşiretleri ve
geleneklerini çalışmak fotoğrafın bütününü daha netçe ortaya koymak
bakımından önemlidir. Sözgelimi Şadilliler örneği Dersim sentezinde Kürt
kökenlilerin de bulunduğuna işaret etmektedir. Suran, Yusufan ve Ciban gibi
Dersim’in bir grup aşireti ise geleneklerimizde Zaza kökenli olarak
tanımlanmaktadır.
Bu veriler Dersim’in etnik terkibi itibariyle kendine özgü bir sentezi
temsil ettiğini, onu başka türlü tanımlamanın doğru olmadığını kavramak için
yeterlidirler.
Kaldı ki, köken ve kimlik konularından tamamen bağımsız olmamakla birlikte,
özellikle Dersim Sorunu’nun kökeni üzerinde yoğunlaşmamiz gerekir.
Dersimliler’in kökeni ile Dersim Sorunu’nun kökeni tamı tamına aynı şey
değildirler. Önceliğimiz Dersim Sorunu’nun kökenini anlamak, açıklamak ve
çözümüne katkıda bulunmak olmalıdır.
Bu yazının amacı Dersim aşiretlerinin belli başlıları hakkında özet bilgiler
vermektir. Ama bu özete geçmeden evvel Dersim’deki yer, halk ve aşiret
adlarından bir bölümüne yaklaşık biçimler altında hayli uzak bir geçmişte de
rastlanılması nedeniyle kısa bir giriş gerekli göründü. Kimi adlar
arasındaki bu paralellik bunlar arasında bir bağlantı kurulması için elbette
ki yeterli kanıt olarak görülemez. Tek başına bu tür benzerliklerden
kalkılarak şu ya da bu tez öne sürülemez. Sözkonusu benzerlikler tamamen
birer tesadüften ibaret olabilirler. Ama başka veriler ve bulgular bugün ya
da yarın bu tür benzerliklerin bir bölümünün tesadüften öte bir anlam
taşıdığını pekala gösterebilirler. Bu nedenledir ki hemen aşağıdaki genel
girişte halk, aşiret ve yer adlarında karşılaşılan en dikkate değer
benzerlikleri not etmenin yararlı olacağını düşündüm.
“Dersim ve Zaza Tarihi” başlıklı çalışmamdan ayıklayıp özetlediğim bu
materyalin el altında bulundurulması aşiretlerimizin tarihini çalışırken
daha geniş bir perspektifle fikir yürütmek bakımından yararlı olacaktır
inancındayım.
GİRİŞ
İkinci Hitit kralı Hattusilis I (Labarnas II), Pankus diye bilinen Hitit
Soylular Meclisi’nde oğlu Mursilis I’i kendi halefi olarak ilan ettiği
konuşmasında “Tamalkiya”dan sözeder (Hitit yazıtından akt. O. R. Gurney, The
Hittites, 1954, s. 68). Bir yazıtta kayda geçirilen bu konuşma M.Ö. 1620
yılında yapılmıştır. Burada geçen “Tamalkiya” adı The Cambrıdge Ancient
History’de ‘Timilkia” olarak verilir ve Malatya’ya bağlı bugünkü Darande’nin
M.Ö. 13’üncü yüzyıla kadarki adı olduğu söylenir (Bkz. a.g.y., I, Part II,
s. 727). Yani Tamalkiya (Timilkia), modern Darende’nin antik adıdır.
Dictionary Of Greek & Roman Geography’de Darende’nin eski adlarından birinin
de Dalanda olduğu söylenmektedir(Bkz. a.g.y., Cilt I, 1938). Bu yazıtta
geçen “Tamalkiya/Timilkia”, Tabal ve/veya Dımıli adlarını çağrıştırmaktadır.
Modern Eğil’in eski adı Angl ise, Geliler’in adını akla getirmektedir.
“Angl”, pagan dönem Ermenistan tanrılarından birinin de adıdır. Bu tanrı
Sümer-Akad tanrısı Nergal’in Ermenistan’daki karşılığı gibidir. Lap’ancyan,
Angl adını Babilce Ekall-u ve Sümerce Egal sözcüklerinden çıkartmaktadır.
Mısır yazıtlarında da rastladığımız Angl adı, M.Ö. 14. yüzyıla ait Hitit
kayıtlarında Ingalawa, Grek ve Roma kayıtlarında ise Ingilene ve Angel-tun
şekli altında bir kale, kent, Eğil merkezli bir devlet, aşiret veya ev
olarak görünür. Çok eski bir kale olan Angl (Eğil), bir dönem boyunca
Sophene krallığının başkenti Carcathio-Certa ile aynı yerde gösterilir.
Dersim, bir dönem boyunca Sophene hudutlarına dahil gibi görünür. M.Ö.
6’ıncı yüzyıla ait bir Süryanice kaynakta Angl kalesi ve kenti “Asuryalı
Sennacherib’in Kenti” olarak tarif edilir. Angl prensliği ve evi de Asuri
(Süryani) olarak tanımlanır. Primary History ve Moses Khorenatsi’de kayda
geçirilen Ermeni tarih geleneği de Angl Evi’nin orijinini Asur kralı
Sennacherib’e dayandırır. Ek olarak Artsruni ve Gnuniler’in de
Sennacherib’in oğlu Sarasar (Sanasar)’ın soyundan geldiklerini öne sürer.
Toumanoff, ciddi bulgulardan hareketle Angle, Artsruni ve Gnuni gibi evlerle
Sennacherib Evi arasında kurulan bu özdeşliklere karşı çıkar. Bu
yanılsamanın nedenini Angle kalesinin coğrafi konumuna (Asur sınırlarına
yakınlığı) ve bu kentte Asur krallarından Sennacherib’e atfedilen bir Asur
yazıtının bulunmuş olmasına bağlar. Ona göre Angl sözcüğü bütün Orontidler’i
tanımlayan ortak/genel bir etnik addı. Nitekim Orontidler pagan dönemin
güneş tanrısı Angl’ın soyundan geldiklerini söylemişlerdir. Tüm Orontidlerin
ve onların kurduğu hanedanlıkların ortak geleneği Angl-soylu olduklarıydı.
Bu kült ve gelenek Orontid hanedanlığının bütün kollarında mevcuttu. Ama
Orontid orijinli bu evler, Hristiyanlığı benimsedikten sonra artık
savunulamaz gördükleri pagan geçmişe ait bu orijinal geleneği bırakmış, yeni
dinin ve Tevrat’ın bakış açısıyla daha uyumlu olduğunu düşündükleri için
Senekerim (Sennacherib) soyundan olduklarını söylemeye başlamış, geleneği ve
şecereyi de bu iddialarını destekleyeck şekilde değiştirmişlerdir. Angl ve
Sennacherib evleri arasında gerilerden beri bir ayniyet kurulmasına neden
olan az önce işaret ettiğimiz durum (ki bu, bence bir karışmaya işaret
etmektedir), bu geçişi veya revizyonu kolaylaştıran bir etken olmuştur. Buna
rağmen, Toumanoff’un da işaret ettiği gibi, orijinal gelenek ve Angl’ın bu
gelenekteki izleri hepten silinememiş, bu adın Senekerim’in yanısıra dolanıp
durması önlenememiştir (Bkz. Cyril Toumanoff, Studies in Christian Caucasian
History, 1963, s. 222, 297-98). Buradan hareketle ben, Toumanoff’un kendisi
de dahil hiç bir Ermeni kaynakta rastlamadığım bir Angl-Geli ilişkisi
kuruyorum. Angl sözcüğünün Geli adının bir şekli olduğunu düşünüyorum. Pagan
dönemin orijinal geleneğinde Angle-soylu, Hristiyanlık sonrasında ise hepsi
ya da bir bölümü Senekerim-asıllı oldukları iddia edilen tarihi
Ermenistan’daki Bagrat, Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri ve
prensliklerinin Asuriler’le bir karışmayı reddetmeksizin Gelilerle ilişkili
olabileceklerini düşünüyorum. Gel veya Khal gibi halk ve aşiret adları Angl
sözcüğünün varyantları olabilirler diyorum.
Karışmalar nedeniyle Asurilerle bağlantıda bir gerçek payı bulunduğuna
inanıyorum. Kuşkusuz ki bu inancım da verilerden ileri gelmektedir. Bu
verilerin bir bölümü Dersim İçi’ne ilişkindir.
Örneğin Munzur adı Asur yazıtlarında sık geçer. Bu adın Asurice olduğu
yaygın bir görüştür. Bu sözcüğe Asurice’de Muzur, Muzri, Muzrai, Muzuri,
Muzurai ve Muzur; İbranice’de Mazor, Mizraim, Misraim; Persçe’de Mudraya;
Arapça’da ise Mısr olarak rastlanmaktadır (Bkz. Dr. Henry Brugsch-Bey, A
History Of Egypt Under The Pharaohs, 1876-77, İngilizce baskı, Cilt I, s. 18
ve 231; Edwin Norris, Assyrian Dictionary, 1872, s. 760-761). Muzri’yi
fethettiğini kaydeden Asur kralı Salmaneser I, bu nedenle kendisini “Musri
fatihi” olarak nitelemiştir. Tiglat-Pileser I de Muzri ülkesini fethettiğini
söyler. Salmaneser II’de ise Muzri ülkesinin haracını (vergisini) tahsil
ettiği kaydı vardır. Muzri adı Asur kralları Tiglat-Pileser II, Sargon,
Sennacherib, Asurbanibal ve Nebuchadnezzar’ın yazıtlarında, Mizar formu
altında da Behistun yazıtlarında geçmektedir. Sözcüğün bütün biçimlerini ele
alan Norris, bunlardan bir bölümünün bugünkü Mısır’a, geri kalanın ise
Mısır’la aynı adı taşıyan Ermenistan’da bir bölgeye referans olduğunu ortaya
koyuyor. Yazıtlarda geçen Muzri ile Afrika’daki Mısır’ın değil de, “Dicle
ötesindeki” bir ülkenin tarif edilişine çok kesin ve net bir örnek olarak
Tiglat-Pileser I’in şu yazıtını veriyor:
“ana kasad Muzri Asur bili umahra-ni ma birti Elamuni Tala va Harusa lu
azbat Muzri ana şiharti-sa aksud”. “Ummanat Qumani ana nirarut Muzri lu
illikuni ina sade itte-sunu lu amtahiz”(Akt. E. Norris, a.g.e., s. 760-761).
Türkçesi: “Lord’um Asur beni Muzri’nin fethine çağırdı. Elamuni, Tala ve
Kharuşa içlerinden geçerek, bütün Muzri’yi zaptettim” “Koman (Coman)’ların
askerleri Muzriler (Muzri’nin)’in yardımına geldiler. Dağlarda onlarla
savaştım”.
Norris, Tiglat-Pileser I’in bu yazıtında geçen Muzri’nin Dersim’le
ilişkisini kuramıyorsa da, o mekana hayli yaklaşıyor. Bu yazıttaki Muzri’nin
Dersim’e veya Dersim’in bir parçasına referans olması olanaksız değildir.
Asur yazıtlarında Salmaneser I’den itibaren Muzri adının yanısıra Dersim ve
çevresinde pek yabancısı olmadığımız Gilkhi, Gilzan, Tsugi (Tuskan, Tuskhan,
Tsukhi), Zimaki, Lukhi gibi halk, aşiret, kent ve bölge adları ile
karşılaşmaktayız. Salmaneser I’in Asur kolonileri yerleştirdiği Tsugi
kentinin adı bir dönem Dersimliler’in genel adı olarak da kullanılmış olan
Tujikler adını hatırlatmıyor değil. Bu ad “Gilkhi ülkesine ait Tsugi
topraklarına vardım” diyen Tiglat-Pileser I’in yazıtında da geçer. Asur-nasir-pal
II’nin kayıtlarında Asurya civarında bulunduğu anlaşılan Zimaki, antik bir
yerleşme olduğu açık olan Dersim’in Zımek mıntıkasını anımsatır.
Bu tür örnekler çoğaltılabilir.
Dimili ve Gil toplulukların yanısıra Dersim’de bir Asuri (Süryani) öğenin
varlığına da kesin gözüyle bakılabilir. Bunun en açık kanıtlarından biri
Dersim’in “Aşuran” aşiretidir. Bu ad “Asuriler” anlamına gelmektedir. Ama bu
Asur kolonisinin Dersim’e ne zaman geldiği veya getirildiği konusunda eldeki
verilerle kesin konuşulamaz. Kimi yaşlılarımız Haydaran veya Demenan
aşiretlerinin soyağacında bazen Demen’in torunu gibi tanıttıkları “Asur”
adında birinden sözederler. Moses Khorenatsi’nin kitabında Ermenistan’ın
ikiye bölündüğü dönemlerde Mananalı hudutları ve Daranali (Taranali, modern
Divriği) geçitlerinde “Süryani eşkiyalar” ile çarpışmalardan sözeden
pasajlara rastlarız (Bk. Khorenatsi, a.g.e., s. 307).
Burdaki Süryaniler neyin nesidir? Khorenatsi Süryaniler derken Kapadoklar’ı
mı kastediyor? Sözünü ettiği Kapadokya hudutları mıdır? Bu konuda kesin
konuşmak mümkün değilse de, bu pasajlar Dersim’deki Süryani/Asuri kolonisine
referans olabilir. O’nun Süryaniler’den sözettiği her iki olay da Dersim ve
çevresinde cereyan ederler.
Ünlü Ermenistan evleri ve prensliklerinden biri Van Gölü çevresinde bulunan
Gnuniler’di. Bunlar gelenekte Angl (Gel?) veya Asur orijinli olarak
tanımlanıyor, ama Ermeni olarak biliniyorlardı. Moses Khorenatsi bu adın
aslının Gini-uni (-uni, Ermenice bir sonektir) olduğunu yazmaktadır. Demenan
aşiretinin belli başlı yerleşmelerinden biri de Gini adını taşımaktadır. Bu
adın Ginilerle ilişkisi tartışma götürmez. Sarız ve çevresinde Zazaca’ya
Ginice dendiğini de hatırlatmalıyım. Giniler, 771-72 isyanından sonra
Vaspurakan eyaletindeki prensliklerini Arap Uthman ve Kays aşiretlerine
kaptırıp önce Tayk’ın güneyindeki Bagrat prensliğine, oradan da Bizans
topraklarına göçtüler. Bu evden Mezezius I Gnuni 518-48 yılları arasında
Sasaniler tarafından Ermenistan valisi olarak atanmıştır. Bizans imparatoru
Leo V (813-20), Gini aşiretindendir (Bk. Toumanoff, a.g.e). Bir diğer
Demenan kabilesi ve yerleşmesi ise Bor’dur. Bor (Dana) adıyla geleneklerde
sözü edilen bir Klikya imparatorluğunun başkenti olarak da karşılaşırız.
Modern Hatay ya da Adana ile örtüşen Hititler çağının Danuna krallığının adı
da anılmaya değer.
M.Ö. 9. veya 8. yüzyıldan itibaren Dersim ve çevresi Urartu krallığının
sınırlarına dahil edilir. Urartular, Hurri kökenlidir. Bağin’deki bir
yazıtta Urartu kralı Menua’nın bölgedeki fetihleri anlatılmaktadır. Mazgirt,
Palu, Bağin, Kayalıdere (Varto civarında), Altıntepe, Aznavur ve
Kömürhan’daki Urartu kalıntıları, Dersim ve çevresinde Urartu varlığı ve
hakimiyetine işaret ederler. Mazgirt adı, bir görüşe göre Urartular’dan
kalmadır.
İlk bakışta olanaklı gibi görünmese bile Lolan (Lolu) aşiret adıyla
Lorlar’ın (Lurlar) ve/veya antik Lulu halkının adları arasındaki
yakınlıkları fikir yürütürken akılda tutmanın bir sakıncası olamaz. Kökende
Sümerce olduğu söylenen Sin sözcüğüne Dersim’de sıkça rastlanır. Ur ve
Harran kentlerinin Ay tanrısı bu adı taşıyordu. Diyala Vadisi’nin Khafaji
denen mevkiinde keşfedilen M.Ö. 3000-2400 tarihleri arasındaki döneme ait on
kadar tapınak Sin Tapınakları diye bilinmişlerdir. Sümer’in ekonomik ve
dinsel yaşamında önde gelen bir rol oynayan bu tapınakların inşaası yazının
keşfi ile örtüşmekte, yazılı tarihin başlangıcına denk düşmektedir (Bkz. The
Cambrıdge Ancient History, I, Part 2, s. 227-228, 241, 246). Sin; Babil ve
Asur panteonlarında, Suriye ve Fenike’de de rastlanan evrensel bir tanrıydı.
Rawlinson, Asur krallarından Sennacherib ve Sanballat’ın adlarının tanrı San
(Sin)’ın adından türetildiklerini yazmaktadır (Bkz. Outline Of The History
Of Assyria, Jornal Of The Royal Asiatic Society – JRAS, London, 1852). Ünlü
Sümerolog S. N. Kramer, ay tanrısı Sin (Nanna)’in Sümer mitolojisinde
tufanın yapıcısı olduğuna inanılan Sümer panteonunun başı Enlil (Ellil)’in
oğlu olarak tanıtıldığına işaret eder (Bkz. History Begins at Sumer, 1956).
Dokuz yıl Pülümür Kaymakamlığı ve iki yıl da Dersim valiliği yapmış olan
Edip Yavuz, Sümerliliğin alameti olarak gördüğü Sin adından hareketle
Dersimliler’le Sümerler arasında bir bağlantı bulunduğuna inanır (Bkz. Tarih
Boyunca Türk Kavimleri, Ankara, 1968). 1937-38 Dersim soykırımında rol
üstlenen Türk subayı Nazmi Sevgen’in tezlerinden biri Dersimliler’in Sümer
olduklarıdır (Bkz. N. Sevgen, Zazalar).
Başlangıçta Sümer tanrısı Enlil’in ünvanı olan Bal(Bel, Baal, Belu) sözcüğü
Babil üstünlüğü döneminde Babil tanrılarının babası konumundaki Marduk
tarafından devralınmış ve zamanla Marduk adının yerini almıştır. Böylece
Mezopotamya’nın ortak ve evrensel bir ilahı olan Bal, bu dönemde daha çok
Babil kentinin özel tanrısı Marduk’u tanımlamıştır. A. H. Sayce, Babil (Babylonia)
adının Bal (Bel)’dan türeme olup Bal’ın Ülkesi anlamına geldiğini
söylemektedir (Bkz. A. H. Sayce, Gaston Maspero’nun The Struggle Of The
Nations adlı kitabının ikinci İngilizce baskısına 1910 tarihli Önsöz)
.Birçok Babil ve Kalde (Yeni Babil) hükümdarı adlarını ondan almıştır. Bal
adlı bu tanrı veya kült, Hurri, Asur, Hitit, Suriye ve Fenike panteonlarında
da görünür. Bal (Bel); sözcük olarak senyör (efendi, soylu), ulu, yüce ve
baş gibi anlamlara gelmektedir. Dersim’deki aşiret gruplarından biri Bal
adını taşır. Baliyan ve Balaban aşiret adları da hatırlanmalıdır. Nuri
Dersimi’nin açıklamalarından hareketle Bal, Seyit ve Seydan adlarının
Dersim’de eşanlamlı gibi kullanıldığını söyleyebiliriz. Munzur ve Harçik
ırmakları arasında yeralan Eski Dersim’in neredeyse tüm çevresinin, yani
bugünkü Dersim topraklarının büyükçe bir bölümünün Hititler çağından
itibaren uzun bir dönem boyunca Balahovid (Palahovid) adını taşıdığı
anlaşılmaktadır. Bu adı Palu Vadisi olarak yorumlayan yazarlar vardır.
Toumanoff’un açıklamasına göre bu adın orijini Hitit kayıtlarında anılan
Bala (Pala, Balu, Palu) halkının etnik adıdır. Paluni (Baluni) Prensliğini
kuranlar onlardır. Böylece Bal (Balan) ve Pal (Palu) adlarının ilişkili
olabilecekleri ihtimali doğmaktadır. Hititler çağının Bala halkı ile
Babilliler rasında bir bağlantılı olması imkansız değildir. 19’uncu yüzyıl
sonunda Dersim’i gezen Ermeni Antranik, Hıran, İzol ve Bal adlı toplulukları
Esas Dersim’in çevresinde yaşayan en eski ırklar olarak tanımlar ve
Dersimliler’i tarife çalışırken Ermenistan’da yaşayan ve hâlâ hatırlanmakta
olan Babilliler’e işaret eder. O’nun Babilliler derken Bal adlı topluluğu
kast etmiş olması mümkündür (Bkz. Andranik, Dersim, Tiflis, 1901). Hıran adı
ise ünlü Harran adının bir şeklidir. Dersim’in Hıran adını taşıyan aşireti
ve mıntıkasının asıl adı Harran’dır. Ünlü Harran, Eski Babil uygarlığının
bir ileri karakolu gibiydi. Kısacası, Dersim’de Bal ve benzeri adlarla
bilinenlerin bir kesimi daha sonraki göç dalgalarında gelmiş olsalar bile,
bir bölümünün daha eski Dersim sakinleri olup Hititler çağının Bala (Pala)
halkıyla, hatta çok zayıf bir ihtimal gibi görünse de Eski Babilliler’le
ilişkili olmaları ihtimal dışı değildir. Bal veya Palu adını taşıyan
topluluklar ile Dersimliler ve Zazalar arasında bir ilişki olduğu
söylenebilir. Örneğin Palu, Tevrat’ın ünlü uluslar şeceresinde Zaza’nın
kardeşi olarak görünür. Onun adını taşıyan Palluiler aşiretinden sözedilir.
Eski Babil kayıtları ve kroniklerinden yararlandıkları kesin olan Tevrat
yazarlarının aktardığı bu bilgi, Zazalar’ın uzak geçmişte Balan (Palu) adı
altında da bilindiklerine işaret edebilir. Bazı bilim adamları Tevrat’ın
şecere tablosunu bir uluslar şeceresi ve tasnifi olarak görüyor, bu
şeceredeki kişi adlarının aşiretleri ve ulusları temsil ettiğini
düşünüyorlar. Kimine göre bu şecerede dünyanın en erken etnik tablosu
verilmektedir. L. Molyneux Seel Pülümür’den Palumor, Ovacık’tan Pellur
olarak sözeder (Bkz. A Journey In Dersim, Temmuz-Eylül 1911, The
Geographical Journal). Eski Mısır yazıtları Fenike’ye Khal (Khar), halkına
Khalu (Kharu) olarak referans verirler. Fenikeliler’in en eski Fenike kenti
olduğu söylenen Seyda (Sidon)’nın adıyla Seydalılar olarak bilindiği
olmuştur. Bal adındaki Fenike tanrısı da hesaba katıldığında Fenikeliler’de
Kal, Bal, Seyda ve Sur (Tyre) gibi Dersim’de aşina olduğumuz adlarla
karşılaşmaktayız.
İlk Kürt tarihçisi Şeref Han’da Zaza adına rastlanmaz. Şerefname’de
Zazalar’dan Azzaniler diye sözedilir. Sason’dan eski bir krallık olarak
bahseden Şerefhan, bu eyaletin eski aşiretleri arasında Susani ve Azizan
gibi aşiretleri kayddeder. Susani, Şerefname’de hem Sason adının bir şekli
olarak, hem aşiret adı olarak geçer. Antik Susa ve Susiana adları ile Sason
veya Susani adları arasındaki çarpıcı benzerlik gözardı edilemez. Şerefhan,
Sason’a sonraları Hazzo dendiğini yazmaktadır ki, bu ad da, Elam’ın geç Fars
kaynaklarındaki adı olan Uvaja (Hvaja) ve bu adın Arapça şekli Hozi (Hussi,
Uxi) ile benzerlik taşır. “Yezidi” terimi Şerefname’de yer yer Zazalar’ın ve
Dınbıliler’in alternatif adlarından biri gibi görünür. Şerefname’ye
bakılırsa Yezidi adı İzdin’le ilişkilidir. O’nun anlatımına göre eski Sason
hükümdarlarından biri İzzeddin adını taşıyordu ve onun adından hareketle
Sason halkı ve hükümdarları Azzaniler adıyla ünlenmişlerdir. Böylece Şeref
Han, hem Azzan hem de Yezidi adlarının bir ve aynı kökten (İzdin, İzzeddin)
geldiğini, bir ve aynı halkın adları olduğunu söylemiş oluyor. Osmanlı
arşivlerindeki bir kayıtta Dersimliler’in “Okçu İzzedinli” oldukları
söylenir. Okçu İzzedinli tanımlaması, Ezdiler ve Zazalar’la bir ilişkiye
işaret edebilir. Menzel’e göre de Yezidi adı, Azidi, İzidi, İzedi veya İzdi
sözcüğünden gelmedir. Bu açıklama sözcüğün kökeni noktasında Şerefhan’ın
söyledikleriyle bağdaşmaktadır. Ama Menzel’e göre bu sözcük büyük olasılıkla
tanrı ya da melek anlamlıdır. İzed veya Yazata, antik İran panteonunda önde
gelen bir tanrıydı. Hatta İran panteonunun başı Ahura Mazda da Yezdan (İzad)
adıyla bilinirdi. Yezidi adının onunla ilişkili olması olasıdır. Sasani
şahlarının bir bölümünün adları bu tanrının adından alınmadır. Şeref Han,
Sason hükümdarlarının İran Sasani şahlarının soyundan geldiklerini söyleyen
bir rivayet de aktarır. Şerefhan’ın aktardığı Sasonlular’ın kökenine ilişkin
rivayet eski Ermeni kaynaklarında rastladığımız “Sasan Evi” tanımlamasıyla
örtüşüyor. Ermeni kaynakaların Sasan Evi olarak referans verdikleri benim
düşünceme göre Zazalar’dır. Kendi çalışmalarımda vardığım sonuç Zaza adının
Sasan ile ilişkili olduğudur. Zaza ve Sasan adları aynı adın şekilleridir.
Sason adı Arapça’da Sanasin (Senasine), Sanasun veya Sanasan şeklinde
telaffuz edilir. Sason halkından ise Senasineler diye sözedilir (Bk. E.
Honigmann, Enc. Of Islam, Malatya maddesi). Bu söylenişlerde ortak olan ve
sık sık ikilenen bir Sin (San) öğesi var gibidir. Ermeni tarihçisi Moses
Khorenatsi’de Sason Dağı’ndan Sin Dağı diye sözedilir. Tevrat’taki şecere
tablosunda, İsrail (Yakup)’in 12 oğlundan Yahuda’nın soyağacında Zaza ve
Palu adları geçmektedir. Tevrat’ta geçen Zaza adının Zazalar’a referans
olduğu söylenebilir. Bu efsanedeki Palu adı ve Palu ile Zaza arasında
kurulan akrabalık da buna işarettir. Tevrat’ın en eski bölümlerini oluşturan
ilk beş kitabın M.Ö. 6. Yüzyıl öncesinde ve Babil sürgünü peryodunda
yazıldığı akılda tutulmalıdır. Tevrat yazarlarının Babil kayıtlarından
yararlandıkları kesin gibidir. Bu demektir ki Zaza ve Palu (Balan) gibi
etnik adlar bu kayıtlarda varlardı. Zazalar’ın şecere tablosunda daha geç
kuşaklarda gösterilmesi Tevrat yazarlarının keyfiliğine yorumlanabilir. Bu
kanate İbraniler’in geldikleri söylenen topraklar ve onların Peleg ve Seruk
gibi erken reislerinin adlarına bakarak varıyorum. Tevrat’ın verdiği şecere
tablosuna inanılacak olursa Zazalar’ın İbrani soylu, yani Semitik (Sem’in
soyundan) bir halk olduklarını düşünmek gerekir. Bu şecere onları
İsrail-oğullarından gösterir. Bence bu, olsa olsa Zazalar’ın bir kesiminin
Semitlerle karıştıklarına ve bir ölçüde Samileştiklerine işarettir. Eski
Zazalar, benim düşünceme göre, özellikle Sasaniler adı altında
ünlenenlerdir. İrani gelenekte Sasan Evi’nin (Sasaniler) atası olarak
gösterilen Sasan ile, bir Asur yazıtı, Tevrat ve Ermeni geleneğinden Asur
kralı Senekerim’in oğlu olarak gösterilen Sanasar’ın aynı olmaları
mümkündür.
A’DAN Z’YE İÇ DERSİM AŞİRETLERİ
Aşağıdaki listede tüm aşiret veya kabilelerin değil, alfabetik sıraya göre
yalnızca belli başlı aşiretlerin adları verilmiştir.
Abbasan
Ağuçan
Alan
Arilli
Aşuran
Bahtiyar
Balan
Balaban
Bava Mansur
Birman
Beyt
Bezgar
Bozku
Çarekan
Ciban
Demenan
Derviş Cemal
Derwiş Gewr
Ferhadan
Gew
Kelabi (Gilabi)
Kuzuçan
Goran
Hıran (Haran)
Haydaran
Hormek
İksor
İzol
Karabal
Karsan
Keçel
Khal
Kimsor
Kırğan
Koçan
Koçgiri
Kureşan
Laçin
Lolan
Maksut
Milli
Pilvenk
Pezgoran
Resik
Rutan
Sarı Saltık
Seydan
Suran
Şadili
Şemkan
Şeyh Hasanan
Şeyh Mehmet
Şavak
Topuz
Yusufan
Aşağıda belli başlı aşiretler hakkında özet bilgiler verilmektedir.
BAHTİYAR AŞİRETİ VE RUTANLILAR
Bahtiyar aşireti ile İran’ın ünlü Bahtiyarileri’nin ilişkili olmaları büyük
bir olasılıktır. “Bahtiyariler” başlıklı yazımda bu düşüncemi ifade
etmiştim.
Bahtiyar ve Rutan adları kaynaklarda yer yer bir ve aynı aşiretin alternatif
adları gibi kullanılırken, bazen de iki ayrı aşiret gibi elealınırlar.
Sade halktan edindiğim bilgilere göre, Bahtiyar aşiretinin üç kabilesi
vardır:
Barasor
Bu kabilenin Barasor adlı bir köyden geldiği rivayet edilir. Bu köyün
PKK’lilerin 33 kişiyi öldürdükleri Barasor köyü olduğunu söyleyenler vardır.
Bahsi geçen köy bugün “Sünni” ve “Türk” olarak tanımlanmaktadır.
Torutlular
Halka göre “Ermeni” asıllıdırlar. Çihik (Çiçekli) nahiyesi ve çevresinde
yerleşik Rutanlılar arasında bu bölgeye Hozat’a bağlı Torut/Torum’dan
geldiklerini söyleyen yakından tanıdığım evler vardır. Torud, Antranik’e
göre, Mirakyanların önderlerinden birinin adıdır. Antranik, Dersimli
Mirakyanlar’ı “Ermeni” olarak tanımlamaktadır. Tarihte Kafkasya adlı
eserinde General İsmail Berkok, eski Kırımlılar arasında “Tor” ve “Torit”
adlarının varlığından, Çerkez (Adige, Kirkas, Sirkas) aşiretlerinden birinin
de Tor/Torit adı taşıdığından ve Karadeniz sahilinin (Nevorosiski) hâlâ bu
aşiretin adıyla Tor sahilleri (Kot-Detoret) diye bilindiğinden sözetmektedir.
Derikliler
Rivayete göre Mardin Derik’ten gelmedirler. Derik’te Rutanlılar bugün de
etkin bir aşiret olarak mevcutturlar. Bahtiyarlılar’ın bir kolu/kabilesi
gibi görülen Rutanlılar’ın bu Derik’ten gelenler, yani Derikliler oldukları
sanılmaktadir. “Dersim” adlı kitabında Antranik’in Dersim aşiretleri
arasında saydığı “Dırek-Uşağı” adı, Derikliler’e referans olmalıdır. Barbro
Karabuda’nın İsveç dilinde kaleme alınan aşiretlerle ilgili çalışmasında,
Varto’da “Torom” adlı bir yer, Diyarbakır bölgesinde Rutan aşireti, Derik’te
Delikan aşireti kayddedilir. Aynı kitapta Hakkari Yüksekova’da sınırın TC
tarafında Diri adında bir aşiret sayılır. Diri, Derik, Delikan, adları
ilişkili midir? Tüm bu adların Der veya Del kökünden gelmesi mümkün müdür?
Bu konuda kesin bir şey denemezse de üzerinde düşünülmeye değer.
Yıllar önce Nürnberg’de karşılaştığım yaşlı bir Rutanlı (Ali Yılmaz), Rutan
adının “kılıç zoruyla din değişen” anlamına geldiğini, onların gerçekten de
zorla din değiştiklerini, pirlerinin ise genelde Kureşanlılar olduğunu
söylüyordu.
Rutanlılar’ın İç Dersim’deki Yerleşmeleri
Hozat’taki Rutan yerleşmeleri:
Torut (Torum), Lolan Taneri, Pakıra/Pakra, Cıbıko, Kemer Sur, Sorbıke,
Çırtıko, Hopıke, Tesnak ve Derik köyleri.
Bu bilgiler kişisel gözlemlerime ve halktan edindiğim bilgilere dayalıdır.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” başlıklı kitabı Rutanlılar’ı Hozat
ile Sin Nahiyesi arasında gösterir. Bu kitaba göre bu bölgede “Söke” adında
bir Rutan köyü de vardır. Notlarımda “Türk Taner” diye bir yerleşmeleri de
geçiyor. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın adını “Hasan el-Tanel” olarak yazan
Taylor’un yazısında, Dersim’de “Tanel” adında bir köyden de sözedilir. Taner
ve Tanel, aynı adın şekilleri gibi görünüyorlar.
Çihik Nahiyesi’ne Bağlı Rutan köyleri
Çığek, Çırtik, Gome Haciyan (Hacı Köm), Korte Guri, Goma Munzur, Golan ve
Arman.
Burdaki Rutanlılar arasında yoğun şekilde yaşadıkları bu bölgeye Hozat
Torum’dan geldiklerine dair bir gelenekleri vardır.
Rutan Adı Konusunda İpucu Olabilecek Bazı veriler
Hurri adları Alarut (Ararat, Alarot), Urartu, Rusa (Ursa, Urastu, Urashtu)
ve Lutipri gibi adlarda “rut” öğesi veya kökü olabilir mi? Toumanoff,
Urartu’nun tam merkezindeki Rushtuni evi ve beyliği hakkında yazarken, Rusa
kral adını bu evle ilişkiye sokar ve bu evin Urartu kraliyet evinden
olduğunu söyler ki, Ruştuni ve Rutan adları da kıyaslanabilirler belki.
Cevdet Türkay’ın yayınladığı Osmanlı arşivlerinde Rut-Rutan adının yer yer
Rus-Rusan şekillerine girdiğine tanık olunur. Bu arşivlerde R harfi ile
başlayan adların önüne İ ve U seslerinin geldiği veya getirildiği de dikkat
çeker.
Bu dönüşüm nedeniyle Rus ve Ruten sözcükleri üzerinde kısa bir açıklama
yararlı olabilir.
“Rus” adı Yunan kaynaklarında M.S. 8’inci veya 9’uncu yüzyılda görünür. Rus,
Rusia, Ruscia, Ruzia, Ruzzia veya Rossia gibi değişik formlar altında bir
zaman için birçok halkın kolektif adı gibi kullanılır.
“Ukraine - A Concise Encyclopaedia” (1963) adlı ansiklopedinin birinci
cildine göre Ruthen/Ruteni/Rutheni adı Latince bir sözcüktür. İlk olarak
1089’da “Annales Augustani”de görünen ve Ukranya dilinde “Rusyny” şeklinde
telaffuz edilen bu sözcük 12’inci ve sonraki asırlarda Ukranyalıları
tanımlayan “Russi” adının sinonimidir. Roman Curia’sı kayıtlarında
Ukranyalılar ile Beloruslar’a bu adla referans verilmiş,
Avusturya-Macaristan yönetimindeki Ukranyalılar (Galiçya, Bukovina,
Transkarpat Ukranyası) Rutenler diye tanımlanmıştır.
Kısacası Ruthenler adı dar anlamda Ukranyalılar'a karşılık kullanılmıştır.
Ortaçağlarda daha geniş anlamlar kazanarak özellikle Katolik inançtan olan
Polonya-Lithuania ortak krallığı içindeki Ukranyalılar ile Beloruslar’ı
tanımlar olmuştur. Hatta bazen tüm Doğu Slavları’na (Ukranyalılar,
Beloruslar ve Ruslar) Ruthen denilmiştir.
Polonyalılar Galiçya’ya Rus (Ruthen) Eyaleti demişlerdir.
1654’te Halepli Paul, Ukranya’ya Rus, Ukranya halkına ise Ruthenler diyerek
onları “Muscovitler”den (Moskova prensleri) ayırmıştır.
Özetle, Ukranya ve Ukranyalılar asırlar içinde farklı adlarla anılmışlardır.
Ancak 19 yüzyıl sonlarından itibarendir ki düzenli olarak Ukranya ve
Ukranyalılar denmiştir.
Ukranya adının orijini az önce adını verdiğimiz kaynağa göre “sınır toprağı”
anlamlı Slavca bir sözcüktür.
Ukranyan’ın en eski halkı Kimmerler, daha sonra da onların yerini alan
İskitlerdir. M.Ö. 950’den kalma bir Fenike dünya haritasında bugünkü Ukranya
toprağına Magog ve Gomer denir. Destanlardaki Gog adının Kimmerlere referans
olduğu tahmin ediliyor.
Ukranyalı (Galiçyalı) bir Marksist olan Roman Rosdolsky, 1948’de yayınladığı
“Engels and Nonhistoric Peoples: The National Question İn The Revolution of
1848” adlı eserinde, 1848-49’larda Avusturya`daki Ukranyalılar'ın
kendilerini “Ruthen” ve “Rusni” gibi adlarla adlandırdıklarını yazmaktadır.
1848’de bir Ruten ulusal hareketi sadece Galiçya’da belirgindi ve bunlar o
sıra Katolikti. Ama 19. yüzyılda Ruslaştırmanın bir yolu olarak Rusya
tarafından zorla Ortodoks yapıldılar. Rosdolsky, bu Galiçya Ruthenleri’nin
sonraları hem Ruski adına tepki olarak, hem de resmi dilde “Küçük Rusya” adı
verilen Rusya Ukranyası’ndaki aynı milliyetten halk ile birlik isteklerinin
bir sembolü olarak eski ve tarihi adları olan Rutenler adını bırakıp
Ukranyalılar adını benimsediklerini not eder.
Brugsch Bey, Mısır’daki Karnak yazıtında Ruten (Luten, Lutennu, Rutennu)
sözcüğünün Suriye’nin en eski adlarından biri olarak geçtiğini yazmaktadır.
Bu yazıtlarda Ruten ve Kenaan toprakları örtüşürler. Mısır yazıtlarında
Ruten sözcüğüyle Filistin’de bir aşiret konfederasyonun adı olarak da
karşılaşılır.
Kadeş, Damaskus ve Beyrut Karnak yazıtlarında "yukarı Ruten" denen
topraklara dahil kentler arasında anılırlar. Bu toprakların halkına da yer
yer Rutenler denmektedir.
"Yukarı Rutennu" 12 İsrail aşiretinin yerleştiği rivayet edilen topraklar
içinde gösterilir.
Efsanelerde insan ırkının ilk yerleşmelerinden biri olarak geçen ve Nemrut
tarafından kurulduğu söylenen Asurya kenti Resen ve Nemrut adlarıyla Ruten
adı arasında bir yakınlık olup olmadığı da düşünülmeye değer bir noktadır.
PİLVENK AŞİRETİ
Pilvenk aşiretinin İç-Dersim’de Yerleşik Olduğu Köyler
Kazılı (Gazili), Surgiç, Poxders, Karavelu, Cerxeh, Ağzunik, Suşank, Nacar,
Ulupuxar, Gulbari, Fındıkan, Taptik, Margik, Balişer, Tanz, Ağbayır, Yeniköy,
Mısadariç, vd.
Geleneği
Kendi geleneklerine göre, cedleri Şıx Delil Berxican’dır. Horasan’dan gelip
ilkin Yukarı Pilvenk’e, daha geç dönemlerde ise Pertek mıntıkasına
yerleşmişlerdir.
Kabileleri
Geleneğe göre Pilvenk kabileleri adlarını Şeyh Delil Berhican’ın aşağıda
isimleri verilen dört oğlundan almışlardır:
Süleyman
Pir (-an)
Xelif (-an)
Keşkahor (-an)
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” adlı yayınına göre ise Pilvenk
aşiretinin iki kabilesi mevcuttu:
Zilanlı (Ziyanlı) ve
Halifanlı
Zilanlılar, halk arasında “Kösoğluyan” diye bilinenler olmalıdır. Bunların
Gümüşhane-Kelkit bağlantısı önemlidir. Bu bağlantı bu aşiretin Yukarı
Pilvenk mıntıkasına Gümüşhane-Kelkit’ten veya bu bölge üzerinden gelmiş
olabileceğini düşündürmektedir.
(Daha fazla bilgi için bkz.:“Dersim’de Aşiret ve Ocak”, Dersim 38 Forum
arşivi)
ŞIXMAMED AŞİRETİ
Kabileleri ve Köyleri
Şıxmamed aşiretinin kabileleri bu aşiret halkı tarafından şöyle sayılır:
Qêrezo (Qêreco, Khêrezo): Çewlik, Ko, Sırzê, Oğê köylerinde yerleşik.
Mêwaliyo: Kalemdüzü, Deregöl, Xêçe
Saverdiyo (Şah-Verdiler): Xêçıke (Hiçik) köyü halkı.
Sambego: (...)
Pasku: Xêçe köyündedirler. Bu kabileden olan bazı evler: Çê Mewê Neşi, Çê
Baçe Ali.
Kherko: Xêçe köyü.
Mamku (Mamıko): Xêçe (Beltekinler bu kabile veya aşirettendirler).
Geleneği
Mursaye Ap Sılemani bu aşirete mensup bir halk ozanıdır. Yaşı yüzü aşkındır.
O’nun anlatımına göre de yukarıda adları geçen kabileler adlarını beş
kardeşten (Khêrez, Mêwali, Saverdi, Pask ve Mamık) almaktadırlar. Bu beş
kardeş Nazımiye’nin Khalmem köyünden dağılmışlardır. Bir kısmı orada (Harige’de)
kalmış, geri kalanları Khalmem’den ilkin Vanarız’a, burası kendilerinden
zorla alınınca da bugünkü Şıx-Mamed yöresine gelip yerleşmişlerdir. Bu
bölgeyi Dem (Demo) adlı bir “Ermeni”den zor yoluyla aldıkları
söylenmektedir.
Sade halkın “Ermeni” diye göndermede bulundukları genelde Dersim’in “Mıleto
Khan” diye de anılan eski halk tabakasıdır (Khalmem-Khal Ferat tabakası).
Bunların asıl Ermeni olmadıklarını birçok çalışmamda uzunca anlatmıştım.
Bu aşiretin Mamanlar (Mamakanlar) ile ilişkili olduğunu düşünüyorum.
Dayandığım verilerden bir bölümü Şıx-Mamed aşiret adı, Khal-Mem yöresinden
geldiklerine ilişkin gelenek, Mamku kabile adı ve gelenekte Domanê Khal Memi
(Khal Mem Oğulları) aşiret grubunda sayılmalarıdır.
MİLLİ AŞİRETİ
Milli Aşiretinin Dersim Çıkışlı Olduğu Görüşü ve Bulunduğu Diğer Yerler
Dersim aşiretlerinden biri de Milli (Mılu) aşiretidir. Bu aşirete İç
Dersim’in aynı adı taşıyan köyünde ve başka bazı yerleşmelerinde halen
rastlanmaktadır.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” başlıklı yayınında “Dersim’deki
Aşiretler” başlığı altında bu aşiretin adı da geçmektedir. Bu kaynakta Milli
aşireti iki referansla tanıtılır. Birincisi Dersim çıkışlı/orijinli (“Dersim’den
ayrılmıştır”) bir aşiret olması, ikincisi ise “Maruf İbrahim Paşa’nın
aşireti” olmasıdır.
M. Nuri Dersimi de Milli aşiretinin Dersim orijinli olduğunu yazmaktadır.
Milli aşiretinin bulunduğu yerler “Dersim” başlıklı bu kitapta Dersim,
Diyarbekir ve Suriye havalisi olarak gösterilmektedir.
Cevdet Türkay’ın yayınladığı Osmanlı kayıtlarında “Milli” aşiretinin
bulunduğu yerler bir yerde, Çemişgezek Sancağı, Teke, Diyarbekir, Çermik
sancakları, Sivas ve Rakka olarak; bir diğer yerde ise daha ayrıntılı
şekilde aşağıdaki gibi verilmektedir:
Erzurum, Diyarbekir, Çemişgezek Sancağı, Rakka, Mecidözü kazası (Amasya
sancağı), Ergani, Teke sancağı, Bozok, Hamid, Sivas, Adilcevaz, Mardin,
Kırşehri, Çorum sancakları, Harran Kazası (Meraş Sancağı), Ruha (Urfa),
Tokad, Kelkid, Şiran, Eğin, Erzincan kazaları.
Burada bahsi geçen Osmanlı kayıtları Kırmanciye ve Dersim coğrafyasının
Osmanlı hakimiyeti altına girdiği Çaldıran Savaşı sonrasına, kabaca 16. ve
18. yüzyıl arasındaki döneme aittirler.
Şerefname Neden Milliler’den Sözetmez?
Şerefname’de Zilan, Dınbıli, Melkişi (Çemişgezek aşiretleri) ve Melikan (Hasankeyf
beyleri) gibi adlara rastlarız, ama Milli veya Milan adı altında bir
aşiretten ya da konfederasyondan bahis yoktur. Eğer başka bir ad altında
geçmiyorsa, kitabını 1597’de kaleme alan Şeref Han’ın koskoca Milan
Konfederasyonu’ndan sözetmeyişi üstünde durulmaya değer bir konudur.
Geleneklerin ve yaklaşık aynı dönemdeki Osmanlı kayıtlarının görmezden
gelemediği Milliler’in Şerefname tarafından ihmali basit bir unutkanlık
olarak görülemez. Bu konu üzerinde fikir yürütürken aklıma gelen
ihtimallerden biri Şerefname’nin yazıldığı tarihte Milan ile Melkişi
konfederasyonlarının bir ve aynı olup olmadıkları oldu. Ne var ki bu noktada
kesin bir yargı oluşturamadım.
Milliler Hakkında Kaynaklar
Milli aşireti hakkında ulaşabildiğim kaynakların en önemlileri Mark Sykes’ın
iki yazısıdır. Bunlardan ilki The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire
(1908), ikincisi The Caliphs’ Last Heritage (1915) başlıklıdır. Sykes’ın bu
yazıları 1906, 1907, 1908, 1910 ve 1913 tarihlerinde yaptığı toplam beş
gezisinde tuttuğu notlara dayalıdır. Bu iki yazıda Milan aşireti hakkında
hayli bilgi mevcuttur. Bu bilgileri bu aşiretin lideri Milanlı ünlü İbrahim
Paşa’yla ilki Nisan 1906’da olmak üzere bizzat yaptığı görüşmelerden
edinmiştir. Milan aşireti hakkında veriler içeren bir diğer kaynak ise M. V.
Bruniessen’in Agha, Sheykh and State başlıklı çalışmasıdır.
Bu noktadan sonra söyleyeceklerim esas itibariyle bu kaynaklara dayalıdır.
Milanlı İbrahim Paşa’ya Göre Milli Aşiretinin Orijini ve Dersimliler ile
İlişkileri
Milanlı İbrahim Paşa, Mark Sykes’ı “sağ omuzunu öperek” karşılar.
“Bedevi/göçebe usulü” diyor buna Sykes. Daha sonra Karacadağ’daki Milli
aşiretinin orijini, aşiretin ve konfederasyonun tarihi üstüne konuşurlar.
İbrahim Paşa Milliler’i tüm diğerlerinden farklı “ayrı bir ırk/ulus” olarak
tanımlar. Ardından bununla çelişiyor gibi görünen şekilde “Kürt” denenlerin
Milli, Zillan ve Baba Kurdi olmak üzere üç kolundan sözeder (M. Şerif
Fırat’ta Kormanco, Zaza, Babakürdi, SC). Ama hemen sonra Milan ve Zilan
gruplarının Baba Kürtler’i Fars olarak gördüklerini ifade eder. Milli/Milan
ve Zilan grupları arasında gerilerden beri süregelen bir rekabet ve
düşmanlığın mevcudiyetine değinen İbrahim Paşa, daha sonra sözü Milliler ile
Dersimliler arasındaki ilişkilere getirir. Milliler ile Dersimliler arasında
bir fark olmadığını, bu ikilinin aynı olduklarını söyler. O’na göre “ırk”
olarak Sincar Dağı’nın Ezdileri de Milliler’e mensupturlar (Bkz. M. Sykes,
The Caliph’s Last Heritage, 1915).
İbrahim Paşa Anlatıyor: Milan Konfederasyonu`nun Tarihi
Eyüp Bey
İbrahim Paşa’nın anlattığına göre kendisinin dedesi Milli reisi Eyub Bey,
büyük bir emirdi. 19’uncu yüzyıl başında (Osmanlı sultanı Mahmut döneminde),
hükümet merkezi Cizre olmak üzere Bingöl Gölü’nden Sincar Dağı’na kadarki
bölge O’nun yönetimi altındaydı. Kendi emirliğinin doğu sınırı ile Musul
arasındaki topraklarda Revanduzlu Muhammed Bey, güney yaylalarında ise bütün
bedevi aşiretlerin reisi olan Şeyh Sfug hükümrandı. Bu üç emir/reis arasında
sürekli bir rekabet ve savaş vardı. Bunlar ne İstanbul’daki Sultan’ı, ne de
Bağdat’taki Paşa’yı dinliyordu. Sonunda Osmanlı hükümeti Reşit Paşa’yı
gönderdi üzerlerine. Revanduzlu Muhammed yakalanıp öldürüldü. Milanlı Eyub
ile Şeyh Sfug ise Diyarbekir’de mahpusken öldüler. Böylece Osmanlılar
(Türkler) bir zaman için bölgede hakim oldular.
Timawi Bey
Eyüp Bey’den sonra Milan Konfederasyonu’nun başına oğlu Timawi Bey geçti.
Mısırlı M. Ali Paşa’nın Suriye’yi istilası sırasında Osmanlılar’a karşı
Mısır ile işbirliği yaptı. Bu sırada Türk birliklerine saldırıp Mardin’i
elegeçirdi. Ama Mısır geri çekilince Osmanlı üstünlüğü restore edildi.
Milliler’in Bingöl Gölü’ndeki eski kamp yerlerine gitmeleri devlet
tarafından engellendi.
Mahmut Bey
Timawi Bey’den sonra aşiretin ve konfederasyonun başına oğlu Mahmut Bey
geçer. Ama aşireti Mahmut’u izlemez. Yaklaşık bu sıralarda (1850’ler?) Tai
ve Şamar adındaki Arap aşiretleri Milliler’i Karacadağ’a kadar sürüp
köylerini yağmalar, imha ederler. Şam Paşası’nın yolladığı birliklerin
yardımıyla bu iki aşireti geri püskürten Mahmut, aşiretini Viranşehir’de
toplar. İç anlaşmazlıkları ve kavgaları yatıştırıp konfederasyonun
dağılmasını önlemeye çabalar. Birkaç yıl içinde büyük bir güç ve servet
edinir. Viranşehir’de inşa etmekte olduğu kale Diyarbakır yöneticisi Ömer
Paşa tarafından yıkılır, kendisi de tutuklanır.
Bu sırada 17 yaşında bulunan oğlu İbrahim, babasının isteği üzerine Mısır’a
sığınır. Bir süre sonra Şam’a gelir. Burada tanıştığı Emir el-Hac’ın
yardımıyla davasını İstanbul’da sultana götürür. Burada Milliler’in eski
müttefiki Mısırlı yöneticilerden Khediv İsmail’le karşılaşır. O’nun
aracılığıyla Sultan Aziz ikna edilerek babası Mahmut hapisten çıkarılır.
Viranşehir’e dönen İbrahim aşiretin yönetiminde babasına yardım eder. Bir
zaman sonra babası ölünce Milan Konfederasyonu’nun başına
İbrahim geçer.
Milanlı İbrahim Paşa
İbrahim Paşa’nın “Milan Konfederasyonu”nun başına geçmesi 1863 yılına
rastlar Aşiretin geleneğini sürdürür. Hristiyanları korur. Zaman zaman da
Diyarbekir tüccarlarını ve kervanları soyar. Bunun üzerine altı diğer aşiret
reisi ile birlikte yakalanıp Sivas’ta sürgüne yollanır. Yaklaşık altı ay
sonra annesinin yardımıyla kaçıp Malatya’daki “Kızılbaş aşiretleri”ne
sığınır. Özellikle bu aşiretlerden “Sinaminli”ler arasında kalır. Mark Sykes
ile görüşmesinde İbrahim Paşa, Sinaminliler’in de “Milli ırkı”ndan
olduklarını söyler.
Osmanlı-Rus savaşı patlak verince asker İbrahim Paşa’nın peşini bırakır. Bu
savaştan sonra Res el-Ain’deki Çerkez kolonisi ile dostluk kurar. Akıllı bir
diplomasi ile etraf aşiretleri ve şeyhleri kendi çevresinde toplar. Çok
geçmeden Milliler her zamankinden daha fazla güçlenirler.
Bu sıralarda Milan Konfederasyonu “Sünni Kürt aşiretleri”nin yanısıra Ezdi
aşiretlerinin bir bölümü ile bazı Arap aşiretlerini de içermektedir.
Konfederasyonun ve İbrahim Paşa’nın egemenlik alanı Urfa ve Rakka’nın
yanısıra Diyarbakır surlarına dek dayanır. Sarayla ilişkileri iyidir.
“Kürdistan’ın taçsız kralı” diye ünlenir. Sonraları diğer bazı aşiretlerle
birlikte Hamidiye Alayları’na yazılır. Bu sırada ve İstanbul’u ziyaret
ettikten sonradır ki kendisine “Paşa” ünvanı ve “General” rutbesi verilir.
Bu sayede Tai, Jibbur, Anazeh ve Şamar gibi çevredeki Arap aşiretlere karşı
daha da güçlenir. Onların iç ihtilaflarına karışarak bazı kesimlerini yanına
alır. Güçlü Arap aşiretlerinden Kais aşiret şeyhinin bacısıyla evlenip bu
aşireti kazanır. Bunu Afadli, Baggara ve Sherabin gibi başka Arap
aşiretlerinin desteği izler.
Diğer aşiretler ve reisler Ermeniler’i soyup katlederken İbrahim Paşa Ermeni
ve Keldaniler’i Viranşehir’e sığınmaya teşvik eder. Burada kurduğu pazar
hızla büyür. Kervan trafiği Viranşehir’e yönelir ve Viranşehir’in önemi
giderek artar. Tabi ki İbrahim Paşa’nın gücü ve serveti de. İbrahim Paşa’nın
kentine dönüşür Viranşehir. Bu gelişmeler üzerine İbrahim Paşa soygun
pratiğini bırakır. Artık kervanların güvenliği ile ilgilenmeye başlar
(1904). Siverek dolayında kervanları soyan Karakeçi aşireti ile ve bu sırada
kendilerine müdahale eden askerle çatışır. Sonunda Karakeçiler ile bir
anlaşmaya varılır. İki taraf arasında evlilikler yapılarak bu anlaşma
pekiştirilir. Askerle çıkan çatışmayı ve bir subayın ölümünü unutturmak için
İbrahim Paşa Sultan’a 500 deve yükü yağ gönderir.
Böylece İbrahim’in şahsında Sykes’ın deyimiyle bir feodal baron, doğulu bir
despot ve göçebe reis tipi belirir.
İbrahim Paşa’nın bazı zaafları, yetenekleri ve kuvveti ile Pontus kralı
Mithridates’i anımsattığını söyleyen Sykes’a göre İbrahim Paşa karargah
olarak kullandığı çadırının büyüklüğü ile övünüyordu. Birlikte oldukları beş
gün zarfında (9-14 Nisan 1906) bütün işlerin hep bu büyük çadırda
görüldüğüne tanık olmuştu. O’nun çadırında Atilla’nın ve Timur Lenk’in kamp
hayatlarını tasavvur etmek kolaylaşmıştı (Bkz. M. Sykes, The Caliph’s Last
Heritage, 1915, s. 319-327).
Hamidiye komutanları arasından özellikle iki isim devlet tarafından
potansiyel tehdit olarak görülmüşlerdir. Bunlardan biri Botan’da adeta küçük
bir krallık yaratan Miranlı Mustafa Paşa, diğeri de Milanlı İbrahim
Paşa’dır. İbrahim Paşa, 1908 darbesi ile iktidara oturan İttihatçılar’ın
otoritesini tanımaz. Bu sırada bağımsızlığını ilan etmek üzere ayaklanır,
fakat yenilir (M. V. Bruniessen, a.g.y).
Sykes’ın ifadesine göre Büyük Ermeni katliamı sırasında İbrahim Paşa’nın 10
bin kadar Ermeni’yi ölümden kurtardığı tahmin edilmektedir. Yine O’nun
anlattığına göre İbrahim Paşa’nın etrafında imparatorluğun her ırkından ve
inancından insanlar vardı. Kimi vergi, kimi ticaret, kimi de
anlaşmazlıkların çözümü için ona gelirdi. Osmanlı Büyük Veziri, Sykes’ın
faaliyetlerini izlemesi için İbrahim Paşa’ya mektup göndermişse de, Milanlı
İbrahim bu mektubu Sykes’a göstermiştir (Bkz. Sykes, The Caliphs’ Last
Heritage, 1915, s. 318).
Mahmut Bey
İbrahim Paşa öldüğünde yerine oğlu Mahmut geçer. 1919’da bir ara vasal bir
Kürt krallığı oluşturmaya niyetlenen Britanya’nın düşündüğü kral
adaylarından biri bu Mahmut’tur (Bkz. M. V. Bruniessen, a.g.y).
Not: M. Sykes’ın verdiği harita incelenmeye değer.
Milan Geleneği
Mark Sykes, “The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire” (1908) başlıklı
yazısında ve "The Caliphs’ Last Heritage" (1915) adlı kitabında Milanlı
İbrahim Paşa’dan ve Dersimliler’den dinlediği şekliyle bu geleneği de kayda
geçmiştir.
Milan geleneğinin Sykes’ın aktardığı versiyonuna göre Milanlar Şem’in
çocukları olup Arabistan’dan (Güney’den diye yorumlanabilir) gelmişlerdir.
Kimi Ezdi, kimi de Hristiyan’dır. Zilanlar ise Doğu’dan gelmiş “aşağı/barbar
bir ırk”tırlar.
Bu geleneğin Milanlar’ın ağzından aktarıldığı açıktır. O nedenle burdaki
“barbar” nitelemesi, Milanlar’ın Zilanlar’a kıyasla bölgede daha eski
oldukları iddiasına bağlanabilir.
“Kürt” diye tanımlanan aşiretler bu gelenekte Milan, Zilan ve Baba Kürdi
olmak üzere üç gruba bölünmektedir. Bunlar “Türkiye Kürtleri”nin üç şubesi
olarak tanıtılmaktadır.
Milanları ayrı bir ırk/ulus olarak tanımlayan ve Dersimliler ile Ezdileri de
bu gruba dahil eden İbrahim Paşa, Milan ve Zilanlar’ın Baba Kürdileri Fars
olarak gördüklerini özellikle vurgular. İbrahim Paşa’nın anlatımına göre
Milan-Zilan şeklindeki bölünme İslam istilasından çok önceki bir tarihe
aittir. O’na göre başlangıçta 1200 kadar aşiretten bileşen Milan
konfederasyonu zamanla dağılmış ya da dağıtılmış, bunlardan bir bölümü bu
sırada kaybolmuştur.
Türkçü yaklaşımı nedeniyle pek güvenilir olmayan M. Şerif Fırat, kendisinin
Varto Tarihi’nde bu gelenekteki grupların adlarını hem farklı verir, hem de
farklı yorumlar:
Kormancolar: Fırat, Mil ve Zil olmak üzere iki gruptan oluştuğunu söylediği
Kormancolar’ı başlangıçta Kürt olmayıp sonradan Kürtleşen grup olarak
tanımlar. Fırat’ın bu yorumu, bu grubun başlangıçta “Türk-Türkmen” olduğu
şeklindeki iddiası atılmak koşuluyla, dikkate değerdir.
Zazalar: Fırat; Zaza, Dümbeli ve Yezidi adlarını eşanlamlı kullanır.
Kurtbabalar: Fırat’ın Kurtbabalar’dan kastettiği Baban Kürtleri denenler
olmalıdır.
Bu anlatımlardan hareketle bu gelenekte bahsi geçen grupları bazı
çekincelerle birlikte Kırmanc (Milan-Zilan), Zaza ve Kürt şeklinde
yorumlamak mümkün olabilir. Ek olarak Milan adının Dımıliler’e, Zilan adının
ise Geliler’e karşılık düştüğü bir varsayım olarak öne sürülebilir.
Milan Geleneğinin Dersim Versiyonu
Bu geleneğin Dersim versiyonuna göre Milanlılar çok eski bir tarihte
Arabistan’dan (Güney’den) gelerek Dersim’i yurt edinirler. Ama Doğu’da
Osmanlı hakimiyetinin kurulacağı sıralarda kitlesel sığınmalardan ötürü
Dersim ağzına kadar Kızılbaş aşiretlerle dolmuş vaziyettedir. Dersim’i
kuşatan Müslüman çevrede "Ya Dersim taşarsa?" endişesi büyümektedir. Osmanlı
yönetimi de Dersim çıkışlı bir istiladan/taşmadan korkmaktadır. Tehdit
olarak görülen böyle bir taşkını önlemek için düşünülen çare Dersim’i
boşaltmaktır. Dersim Sorunu’na çözüm olarak düşünülen bu uygulama Yavuz
Selim’le başlar. O’nun veya vezirinin Dersim’i zor kullanarak boşaltma
operasyonu bazı aşiretleri ulaşılması güç dağlık bölgelere çekilmeye zorlar.
Buna fırsat bulamayan aşiretlerin bir bölümü ise topraklarını terketmek
zorunda kalırlar. Bugün başlarında İbrahim Paşa’nın bulunduğu Milliler, işte
bu tehcir ve iskan uygulaması sırasında güneye doğru inenlere mensupturlar.
Sykes’ın Dersim’de dinlediği gelenek özetle böyledir. Buna göre Milanlılar
ilkin Dersim’i yurt edinmiş, etrafa buradan dağılmışlardır. Sykes’ın bizzat
kendisi de Yavuz’un bahsi geçen Dersim seferi sırasında Dersim’den dışarıya
doğru büyük bir göç hareketi yaşandığını kabul etmektedir.
(Bkz. Mark Sykes, The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire. Türkçe çevirisi
için bkz. Seyfi Cengiz, Dış Kaynaklarda Kırmanclar, Kızılbaşlar ve Zazalar,
s. 127-129).
“Dersim'in en eski sakinlerini” ve kendi zamanındaki Dersimliler’i Mil
orijinli olarak tanımlayan M. Nuri Dersimi de Milanlılar’ın orijinal
yurdunun Dersim olduğunu, etrafa buradan dağıldıklarını öne sürmektedir (Bkz.
M. Nuri Dersimi, Hatıratım, s. 8).
M.
Nuri'nin Dersim'de Mil Unsuruna Atfettiği Önem Dımıli Bağlantısı
Kurulmadıkça Boşlukta Kalır
M. Nuri Dersimi Milan geleneğindeki etnik kümelerin adlarını Kurmanclar,
Zazalar ve Babakürdiler şeklinde vermektedir.
Mehmet Nuri’nin dili Dersim’in sade halkının ve zengin Dersim geleneğinin
dili değildir. Onun kitaplarında kendi kuşağının Dersimlileri tarafından
kullanılan Kırmanc, Kırmanciye, Kırmancki ve Dımılki gibi kavramlara
rastlanmaz. Fakat Dersim’de Mil öğesine büyük bir önem atfeder. Ne var ki,
O’nun Dersim’de Milliler’e atfettiği bu önem Mil ve Dımıli adları arasında
bir ilişki kurulmadıkça boşlukta kalır.
Popüler Etimolojide Milli-Dımıli Bağlantısı
Tam burada Kemal Badıllı’nın Kürtçe Grameri’nde rastladığım bu iki terimi
ilişkilendiren halk etimolojisi anımsatılmaya değer. Badıllı’nın aktardığı
popüler etimolojide Dımıli sözcüğü “Milliler’in arkası/kuyruğu” (bunu
Milliler’den olanlar, Milliler’in izleyicileri tarzında anlamak mümkün)
şeklinde yorumlanmaktadır.
Öyle görünüyor ki, İbrahim Paşa, Fırat ve Dersimi’de rastlanmayan bağlantı
halkın kendisi tarafından çoktan kurulmuştur. Burada önemli olan bu halk
etimolojisinin doğru olup olmadığı değil, Milliler ile Dımıliler arasında
halk tarafından bir ilişki ve akrabalık görülüyor olmasıdır.
DEMENAN AŞİRETİ
Demenan tarihi bir kitap ya da kitapçığın konusu olmayı hakeden bir öneme
sahiptir. Aşağıdaki yazı yalnızca kısa bir özettir. Bu özette özellikle
kasetlere alınan söyleşilerden yararlandım. Eksiklikler ve hatalar mutlaka
vardır. Bunlar tespit edildikçe gerekli düzeltmeler ve ekler yapılarak
eldeki metin geliştirilmeye çalışılacaktır.
Adları
Demenan adı bazı kaynaklarda “Dedeman”, bazılarında “Ademi” veya “Ademan” (Bkz.
M. Ş. Fırat) şekilleri altında kaydedilmektedir. Edip Yavuz’a göre M. Şerif
Fırat’ın Zilan grubunda gösterdiği “Temehoran (Temelhoran)” aşireti,
Demenanlılar’dır. Demenanlılar’ın Şerefname’de “Temelhoran (Temehoran)” adı
altında Celali aşiretine bağlı bir oymak olarak anıldıklarını ileri
sürmektedir. Celali grubu aşiretleri Zilan konfederasyonuna dahil idiler. M.
Sadık Yiğitbaş’ın “Kığı” adlı kitabında ise “Demlek” adında bir köy ve “Dem
oğlu Ali” diye bir kişi ismi verilmektedir. Bu veriler Demenan aşiret adının
Mamakanlar’ın veya Dımıliler’in adlarıyla ilişkisine işaret edebilirler.
İç-Dersim’deki
Yerleşmeleri (Köy, Köm, Mevki)
Azgu: Çê Murtê Sılê Bori ile Çê Welê Memê Mılê bu köydendirler.
Arekiyê: Demenan aşiret lideri Cıvrail Ağa, bu köydendir.
Bor: Çê Sılê Suri bu köydendir.
Giniyê
Xuloz (Xulozo): Sılemano Qız’ın okuduğu Zegeriyê Türküsü’nde (Hawa Zegeriyê)
adı geçen Mursa ve Mustafa’nın bacıları Fidan, bu köyde oturuyordu.
Gêwrekê: Qemê Cıvê Kheji bu köydendir.
Hêgao Pil: Çê Hemê Mirzê Sıli bu köydendir.
Xozmeragê (Meraga Xozu, Hozmerek): Çê Momıdê Sılê Hemi bu köydendir.
Paga Alê Demi: Çê Xıdırê Phedıji bu köydendir. “Pagê“, terkedilmiş köy,
harabe anlamlıdır.
Thimê (Yayla)
Zımê Guli
Kurvak (Kurvarık): Çê Alê Dewreşi bu köydendir.
Çola Ulasu (Zıme Guli köyü altında bir yayla)
Kırık (Yayla)
Şerxanu, Çhemê Şêrxanu
Harşiyê (Harşiya Lolu)
Khêla: Çê Alê Khali ve Çê Hemê Qemê Beleki bu köydendirler.
Vıle
Sagır
Gaxmu, Gaxmud: Bu köyün Yusufanlılar tarafından Demenanlılar’dan alındığı
söylenmektedir (Bkz. Lawuka Zegeriye).
Salvenk
Merga Çeqerê
Çêrğat
Hakıjiyê, Akıjiyê (Bkz. Lawuka Zegeriyê)
Ğez (Yayla)
Diar (Yayla)
Khalkundur
Khêrengu
Kırnige (Yayla yeri)
Kheloske (Yayla)
Dêrê Alü (Dere Aliyu)
Mezra Sandalu
Qutiyê (Yayla)
Thot
Xuloz
vd.
Belli Başlı Kabileleri
Adları en sık anılan kabileleri şunlardır:
Kerdızu
Boruzu
Mıstu
Sandalu
Kırtu, Khırtu: Çê Sılê Suri (Borlu) bu kabile veya ezbete mensuptur. Çhemê
Şerxanu köyünden olan evlerden biri Çê Kırtu diye bilinmektedir.
Kêrzu
Bolku: Çê Cıvê Kheji ve Çê Mursaê/Murtê Sami bu kabile veya ezbete
mensupturlar.
Momedu
Hemu
Sımaylu: Çê Hesê Gewê bu kabile veya ezbete mensupturlar.
Moru
Mosku
Xırku: Çê Çhemê Şerxanu, Çê Samê Khedi ve Çê Besa Şiaê bu kabile veya ezbete
mensupturlar.
Şerxanu
Murexanu: Çê Alê Heşi, Çê Hesê Alê Kuri, Çê Momıdê Sılê Khali bu kabile ya
da ezbete mensupturlar.
İç Dersim’in başka bazı bölgelerinde ve çevre kesimlerde de Demenan
kabilelerine rastlarız. Örneğin Hozat’ta ve Erzincan’da Bor’dan gelen ve bu
nedenle “Boruzu” diye bilinenler vardır. Bu kabileyi Abasanlılara dahil
edenlere de rastlıyoruz.
Büyük Evlerden Bir Bölümünün Adları ve Ait Oldukları Kabileler veya Köyler
Çê Cıvrail Ağaê Arekiyê (Arekiyê)
Cıvrail Ağa, Harput’ta oğlu Hesen Ağa ile birlikte idam edilen Demenan
aşiret büyüğüdür. Aşiretin esas lideri Arekiyeli bu Cebrail’dir. Onu aynı
adı taşıyan Cıve Khêji ile karıştırmamak gerekir.
Çê Cıvê Khêji/Çê Cıvrailê Kazımi (Bolku)
Bu eve adını veren Cıvê Khêji (Cıvraile Kazımi), ünlü Demenan
direnişçilerinden Hemê Cıvê Khêji ile Qemê Cıvê Khêji’nin babasıdır. Fiili
planda aşiretin askeri lideri gibi görünmektedir. Jandarma Umum
Kumandanlığı’nın “Dersim” adlı yayınına göre Cıvrail Ağa’nın kardeşinin (Qemê
Cıvê Khêji olmalıdır) Eylül 1931’de Alanlılar tarafından vurulması iki
aşiret arasında uzun süren bir kan davası başlatmıştır. Demenanlılar'dan
Mirzê Sılê Hemi'nin kardeşi İsmailê Silê Hemi, Alanlılar'dan ise Gewrekli
Lazê Hesê Gêmi ve Kortasureli Wuşênê Seyd (Wuşênê Mozıki lakabıyla ünlüdür)
de bu kavgada vurulurlar (Alan-Demenan kavgası için bkz. Lawuka Zegeriyê).
Diğer Evler
Çê Hesê Gewê (Sımayılu)
Çê Sılê Suri (Kırtu)
Çê Mursaê Sami (Mıstku)
Çê Murtê Heşi
Çê Hemê Sımê Khali, Çê Sılê Hemi, Çê Mirzê Sılê Hemi (Xozmerage)
Çê Sılê Bazari
Çê Khalê Gonci
Çê Alê Heşi
Çê Hesê Alê Quri
Çê Gulê Sımê Khali (Çê Samaliyê Gulê Sımê Khali)
Çê Xıdırê Phediji
Çê Mıstefaê Tornê Ali
Çê Gulê Suri
Çê Alê Khali
Çê Hemediyê Wuşênê Hemê Bege
Çê Samê Khêdi (Piyê Besa Şiae, Dewa Çhemê Şêrxanu ra )
Çê Kırtu
Çê Welê Memê Mılê
Çê Murtê Sılê Bori
Çê Hemê Qemê Beleki
Çê Alê Dewreşi
Bu evlerin pek çoğu tümüyle imha edilmişlerdir.
Aşiret Kavgalarında Demenanlılar (1931-1937/8)
Demenanlılar’ın aşiret kavgaları içinde sözü en çok edilenler Alanlılar,
Avasanlılar (Şeyh Hasananlılar) ve Yusufanlılar ile yaptıkları kavgalardır.
Özellikle Alanlılar’la kavgaları hem uzun sürmüş, hem de hafızalarda derin
izler bırakmıştır.
Zegeriye Türküsü (Hawa Zegeriyê) 1931’den 1937/8’e dek süren bu kavgayla
ilişkilidir. Dersim’in ünlü ozanlarından Sılemano Qız’ın Keman eşliğinde
okuduğu bu ağıt bu kavgada vurulan Mursa ve Mustafa kardeşler üstüne
yapılmıştır. Bu iki kardeş Demenanlı Lazê Alê Heşi’nin oğullarıdır. Ağıtta
konuşturulan babalarıdır. Mursa ve Mustafa’nın diğer kardeşleri Hesen ile
Fidan ise yaşamlarını 1938’de Marçig’deki toplu kırımda yitirmişlerdir.
Zegeriye Türküsü’ne konu olan Demenan-Alan kavgası iki taraftan da birçok
genç ve aşiret ileri geleninin hayatına malolmuştur. Demenanlı İsmailê Lazê
Sılê Hemi ile Alanlı Hesenê Gemi’nin oğlu Wuşenê Seydi (Wuşenê Mozıki) de bu
kavgada kaybedilmişlerdir. Bu sıradaki Alan büyükleri ikisi de 38’de kurşuna
dizilen Çukurlu Hesen ve Sülü ağalardır. Kavganın orta yerinde Demenanlılar
tarafından barış için yollanan kadın elçilerin çabaları sonuç vermez. Ağıtta
geçen “Bıko ma ceni kerd çeunê Alu, mıneta ma qevul nebiye” sözleri bu olaya
referanstır. Alanlı Sülü Ağa barıştan yana çıkmışsa da, daha katı olan Hesen
Ağa buna engel olmuştur. Ağıtta Mursa ve Mustafa’nın babalarının ağzından
söylenen “Kıstena Mursa u Mıstefa ağaê mı beno sa, xımalo Mejivê Ağaê Oxiyê”
sözleri Ohu ağalarına referanstır. Burada adı geçen Ohu, Alan-Demenan
kavgalarının cereyan ettiği sıralarda, 1931-1936 tarihleri arasında, Palu'ya
bağlı Ohu Nahiyesi olmalıdır. M. Sadık Yiğitbaş'ın Kiğı adlı kitabında hem
bu Ohu nahiyesinden, hem de "Ohu ağaları"ndan sözedilmekte, hatta Ohu
ağalarının şeceresi bile verilmektedir. Burada "Mejive" (Necip?) tarzında
söylenebilecek bir ada rastlamadım. Türküdeki bu sözcüğü ve anlamını
kesinleştirmek gerekir. Bu aynı kitapta aşiret veya aşiret-içi
anlaşmazlıklar nedeniyle Dersim içinden Kığı'ya göçettikleri söylenen "Ulaşlar"
(Şamoni Ulaşları) adlı kabile ile "Ohu Ağaları" arasında akrabalıklar
kurulduğu söylenmektedir. Demenan kabileleri arasında anılan "Ulasu" ile bu
"Ulaşlar" arasında bir bağlantı var mıdır, araştırmak gerekir. Ağıta adını
veren Zengeriye denen mevki de netleştirilmelidir. Bu türküde Gaxmud ve
Akijiye köyleri üzerindeki Demenan-Yusufan kavgasına da değinilir. Alan-Demenan
kavgası ile Yusufan-Demenan kavgaları arasında paralellik kurulur.
Direniş Tarihindeki Yerleri (1937/8-1945/6 Peryodu)
İç Dersim’de özellikle geçimini hayvancılıkla sağlayan aşiretlerin hemen
hepsinde 1938 öncesinde “Qol” adı verilen ve sayıları aşiretten aşirete
değişen silahlı gruplar görülür. Bu gruplar, aşiretin askeri kanadı gibidir.
Aşiretin güvenliği ve savunması onlara emanet edilmiştir. Devletin neredeyse
süreklilik arzeden tedip ve tenkil seferleri sırasında direnişi organize
edenler onlardır. “Qol” denen grupların herbirinin başında birer “Qolbaşı”
vardır. Qemê Cıvê Keji’nin anlatımına göre Laç’taki direnişi ortaya koyanlar
Demenanlı 16 seçkin savaşçı ya da “Qolbaşı”ydı. Sılo Qız’ın okuduğu
versiyonda eksende Yivis olmak üzere bunlardan şu beş savaşçının adları
anılır: Yivis Ağa, Qemerê Heseni, Hesenê Khalê Gonci, Hemedê Cıvraili, Aliyo
Qız. Bunlara Sılo Phıt ve Hesê Gewê’nin de dahil olduğu başka tanıklıklardan
ve anlatımlardan iyi bilinmektedir.
Bu ünlü silahşörlerin adları anlatımlarda kısmen farklı verilirse de,
genelde aşağıdaki gibi sayılmaktadırlar:
Yivisê Seykhali
Borlu’dur. Savaşçı ve şair. Qemê Cıvê Kheji ile yapılan “Qesê Verê Locinê”
başlıklı söyleşiye göre Laç direnişi sırasında 22 yaşındadır. Savaşçıların
en gencidir. Sesi oldukça güzeldir. Şarkı söyleyerek dövüşür. Hem dövüşür,
hem türkü söyler. Laç direnişinin sembol ismidir. Türküde onun ağzından
“İvis vano, perode perodime, olım kare/kaye camerdano“ (“Perode dame pero,
olım kayê camerdano”) denilir. Yine türkü söyleyerek dövüştüğü Dolu Baba (İksor)’daki
bir çatışma sırasında Türk askeri içindeki milisler Yivisi dinlemek için
Yüzbaşı’dan ve Demenanlı savaşçılardan bir saatlik ateşkes talebinde bulunup
hep birlikte Yivis’i dinlerler.
Yiwis, Laç’taki çarpışmalarda öldürülen sayılı savaşçılardan biridir. O’nun
ölümü Laç direnişinin sonu gibi görülür. Nasıl öldüğü tartışmalıdır. Qemê
Cıvê Kheji, Yiwisê Seykhali öldüğünde kendisi ve kardeşi Hemedê Cıvê
Kheji’nin onunla aynı grupta olduklarını söyler. Bir aralık askerin ateşi
yoğunlaştığı ve giderek yaklaştığı halde arkadaşlarının silah sesleri
azalmış, giderek kesilmiştir. Bunu farkettikleri için abisi Ahmet’le
birlikte gidip arkadaşlarını ararlar. Onları derede yanında su bulunan bir
mağarada Yivis’in cesedi başında bulurlar. Tırmandığı tepede topçuları
etkisiz kılıp topu dereye yuvarladıktan sonra vurulduğunu öğrenirler.
Sılê Phıti
Başında bulunduğu “Qol”, 1946 affına kadar dağlardaydı. Laç’taki kavgada
Ragıp Gümüşpala’yı esir almıştır. Gümüşpala, 1897 Edirne doğumludur. 1916'da
Birinci Savaş'a katılır. 1917'de Asteğmen'dir. Birinci Savaş’ta yaralanıp
İngilizlere esir düşer (1918). 1920 sonlarına kadar esir kalır. 1934'te Harp
Akademisi'ni bitirip "Kurmay" olur. 1948'de Tuğ, 1951'de Tüm, 1955'te Kor,
1959'da Or-generalliğe yükselir. 1960'ta Üçüncü Ordu Komutanlığı'na atanır.
27 Mayıs darbesi bu görevi sırasında cereyan eder. Gümüşpala 27 Mayıs'a
katılır. 6 Haziran 1960'ta Genelkurmay Başkanı yapılır. Ama bir süre sonra
yönetime elkoymuş bulunan Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından tasfiye
edilen diğer subaylarla birlikte emekliye sevkedilir. Bu tarihten sonra
siyasete atılır. 11 Şubat 1961'de kurulan Adalet Partisi'nin
kurucularındandır. AP'nin ilk Genel Başkanı’dır. 15 Ekim 1961 seçimlerinde
İzmir'den Milletvekili seçilir. 1964'te kalp krizinden ölür. Süleyman
Demirel'in AP Genel Başkanlığı'na getirilişi onun ölümünden sonradır. Görgü
tanıkları Türk subayı Ragıp Gümüşpala'nın 1938’de Laç'ta esir düştüğünü
anlatırlar. Bu kısa tanıtımın amacı da Alay veya Tugay komutanı olarak
Dersim soykırımına katılıp Laç'ta esir düşen Ragıp Gümüşpala'nın sonraları
Türk ordusunda ve siyasetinde önplana çıkan bir figür olduğuna dikkat
çekmekti. Kariyerinde Genelkurmay Başkanlığı, parti başkanlığı ve
milletvekilliği vardır. Partisi iktidar ortağı olduğu halde kendisi kabine
dışında kalmayı tercih etmeseydi bu kariyerine bir de bakanlık ilave ederdi.
38 mukavemeti sırasında Gümüşpala Laç vadisinin derinliklerinde Dersim
direnişçilerine esir düşer. Onun önemli biri olduğu omuzundaki yıldızlardan
tespit edilir. Yaralıdır. Ama henüz yaşamaktadır. Onu Demenanlı ünlü
direnişçilerinden Sılo Phıt bulur. Sırtlayıp sığınağa götürür. İlk
müdahaleyi kendisi yapar. Yedirip içirir. Daha sonra zamanın en ünlü Dersim
tabibini getirtip tedavi ettirir. Haftalar, hatta aylar geçer. Gümüşpala
iyileşir. Bunun üzerine barbar Türk devletinin "haydut" diye hitap ettiği
Sılo Phıt ve arkadaşları Gümüşpala'yı ateş hattına götürüp hiç bir karşılık
talep etmeden Türk ordusuna teslim ederler. Onu öldü bilen, cenaze
merasimini bile yaptırtmış olan Türk askeri başlangıçta olan bitene
inanmazsa da, çok geçmeden kendine gelir. Serbest bırakılan Gümüşpala'nın ta
kendisidir (Bkz. Cemal Taş, Heliyê Koyê Dêrsimi Sılo Phıt). Tarihin ender
tanıklık ettiği |